1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. İnceleme

Baudrillard’ı İktidar, Simülakr ve Simülasyon Üzerinden Okuma Denemesi

Baudrillard’ı İktidar, Simülakr ve Simülasyon Üzerinden Okuma Denemesi
0

Modern dönemden sonra postmodern döneme ait teoriler ve tanımlamalar sosyal bilimlerde kendine çabuk yer buldu. Sanayi toplumunun kavramları ve bu kavramların yorumladığı sosyal gerçeklik iki dönemde insan faktörü ve iktidar alanının değerlendirmesi çok farklı bakış açılarını içerdiğinden postmodern dönemi karşılayamamıştı.

Postmodern dönem, modern dönemde olduğu gibi salt bir fabrika-meta ve bu kavramların oluşturmuş olduğu düşünsel şekil ve yorumlayışlarından ibaret değildi. Bu dönemde artık olayları ve olguları farklı yorumlayacak yeni bir yaşam alanı ile tanışıyorduk.

Bu tanışma ve karşılaşma idari alanda da kendine yer buldu.  İktidarlar yeni kavramların oluşturduğu zemin ile kitleler nazarında kendilerine yeni alanlar açtı ve zamanla olguları ile olayları rahat idare edebilecekleri seyirlik alanlar oluşturdu.  Artık yeni üretim alanında iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, geçici modalar, lunaparklar, yeni ekonomi alanlar vb. şeylerin yaşam tarzları ile birlikte nasıl değiştiği ile ilgilenmek gerekiyordu.

İşte tam burada Jean Baudrillard’ın (1929-2007) tanımlamaları olan simülakr ve simülasyon kavramları postmodern dönemin tanımlamaları arasında yerini aldı. Baudrillard sadece bu kavramları tanıtmakla kalmadı, günümüz dünyasının tamamen bir kurgu ve kopya modeli olduğunu dile getirdi. Baudrillard’a göre bu durumu illüzyon ile tanımlamak imkânsızdı çünkü ortada gerçek diye bir şey kalmamıştı.

Günümüzde sosyal ve siyasal alanın kendini yeniden tanımladığı, iktidarların sadece görüngüler ile yönettiği bu yeni halde gerçek ile kopya zaten yeterince birbirine girmişti. Bu yeni düzende üretim rasyonel bir etkinlikten uzaklaştı ve her nesnenin yanılsamalar içerdiğine inanıldı.

Baudrillard; son yüzyıl düşün dünyasının en “çarpıcı” isimlerinden biri olarak kabul ediliyordu ve esas olarak, simülasyon, yığınların zihniyeti, “öteki”, baştan çıkarma gibi konuları kitaplarında ele almıştı. Çalışmalarında üretimin, rasyonel bir etkinlik olmadığını ileri sürmüş; tüketicinin, reklam vb. yollarla aldatılmasını göz boyayıcı bir oyun ve hem üretimi hem de tüketicinin isteğini tehdit eden bir öğe olarak yorumlamıştı.

Yaptığı çalışmaların oluşturduğu etki sayesinde 1. Körfez Savaşı sırasında Fransız televizyonunda görüşlerine sık sık başvuruldu.

Baudrillard’ın Simülakr’ı gerçeğin yerini alan ama gerçekten daha fazla gerçeğe benzeyen bir “kopya” ya da modeldir. Simülasyon ise basitçe “mış” gibi yapmak değildir. Hastaymış gibi yapan kişi yatağa uzanıp bizi hasta olduğuna inandırmaya çalışır. Bir hastalığı simüle eden kişiyse kendinde bu hastalığı ait belirtiler gösteren kişidir. Kendisinde hastalığın semptomları görünür. O andan itibaren kişinin gerçekten hasta olup olmadığını anlamak olanaksız hale gelir. (Baudrillard, 2014:14,15) “mış” gibi yapmak (feindre) ya da gizlemek (dissimuler) gerçeklik ilkesine bir zarar veremez, yani bunlarla gerçeklik arasında her zaman açık seçik, gizlenmeye çalışılan bir fark vardır. Oysa simülasyon bu “gerçekle” “sahte” ve “gerçekle” “düşsel” arasındaki farkı yok etmeye çalışmaktadır. Baudrillard bunu hastalık numarası yapan kişi ile hasta olmadığı halde hastalık belirtisi gösteren bir kişi şeklinde somutlaştırmaya çalışır. Simüle eden kişi gerçekten hasta mıdır, değil midir? Çünkü bu insan gerçek semptomlar üretmektedir. Simüle eden kişiye ne hastasın ne de değilsin denebilmektedir. Yine burada bahsedilen şey taklit, sûret ya da parodiden değildir. Göstergeleri konulmuş bir gerçek, bir başka deyişle her türlü gerçek süreç yerine işlemsel ikizini koyan bir caydırma olayından söz eder. Fakat bu durumda seyirlik olan gerçeğin tüm göstergelerine sahiptir. Programlanabilen, göstergeleri kanserli hücreler gibi çoğaltan bir makine gibidir. Bundan dolayı gerçek bir daha asla geri dönmeyecektir. (Baudrillard, 2014:14,15)

Postmodern dönemin aşaması olarak kabul ettiği bu simülakr döneminde etrafta gerçeğin tüm belirtilerini gösteren, hatta gerçekten daha gerçekmiş gibi görünen ama aslında gerçek olmayan modeller uçuşmaktadır. Bunu sağlayan ise devasa büyüklükteki medya ve iletişim araçlarıdır.

Daha doğru bir ifadeyle bu son durum, gerçeklik yerine elimizde olan postmodernizmin ileri sürdüğü hayalle gerçek arasındaki farkların kaybolduğu yeni bir dünyadır.

Postmodernizm dünyayı, siber uzaydan savaşan, rakamsal bilgi kırıntıları aklımızı baştan alıcı bir şekilde bilgisayar oyunundaki kişiliklere bürünmüş bir oyun şeklinde tasarlar. Artık toplumsal olan her şey gerçeğin değil, taklitlerin, modellerin ve temsillerin denetimindedir. Bunlar kendi taklitlerini yaratır ve bu gerçeklik ile ilişki kurulmaktan vazgeçinceye kadar böyle devam eder. Bundan sonra herkes ve her şey bu simülakr alanda kaybolur. (Serdar, 2001:23)

Bu kaybolma aynı zamanda hem geçek olanın hem de kopya olanın beraber yapay hale gelmesine sebep olmaktadır. Düşünürümüz bunu, orijinalini koruma bahanesiyle girişine yasak getirilen Lascaux Mağarası ile örneklendirir. Lascaux Mağarası ziyareti yasaklanmış ancak beş metre öteye aynı mağaranın tıpatıp benzeri inşa edilerek ziyarete açılmıştır. Ancak ziyaretçilere dar bir alanda mağaranın orijinalini dikiz deliğinden izlettirilmekte ve ardından kopyasının tamamını ziyaret edebilmektedirler. Bu durum belli bir süre sonra hem gerçeğe hem de kopyayı yapaylaştırmaya yetmiştir. (Baudrillard, 2014:23)

Simüle edilmiş düzenin en iyi göstergelerinden bir tanesi Disneyland’dir.  Burada Amerika’nın tüm değerleri minyatürleştirilerek yapay bir halde filmler aracılığı ile çoğaltılmaktadır.

Simülakr ve simülasyon kavram bir zemine oturtulmaya çalışılırken Baudrillard tarafından farklı kültür ve farklı alanlar ile ilgili zengin bir alan gözler önüne serilmekte bu da aslında hayatımızın her alanının bir yanılsama ve görüngüden ibaret olduğunu, fakat bu görüngünün asıl nesne ile ne tür bir farklılığının var olduğu hakkında bilincimizi de flulaştırmaktadır.

Simüle edilen gerçeklik ve üretilen şiddet kahramanları, tarihsel şiddetin de etkisiyle gerçeğin dışına itilmiş ve farklı alanlarda yer bulmuştur. Bunlardan bir tanesi de mitin sinemaya sığınmasıdır. Günümüzde ise tam tersi bir şekilde bu kez tarih aynı senaryo doğrultusunda sinemada belirleyici bir şeye sahiptir. Son zamanlarda tarihsel figürlerin sinemada bolca yer alışı aslında yazarı haklı çıkaracak bir payeye sahiptir.

Önemini ve anlamını yitirmiş, tarihinden bir anda ya da yavaş yavaş koparak, günahlarından arındırılabilen bir toplum, mitleri yeniden yaşama döndürme sürecine benzer bir süreç aracılığıyla ekranlar üzerindeki yapay diriltilişini kutlamaktadır.

