Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Ateş Körlüğü

Ailem çok eyi insanlar, egmegleri yenir, suları içilir. Çardagda, semaverden çay içmeyi çok severleridi. Onların sohbetine rüzgârda sallanan yapraglarımın hışırtısıyla eşlik ederidim. Dalıma gonan serçe, şarkısıyla bize gatılırıdı. Mutluyduk, her şeyimiziile. Gıskanç cırcır böceenin o tiz sesiyle gafamızı şişirmesi bile bunu deeşdiremezidi.

EKLENDİ

:

Güzün güneş gennini naza çektigce ona küsen yapragların birer birer sararıp solduu günlerde, toprag uyuyacaanda, çardaan önüne iliştiriliverdim. Dutsun da böyüsün deye beni eken minik eller her gün köklerime gana gana su içirdi. Sevgi dolu bakışları gederek soğumaya başlayan havada içimi ısıttı. Böyle dutundum hayata, kök saldım. İkimiz de güücüktük. Ona çocuk, bana fidan dedileridi. İkimizi de evlat gibi sevdiler. Birlikte büyüdük. O, delikanlı olduğunda benim kalın bir gövdem, uzun dallarım varıdı. Boyum, evin boyunu çohtan geçmişidi.

Ailem çok eyi insanlar, egmegleri yenir, suları içilir. Çardagda, semaverden çay içmeyi çok severleridi. Onların sohbetine rüzgârda sallanan yapraglarımın hışırtısıyla eşlik ederidim. Dalıma gonan serçe, şarkısıyla bize gatılırıdı. Mutluyduk, her şeyimiziile. Gıskanç cırcır böceenin o tiz sesiyle gafamızı şişirmesi bile bunu deeşdiremezidi.

Delikanlıya bir gara cava (motorsiklet) aldılarıdı. Gönnünce gezsin, hem de şeere indiğinde anasını da götürsün diye. Emme heç ööle olmadı. Yokuş aşşa gederkene uçuruma yuvarlanıverdi. Onca yıl kâh üzüntü gördüm o yüzlerde kâh sevinç. Lakin o günden sonra yüzleri gülmedi garibanların. Beni emanet bildiler, oğulları gadar sevdiler. Ben onnara baktım ağladım. Onnar, bana baktı ağladı. Ciğerleri yanmıştı bir kere, çok dayanamadı anası, o da göçtü getti. Bi bobası galdı, bi ben, bi yaslı ev, üç-beş tavık, bi gaç davar. Ülübü çalıda, çalı baaçada da galdı. Tarlada tapanda izini bırakan ana-oğulun hatırası akla geldikçe çalışma hevesi gursakta galdı.

Yapacak heç bi şey yok, emir Allah’ındı. Çok şükür onun da imanı vardı. Eşin dostun desteğiyle gennini toparladı. Zamanla hem hayata, hem de baa daha çok baalandı. Isıcak soğuk demeden her gün çardağa çıkar, bana gonuşuverirdi. Birileri görse, ellelem onu deli sanırdı.

Yazın ısıcaanın eyice gavurduğu rüzgarlı bir aaşam, burnuma is kokuları geldi. Göz açıp gapayıncaya gadar goca dağın tepesini ataş aldı getti. Gonu gomşu ordan oraya goşuşturup duruyordu. Kimisi hortum almış eline kimisi gova. Ataş gedeylere, evlere ulaştı. Siren seslerini duyunca biraz umutlanıverselerde çeşine, her yan yandı kül oldu, herkes canını zor gurtardı. İnsanlar duymadı emme ben ipinden gurtulamayan ineğin, hızlı gedemeyen tosbanın, kümestee tavığın, gedeydee çebiçin, yerdee garıncanın feryadını duydum. Diri diri yanmak nedir, çaresizlik nedir bilir min ey ademinoğlu! Çul çapıt yandı, yansın! Ev ocak yandı, o da yansın emme mal melel yanmasın. Bunların hepicee can be can! Dili yok gariplerin suçu, günahı neyidi!

Ataşın böğründen bi gozalag patlayıp çarpıverdi gövdeme, düştüğü yeri alevler sardı, ayağucumdan başucuma geliverdi ataş. Şimdi ben de biliyorun diri diri yanmanın ne oldunu. Ey böyüg Rabbim çardağa hu gadar yakın olmayaydım keşge. Sen hu evi, içindeenleri, benim dallarımın ataşından goru. Başım duman, başım gızıl, bağrım dağlanıyor. Bi gennim deel, ay Allah, dağ daş, dünya gararıyor.

Gündüzün ilk ışıkları yeryüzünü aydınlattığında kızıl felaketin arkasında bıraktıkları, gözler önüne serildi. Kapkara yeryüzünün ortasında yaşlı bir adam dizlerinin üzerine çökmüş başı ellerinin arasında, yüzünü bir evine bir ağaca çeviriyordu. Bir oğluna, oğlundan kalan emanete; bir hanımına, hanımından kalan hatıralara bakıyordu. Göz yaşları isli yüzünde beyaz yollar açtı ve göğsüne damladı. Bu kara damla çok ağırdı, taşınmayacak kadar ağır. Taşıyamadı da zaten, oracıkta son nefesini verdi, Azrail’e can teslim etti.

İnsanlıktan binasip ehl-i garez sana soruyorum; o güzelim ağaçlara, ormanlara nasıl kıydın, dilsiz, çaresiz hayvanları nasıl yaktın, insanları nasıl öldürdün nasıl yaptın bunları, hiç mi için sızlamadı, hiç mi vicdanın yok senin?

Ey Bedhah! Gel seninle yaktığın ateşin en büyüğüne, gecenin kör karanlığında bir bakalım. Ne gördün anlat, daha güzel daha yaşanılır bir dünya mı, yeni bir ülke, başka başka insanlar mı?

-Hayır.

Ben söyleyeyim ateşten gayrı hiçbir şey göremedin. Yaktığın ateşin ışığı sana istediğin aydınlığı vermedi, vermez. Ne diyor Rabbim (Bakara/17-18):

“Onların misali, bir ateş yakan insan gibidir. Ateş tam etrafını aydınlattığında Allah ışıklarını yok eder de onları karanlıklar içinde, hiçbir şeyi görmez bir halde bırakıverir. Artık onlar sağırlardır, dilsizlerdir ve körlerdir; bu yüzden geri de dönemezler.”

İşte senin halin budur. Yaktığın ateş, kalbinin karanlığını gözlerine perde eyler, göremezsin. Sen ahsen-i takvîm üzere yaratılmış ama esfel-i sâfilîn olmayı seçensin. Ateş iki cihanda da seni önce kör edecek, sonra cayır cayır yakacak.

Ey melanet, bilmez misin ateşe bakan etrafını göremez!
SM

4 Ağustos 2021

Ülke Yangınları

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar