Müslüman bilginler, yazdıkları eserlere isim verirken genelde manzum ve seçili isimler seçtikleri gibi aynı zamanda ilginç manalar içeren başlıklar kullandıkları görülür. Binaenaleyh, literatürde “hediye” anlamında “tuhfe”, “nurlar” anlamında “envâr”, hatırlatma anlamında “tezkire” gibi kitapları süsleyen ve onlara bir cazibe kazandıran kelimelerle başlayan şiirsel kitap adlarına bolca rastlamak mümkündür. Daha önceki yazılarda benzer isimli bazı âlimlerin isimlerine yer vermiştik. Bu yazıda ise, benzer isimli iki kitaba ve bir de makaleye yer vereceğiz. Kitaplardan biri Bedrüddîn ez-Zerkeşî’ye, diğeri Şihâbüddîn el-Hafâcî’ye aittir. Makale ise, Ahmed Teymur Paşa’ya aittir. Üç çalışma da neşredilmiş olup Ahmed Teymur Paşa’nın makalesi Mecelletü’l-Mecmai’l-İlmiyyi’l-Arabî dergisinde yayımlanmıştır.
Başlıklardaki bazı farklılıklarla birlikte üç çalışma da “Habâya’z-Zevâyâ” diye başlamaktadır. “Habâyâ” sözcüğü çoğul olup, “el-Hab’ü: gizlemek ve setr ve pinhân eylemek” manasınadır. “Hab’ün ise, gizli ve saklı olan şeye denir ki, isimdir; yâhûd tesmiye bi’l-masdardır.” “Zâviye” kelimesine gelince, sözlükte, “köşe”ye denir. Çoğulu “zevâyâ”dır. (Kâmûs Tercümesi) Binaenaleyh, evle ilintili olarak kullanılan “zâviye”nin bazı mekânlar için de kullanıldığı bilinmektedir. Habâya’z-Zevâyâ terkibine gelince: “köşelerde gizli/saklı kalanlar” anlamındadır. “Kıyıda köşede kalmak”, bu anlamda kullanılan bir deyimdir. Burada “köşelerde gizli/saklı kalanlar”dan maksat, kitapların herhangi bir köşesinde (yerinde) zikredilenlerdir. Bir başka ifadeyle ilgili olduğu konu başlığı altında zikredilmeyip bazı nedenlerle başka bir konu içerisinde bahsi geçen mesele/ler kastedilmektedir.
Söz konusu kitap ve makale başlıkları, içerik bakımından, Zerkeşî ile Ahmed Teymur Paşa’nın çalışmalarıyla tam bir uyum arz etmektedir. Zerkeşî’nin çalışması, ilgili bölümde zikredilmeyip başka bir bölümde zikredilen fıkhi bir meseleyi tespit ederek fıkıh sistematiği içerisinde ait olduğu ana başlık altında zikretmektedir. Ahmed Teymur Paşa’nın çalışması da benzer uygulamayı meşhur iki sözlük için uygulamaktadır.
Hafâcî’nin kitabı, hoş bir isimlendirme olarak tarihte yaşamış bilginlerin hayatlarına yer veren bir çalışma olarak öne çıkmaktadır. Hafâcî, Reyhânetü’l-Elibba adlı eserinde Habâya’z-Zevâyâ adlı eserine telmihte bulunarak: “Bu kitap, zamanın teneffüs ettiği o amber kokulu nefesiyle, rüzgârın estirdiği o yumuşak hoş esintisiyle, “geride kalan bir takım adamların gizli kalmış” halleri ve örtülü hazineleridir.” demektedir. (Tercüme, Şihâbüddîn El-Hafâcî: Hayatı, İlmi Şahsiyeti Ve Eserleri, adlı makaleden).
- Habâya’z-Zevâyâ
Benzer isimli kitaplardan ilki Habâya’z-Zevâyâ (Zâviyelerin Gizlilikleri), Bedrüddîn Muhammed b. Bahâdır ez-Zerkeşî’ye (ö. 794/1392) aittir. 745/1344 yılında Kahire’de dünyaya gelen Zerkeşî, öğrenimine burada başladı. Çağının bilginlerinden dersler aldı. İlim yolculuklarında bulundu. 794/1392’de kırk dokuz yaşında Kahire’de vefat etti. Kur’ân ilimlerinde el-Burhân fî Ulûmi’l-Kur’ân ve fıkıh usulünde el-Bahrü’l-Muhît fî Usûli’l-Fıkh adlı eserler yazan Zerkeşî’nin başka eserleri de bulunmaktadır.
Habâya’z-Zevâyâ kitabı, “Şafii bilginlerinden Abdülkerîm er-Râfiî’nin el-Vecîz Şerhu Fethu’l-Azîz ve yine Şafi bilginlerinden Nevevî’nin Ravzatü’t-Tâlibîn adlı eserlerinde bulunmakla birlikte uygun başlık altında zikredilmemiş olduklarından bulunamadığı düşünülen 616 önemli meselenin kolay ulaşılması amacıyla bilinen fıkıh sistematiğine göre tertip edildiği bir eserdir.” Kâtib Çelebi, Zerkeşî’nin Habâya’z-Zevâyâ’sında eksik kalan meseleleri eş-Şerîf İzzeddin Hamza’nın (ö. 874) Bekâya’l-Habâyâ fi’l-İstidrâk alâ Habâya’z-Zevâyâ adıyla tamamlamaya çalıştığını söyler. Kitap üzerine başka çalışmalar yapılmıştır.
- Habâya’z-Zevâyâ fîmâ fi’r-Ricâl mine’l-Bekâyâ
Benzer ismi taşıyan ikinci kitap, Şihâbüddîn Ahmed el-Hafâcî’nin (ö. 1069/1659) Habâya’z-Zevâyâ fîmâ fi’r-Ricâl mine’l-Bekâyâ (Zâviyelerin Gizlilikleri: Ricâlin Bakiyeleri Hakkında) adlı eseridir. Hafâcî, Mısır’da dünyaya geldi. Çağının bilginlerinden dersler aldı. Daha sonra İstanbul’a geldi. Başta Hoca Sâdeddin Efendi (ö. 1008/1599) olmak üzere buradaki bilginlerden istifade etti. Rumeli’de, bilhassa IV. Murad devrinde Üsküp ve Selânik kadılıkları ile görevlendirildi. Mısır kadılığı görevinde bulunan Hafâcî, 1069/1659’da Kahire’de vefat etti. Tefsir, hadis, biyografi ve Arap dilinde derin bir bilgiye sahip olan Hafacî’nin en önemli eseri, Beyzâvî’nin tefsirine yazdığı İnâyetü’l-Kâdî ve Kifâyetü’r-Râzî adlı haşiyesidir. Kâdî İyâz’ın eş-Şifâ adlı eserini en güzel şerhlerinden biri sayılan Nesîmü’r-Riyâz fî Şerhi Şifâi’l-Kâzî İyâz adıyla şerh eden (TDV İslâm Ansiklopedisi) yazarın başka eserleri bulunmaktadır.
Hafâcî’nin Habâya’z-Zevâyâ adlı eseri, genel kültür (edeb) kitabı niteliğindedir. O, bu eserinde kendi zamanında yaşamış kendisinin ve babasının hocalarının bulunduğu 158 âlimin hayatına yer vermektedir. Adına yer verdiği son bilgin, müfessirlerin hatimesi, öncekilerin zübdesi ve üstadımın (Hoca Sâdeddin Efendi (ö. 1008/1599)) üstadı dediği Ebüssuûd Efendi’dir. (ö. 982/1574) Kitapta biyografiler, memleketlerine göre Şam, Mekke/Yemen, Mısır, Mağrib ve Rumeli diye beş başlık altında bir taksime tabi tutulmuşlardır. Kitabın sonunda, kendisine ait nazım ve nesir örneklerine yer vermektedir.
Hafâcî, Reyhânetü’l-Elibbâ ve Zehretü’l-Hayâti’d-Dünyâ isimli bir çalışma daha yapmıştır. Bu kitap, bir nevi Habâya’z-Zevâyâ’nın bazı ekleme ve çıkarmalarla birlikte yeniden yazılmış halidir. Reyhânetü’l-Elibbâ ‘da: “çağdaşı olan veya kendisinden bir müddet önce yaşayan âlim, edip ve şairlerin hayatını konu alan bu kitapta onların eserlerinden bazı örnekler nakleder.” Kitaba, Muhammed Emîn el-Muhibbî, Nefhatü’r-Reyhâne ve Reşhatü Tılâi’l-Hâne adıyla bir zeyil yazmıştır.
- Habâye’z-Zevâyâ ev el-Elfâzü’l-Lugaviyyetü’l-Mezkûre fi Gayri Mevâdiihâ mine’l-Mu’cemât
Benzer isimli makaleye gelince, Ahmed Teymur Paşa’ya (1871-1930) aittir. Mısır’da oldukça geniş bir edip, şair, âlim çevresine sahip biri olmanın yanında el-Hizânetü’t-Teymûriyye (Teymuriyye Kütüphanesi) gibi yirmi bin ciltlik bir kütüphanenin sahibi, kitap dostu ve aşığı, mühim eserlerin yazarı Ahmed Teymur Paşa, 1288/1871 yılında Kahire’de doğdu. İki yaşına varmadan babasını kaybetti. Eğitimini, bir başka yazıda adına yer vereceğimiz şair ve mütefekkir ablası Âişe İsmet Teymur üstlendi. Zamanın bilginlerinden dersler aldı. Beş yıl devam ettiği Fransız okulunda Fransızca’nın yanında Batı kültürünü tanıma fırsatı buldu. Ahmed Teymur Paşa, Tashîhu Ağlâti’l-Kâmûsi’l-Muhît, Tashîhu Ağlâtı Lisâni’l-Arab ve Lehecâtü’l-Arab yanında pek çok kitap ve makale yazmıştır. 1930 yılında Kahire’de vefat etti.
Ahmed Teymur Paşa, Türkçe’ye “Zâviyelerin Gizlilikleri: Veya Sözlüklerde Ait Olmadıkları Yerlerde Zikredilen Lugavî Lafızlar” olarak çevirebileceğimiz خبايا الزوايا أو الألفاظ اللغوية المذكورة في غير مواضعها من المعجمات Habâye’z-Zevâyâ ev el-Elfâzü’l-Lugaviyyetü’l-Mezkûre fi Gayri Mevâdiihâ mine’l-Mu’cemât, adlı makalesinde Mecdüddîn el-Fîrûzâbâdî’nin (ö. 817/1415) Kâmûsü’l-Muhît ve İbn Manzûr’un (ö. 711/1311) Lisânü’l-Arab adlı sözlüklerinde ait olmadıkları yerlerde zikredilen sözcükler üzerinde durmaktadır. Bilindiği üzere, Kâmûsü’l-Muhît ve Lisânü’l-Arab farklı bir sözcük dizinine sahiptirler. Şöyle ki, “son harfi aynı olan kelimeler bir araya toplanır. Kelime köklerinin esas alındığı dizimde kökün son harfi “bab”, ilk harfi ise “fasıl” adıyla ve alfabetik sıraya göre dizilir.” Mütercim Âsım’ın Türkçe çevirisini yaptığı Kâmûs’tan örnek vermek gerekirse, “kalem” “k-l-m” sözcüğü için önce son harf olan “mîm” bâbına sonra da “kâf” faslına bakmak gerekmektedir.
Ahmed Teymur Paşa’ya göre, sözcüklerin başka bir yerde zikredilmesinin nedeni, kelimenin bazen tefsir/açıklama sadedinde bazen de istitraden (asıl konudan olmayarak münasebeti gelmişken söylenen söz, yeri gelmişken) zikredilmesinden kaynaklanmaktadır. Bundan ötürü kelime sözlükte olması gereken yerde bulunamayabilir. Daha önce Ahmed Fâris eş-Şidyâk’ın (ö. 1305/1887) el-Câsûs ale’l-Kâmûs (İstanbul 1299) ve İbrâhim b. Nâsîf Yâzicî’nin (ö. 1906) ez-Ziyâ dergisinde konuya değindiklerini söyleyen Ahmed Teymur Paşa, makalede “abanoz”, “dâye”, “Semerkand”, “kahraman”, “el-hâdi” vd. kelimelere yer vermektedir.
Ahmed Teymur Paşa, “Semerkand”سمرقند kelimesinin Kâmûs’ta شمر maddesinde zikredildiğini belirttikten sonra şöyle devam eder. شَمِرٌ Şemir, كَتِفٌ “ketif” vezninde, İbn Efrîkîs ismidir ki Soğd şehrine gazâ edip orayı kal‘ ve tahrîb eylemekle Şemirkend ıtlâk eylediler. Veya binâ eylemekle Şemirkent tesmiye eylediler, zîrâ kent kelimesi Türkîde karyeye denir, ta’rîb olunup Semerkand dediler; “mîm”i iskân ve “râ”yı fethle telaffuz lahndır.” (Kâmûs Tercümesi) Fîrûzâbâdî, bunu Semerkand maddesinde zikretmemiş قند “k-n-d” maddesine havale etmiştir. Bu yeterli değildir. “el-Beğavî” kelimesinde yaptığı gibi Semerkand kelimesini “dâl” bâbında “sin” faslında zikretmesi gerekirdi. “el-Beğavî” kelimesine “Bağşûr”da yer vermiş bununla birlikte “b-ğ-v” maddesinde zikrederek şöyle demiştir: “el-Beğavî el-Hüseyin b. Mes’ud el-Ferrâ, Bağşûr’a mensuptur ki, zikredildi”. Aynı şekilde “Nesef” sözcüğüne “Nahşeb”de yer vermiş sonra kendi maddesinde zikrederek: “Nesef, جَبَلٌ (dağ) vezninde. Mâverâünnehr ülkesinde bir beldedir. Asl Nahşeb’tir. Nesef onun muarrebidir.” demiştir. (Kâmûs Tercümesi)
Not: Geriye kalan birkaç mesele
- TDV İslâm Ansiklopedisi’nde Ahmed Teymur Paşa’nın makalesinin adı Habâye’z-Zevâyâ ev el-Elfâzü’l-Lugaviyyetü’l-Mezkûre fi’t-Târîh olarak zikredilse de doğrusu “fi’t-Târîh” yerine “fi Gayri Mevâdiihâ mine’l-Mu’cemât” olmasıdır. Ansiklopedide, Ahmed Teymur Paşa’nın babasını “üç aylıkken kaybettiği” ifade edilse de, Târîhu’l-Üsreti’t-Teymûriyye adlı eserde 1 yıl 2 aylık olduğu (s. 89) ifade edilmektedir.
- Yine ansiklopedide, Habâya’z-Zevâyâ fîmâ fi’r-Ricâl mine’l-Bekâyâ hakkında: “kendisinin ve oğlunun hocalarının da bulunduğu yetmişten fazla çağdaş âlimin hayatına dair bilgi ihtiva eder” denilmektedir ki, Kâtip Çelebî’nin dediği gibi, “kendisinin ve babasının hocaları” şeklinde olması daha uygun düşmektedir. Ayrıca kitapta geçen biyografi sayısının 158 olduğu görülmektedir.
- Yine ansiklopedide: “Müellif eserini (Reyhânetü’l-Elibbâ’yı), Ḫabâya’z-zevâyâ fîmâ fi’r-ricâl mine’l-bekâyâ adlı kitabını esas alarak orada yer alan yetmiş kadar biyografiyi 156’ya çıkarmak suretiyle meydana getirmiştir.” denilmektedir. Hâlbuki Habâya’z-Zevâyâ’da Hoca Sâdeddin ve Ebüssuûd Efendi gibi isimlerin de dâhil olduğu toplam 158 biyografi bulunmaktadır. (bk. Habâya’z-Zevâyâ, Mecmau’l-Lugati’l-Arabiyye yayınları, 1436/2015) Hafacî’nin daha sonra yazdığı Reyhânetü’l-Elibbâ’da muhakkikinin numaralandırmasına göre, biyografi sayısı 156’dır. (nşr. Muhammed Hulv, I-II, Mısır: 1386/1967). Son olarak şunu da ifade edelim ki, “Hafâcî” maddesinde müellifin İnâyetü’l-Kâdî ve Kifâyetü’r-Râzî adlı haşiyesi hakkında söylenen tek cümlelik ifadelere de katılmak mümkün değildir.