Sinema giderek kaliteli bir sunuma yol almakta ve gerçeğe daha fazla benzeyen ürünler ortaya koymaktadır. Olay ve anlatı tamamen gerçeğin kendisine benzetilmektedir. Bugüne kadar göstergeler konusunda hiçbir kültürün, böylesine naif, paranoyak, püriten ve terörist bir bakış açısına sahip olmadığı dile getirilmektedir. (Baudrillard, 2014:71,72)

Bu kadar seyirlik ve kopyalardan ibaret olan şeyin iktidar tarafından farklı bir yorumlama ve sunumlardan yeni bir gerçeklik dili oluşturmaya çalışılması yöntem olarak yeni olsa bile içerik olarak öteden beri var olan bir durumdur.

Baudrillard’ın genel olarak üzerinde durduğu simülakr kavramı daha çok görüngülerin asılın önüne alınmasının büyük bir sosyal organizasyon işi olduğu şeklinde bir alana yol alır.

Bu sosyal organizasyon hükmetme ve olayı istediği şekilde yansıtma şeklinde devlet ve iktidar erkine karşılık gelir.

Baudrillard bunu gösterdiği örneklemlerde dile getirir. Ona göre simülasyon ürünü olan hipergerçeklik, gerçeğin her yerde aynı şekilde kendisine benzemesine neden oluyor ve iktidar ise uzun yıllar kendine benzeyen göstergeler üretiyor. Bu durum doğal olarak ortaya çıkan başka bir iktidar görüntüsü gibi durmaktadır. Gerçeklerin ürettiği tarihi tehditlere karşı iktidar her zaman bir caydırma ve simülasyon oyununa başlamıştır. Bunu da kurnaz bir şekilde gerçeğe yakın göstergeler ile yapmaktadır. (Baudrillard, 2014: 40,41)

Baudrillard eleştirinin ve olumsuzluğun günün birinde bitip tükenecek olursa bile iktidarın buna karşı alabileceği tek önlemin onlara yapay bir şekilde can verme olacağıdır (Baudrillard, 2014: 43)

Watergate* skandalı bunun en iyi örneklerinden bir tanesidir.  Olay, profesyonel bir şekilde inandırıcılığını kaybetmiş siyaset kurumuna itibar kazandırma olayı olarak kullanılmıştır. Baudrillard bunu, politik skandal olarak kabul edilip bir yandan ahlâkî ve politik bir ilkeyi eski sağlığına kavuşturmaya çalışılmış derken diğer yandan bir düş gücü ile de düş gücünü yitip gitmekte olan gerçeklik ilkesi o ilk görünümünü yeniden kazandırılmaya girildiğini söyler. “Böyle bir skandalın ifşa edilmesi yasalara saygı duyulduğunu göstermektedir. Belki de Watergate’in başarabildiği tek şey herkesi Watergate’in bir skandal olduğuna inandırmaktır. Bu anlamda Watergate’in çok güçlü bir zehirleme yöntemi olduğu söylenebilir. Çünkü bu skandal sayesinde dünyaya bir doz politik ahlâk yeniden şırıngalanmaktadır.”

(Baudrillard, 2014: 30,31) şeklinde iktidarın politik bir skandalı dahi ne şekilde kullanabileceğini ve sistem muhaliflerine ne şekil tuzak olarak kurulabileceğini hatırlatmaktadır.

Nixon, iptidai toplumlardaki kralın tören ile öldürülmesi şeklinde bir ölüme (istifaya) götürülmüş, ondan sonra gelen Ford da iktidarı süresince bu olayın gölgesinde bir başkan olarak kalmıştır.

Vietnam savaşı da bundan farklı değildi. Orada Amerika yenilmemiştir. Eğer yenilmiş olsaydı iç denge allak bullak olurdu. Amerika burada Vietnam ve Çin’i yönetebilir bir pozisyona çekmeyi başarmıştır. Başıboş düzensiz gurupları saf dışı edip düzenli kuzey ordusuna alan terk edildiğinde savaşı sonlandırmıştır. Burada komünist bir düzenin olmasından ziyade Amerika açısından önemli olan güvenilebilecek bir düzenin olması idi. (Baudrillard, 2014: 59-61)

Bu nükleer tehlike açısından da böyledir. Bir simülasyonun ulaşabileceği en yüksek tehlike alanı nükleer tehlikedir.  Nükleer tehlike bir caydırma alanı olarak kullanılmaktadır. Oysa tıptan başlayıp kimyanın değişik alanına kadar nükleer teknoloji bir sürü alanda kullanılmaktadır. Diğer taraftan savaş tehdidi ile askerlerin elinde bir çocuk oyuncağına dönüşmüştür. Politik hedefler ölmüş ve geride önceden belirlenmiş çatışma ve hedef simülakrları kalmıştır. (Baudrillard, 2014: 57)

Bu yapaylık iletişim araçları ile yapılmaktadır. İletişim araçları (televizyon) bir taraftan herhangi bir olayla ilgili belleğimizde olanı unuturdu ve bizi duyarsızlaştırdı, diğer taraftan televizyon minyatürleşerek beynimizin içine yerleştirilmiş, düğmesine basar basmaz gözlerimizin önünden akıp giden bir manyetik ses bandına dönüştürüldü. (Baudrillard, 2014: 77)

Yani görünürde Amerikalılar filmi kaybetse bile Amerika filmi kendi savaşını kazanmıştır. (Baudrillard, 2014: 87)

Aslında bu cümlenin altında sadece Amerikalıların yerine Amerika filminin kazanması kendisi ile bir ironi taşımaktadır. Amerika olan aynı zamanda Amerikalılar’ın karşısında iktidar olandır.

İktidar ve simülakr ikileminde tüm iktidarlar ve kurumların kendi kendilerinden ancak kendi kendilerini yadsıyabilecekleri kadar söz edebildiklerini dile getiren Baudrillard, iktidarların hem gerçek hem de bunalımı aynı anda üreterek yapay toplumsal, politik ve ekonomik mücadele biçimlerini sunduğunu belirtir. (Baudrillard, 2014: 43)

Bu da zamanda şeylerin kendi kendilerinin benzerini yaratma merasimleridir. Sistem daraldığında içinde çıkacağı muhalifini de kendisi hazırlayıp söyleyeceği sözleri de ona söyletebilmektedir.

Baudrillard’ın, İktidarın artık üniversiteye inanmadığını belirtmesi ve oradaki belli bir yaş grubuna ait insanı bakım ve gözaltında bulundurduğu bir yer olarak görmesi ve aralarında bir seçim yapmaya kalkışmasının bir anlamının olmadığını belirtmesi iktidarın seçkinlerini başka yerlerden seçmekte ya da başka şekilde arayıp bulduğu şeklindeki yaklaşıma (Baudriilard,2014:191) genel olarak bir olumsuzluk yüklemekle beraber “değer” simülakrıyla her türlü olumsuzluğa rağmen sistemin bu son kurnazlığından kurtulabileceğini,  “Her türlü  olumsuzluğu emip yok ederek, kendi ölüm simülakrıyla bizi ayakta tutmaya çalışma numarası ancak daha üst düzeyde bir kurnazlıkla aşılıp geçilebilir. Bu bir meydan okuma mı yoksa düşsel bir bilim şeklinde mi olmalıdır? Sistemin bizi içine kapatmış olduğu simülasyon stratejisi ve ölüm adlı bu açmazdan ancak simülakrlara ait düşsel bir bilim (pataphysique des simulacres) sayesinde kurtulabiliriz.” (Baudrillard 2014:195) söylemesi aslında bu görüngüler âleminde iktidar rolünün ne şekilde sınırlandırılabileceğinin ipuçlarını da verir.

Baudrillard’ın çeşitli tanımlamalarla üzerinde durduğu simülakr kavramında bütün iletişim ve enformasyon araçlarının görevi (konuşmalar, canlı yayınlar, sinema, dürüst televizyonculuk, vs.) bu gerçeği ya da bu haddinden fazla gerçek olanı üretmektedir. Yeni yaşam ve yeni girdiler ile hayatımız hızlı bir şekilde simüle edilmektedir.

Nihayet olarak Baudrillard’a göre gerçek olan kendi kopyalarını üretmekte ve gerçek ile kopya arasında bir fark kalmamaktadır. Gündelik siyasal gelişme tarihsel dramlar konusunda bile bizi duyarsızlaştırabilmektedir.

Bu duyarsızlaşma ve krizleri iktidarlar gözümüzün önünde yapay bir hale getirip eleştirilecek olanın önüne set çekebilmektedirler. Bu durum iktidar muhalifleri için büyük bir tuzak olarak görünüyor.

Lytord her ne kadar bu noktada Baudrillard’a eleştiri ipoteğinden kurtulmama şeklinde bir tenkit getiriyorsa da hayatın gittikçe seyirlik bir alana dönüşmesi Baudrillard’ı haklı çıkaracak niteliktedir.

Kaynakça:

  • Baran, Aylin Görgün (2012). Çağdaş Sosyoloji Kuramları (Komisyon). Eskişehir: Anadolu Üniveristesi Yayınları
  • Baudrillard, Jean (2014). Simülakrlar ve Simülasyon (Çev. Oğuz Adanır). Ankara: Doğubatı Yayınları
  • Serdar,Ziyaeddin (2001). Postmodernizm ve Öteki (Çev.Gökçe Kaçmaz). İstanbul: Söylem Yayınları

 

* Watergate skandalı 19721974 Amerika Birleşik Devletleri‘nin başkentinde gelişen ve Başkan Richard Nixon‘ın istifa etmesiyle sonuçlanan siyasi bir skandaldır. Watergate ABD’nin başkenti Washington, D.C.‘de bulunan bir otel ve iş merkezinin adıdır. Skandal bu binada ortaya çıktığı için Watergate Skandalı ya da kısaca Watergate adıyla anılır. 17 Haziran 1972 günü 5 hırsız Watergate iş merkezindeki bir büroya girerken polis tarafından yakalanarak tutuklandı. Bu büronun ABD‘nin o zamanki ana muhalefet partisi olan Demokratik Parti‘nin merkezi olduğu ortaya çıktı. Sürdürülen soruşturma hırsızların Nixon‘ın partisi olan Cumhuriyetçi Parti ile bağlantılı olduklarını ve amaçlarının Demokratik Parti’nin telefonlarını gizlice dinlemek üzere mikrofonlar yerleştirmek olduğunu ortaya koydu. Bunun üzerine Başkan Richard Nixon bu hırsızlığın arkasında olan bütün siyasetçilerin ortaya çıkarılması için Adalet Bakanı Elliot Richardson‘ı görevlendirdi. Richardson, Archibald Cox isimli bir savcıyı bu göreve atadı. Cox, Beyaz Saray‘da başkanın bütün konuşmaların teybe alındığını öğrenerek bu bant kayıtlarının kendisine verilmesini istedi. Richard Nixon bu isteği kesinlikle reddetti ve Cox’un görevden alınmasını emretti. Adalet Bakanı Cox’u görevden almayı reddedince Richard Nixon Richardson’ın işine son verdi. Olaylar gitgide çorap söküğü gibi gelişmeye başladı. ABD Yüksek Mahkemesi Richard Nixon‘ı bant kayıtlarını savcılara teslim etmeye zorladı. Richard Nixon bant kayıtlarını sonunda teslim etti ama bu sefer Richard Nixon iyice halkın desteğini kaybetmişti ve ABD Kongresinde Richard Nixon’ı görevden almak üzere soruşturmalar başlamıştı. Bu ortamda 8 Ağustos 1974 tarihinde Richard Nixon televizyonda yaptığı bir konuşmayla ertesi gün istifa edeceğini açıkladı. Yerine Başkan yardımcısı Gerald Ford başkan oldu. Böylece Richard Nixon ABD tarihinde başkanlıktan istifa eden ilk ve tek başkan oldu. (wikipedia)

Hamza Çelenk: Eğitimci yazar, Adıyaman doğumlu. Lisans ve yüksek lisansını sosyoloji alanında yaptı. Yolcu, Yedi İklim başta olmak üzere çeşitli dergi ve gazetelerde hikâye, şiir, deneme ve makaleleri yayımlandı. Çığlık, Mim, Pirin dergilerinin yayın kurulunda bulundu. Dervişe Sitem, Bana Yarından Bahset, Kutanli Gülistan adlı kitapları Beyan Yayınlarından çıktı. Eğitim yöneticiliği yapan Hamza Çelenk, evli ve dört çocuk babasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir