1. Anasayfa
  2. Düşünce

Bir Çocuk Nasıl Katil Olur?

Bir Çocuk Nasıl Katil Olur?
0

“Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar…”

Doğan CÜCELOĞLU

Son yıllarda hepimizin zihnini meşgul eden ağır bir mesele var: Çocuklar ve gençler arasında artan öfke, saygı eksikliği, akran zorbalığı ve şiddet eğilimi. Okullarda öğretmenlere yönelik saldırılar da maalesef artışta. Bunlar tek tek hadiseler gibi görünse de aslında aynı damardan beslenen bir toplumsal kırılmanın işaretleri.

Bir toplumun hassas aynası çocuklarıdır. Çocukların dili, bakışı ve davranışı bize o toplum hakkında bilgi verir. Eğer bir çocuk öğretmenine el kaldırabilecek yahut hakaret/saygısızlık edecek noktaya gelmişse, mesele yalnızca disiplin ya da eğitim meselesi değildir. Elbette eğitim ve disiplin çok önemli ve gereklidir lakin bu durum, insanın iç dünyasıyla, terbiyesiyle, fıtratıyla ilgili bir mesele olarak da ele alınmalıdır.

Her insanın yüreğinde doğuştan bulunan bir merhamet tohumu vardır. Bir bebeğin bir kediyi okşarken yüzünde beliren o masum tebessüm fıtratın ilk işaretleridir. İnsan kalbi merhamete yatkın, günahsız yaratılmıştır. Gelin görün ki fıtratın korunması emek ve özveri ister. Bir tohumun toprağa ekilmesi gibi. Tıpkı bir bahçe gibi. Tüm erdemler merhametten ve sevgiden neşet eder.

Toprak çapalanıp yabani otlardan arındırılmaz ise dikenler büyür. Tohum korunmazsa filizlenmez. Bugün bazı çocukların davranışlarında gördüğümüz şiddetin önemli bir kısmı, bu ihmal edilmiş bahçenin, tohumun ve toprağın sonucudur.

Modern hayat çocuklara tüm bilgileri ulaşır kılıyor fakat nefis terbiyesi sunmakta zorlanıyor. Çocuklarına insan olmanın inceliğini öğretmekle mükelleftir aileler.

İslam kültürü, çocuk terbiyesinde yalnızca davranışı değil kalbi/ruhu eğitmeyi de esas alır. Peygamber Efendimiz’in hayatına bakıldığında bunun sayısız örneği görülür. Bir çocuğun omzuna sevgiyle dokunmak, onun sözünü dikkatle dinlemek, küçük bir çocuğu incitmekten çekinmek, kuşu ölen çocuğa taziyeye gitmek…

Resûlullah’ın bir çocuk ağladığında namazını kısa tuttuğunu ve secdeye vardığında minik torununun omzuna çıkmasından ötürü secdesini uzattığına dair rivayetler vardır. Hatta kuşu ölen bir çocuğa taziyeye gitmiştir. Peygamber Efendimiz’in bu mübarek tavırları çocuğa verilen değerin açık bir göstergesidir. Çocuğa görelik ilkesi bin dört yüz sene evvel Asr-ı Saadette başlamıştır. Peygamberimiz bir çocuğun dünyasını daima ciddiye almıştır. Onların duygusunu asla küçümsememiştir. Çünkü çocuk kalbi kırılırsa insanlık da kırılır.

Bugün karşı karşıya kaldığımız şiddet meselesini yalnızca hukukla, disiplinle ya da güvenlik tedbirleriyle çözmeye çalışmak yeterli değildir. Bunlar elbette gerekir. Fakat asıl mesele insanın manevi dünyasının yeniden inşasıdır.

Bir çocuk merhameti nereden öğrenir? İlk terbiyesini nereden alır? Elbette ailesinden, evinden.

Bir baba sofraya oturduğunda ekmeği hürmetle bölüyorsa, bir anne kapıya gelen kediyi kovmak yerine bir kap su bırakıyorsa, büyükler konuşurken küçüğün sözünü kesmiyor; küçükler büyüğün sözünü dinliyorsa… İşte merhametin ilk dersleri böyle başlar.

En güzel nasihat iyi örnek olmaktır. Bugün pek çok evde konuşma dili duygusuz ve materyalist bir durumda. Anne baba birbirine yüksek sesle hitap ediyor, ya da çocuğun yüzüne bile bakmadan konuşuyor, televizyonlarda hakaret dolu tartışmalar izleniyor, sosyal medya aşağılamayı normalleştiriyor. Nihayetinde çocuk bu atmosfer içinde büyüyor. Ardından ondan saygılı ve ölçülü davranması bekleniyor.

Oysa çocuklar gördüklerini yapar ve çoğaltır.

Bir başka önemli mesele otorite algısının zayıflamasıdır. İslam kültüründe öğretmen ve aile yalnızca bilgi veren kişi değildir. Öğretmen aynı zamanda çocuğun ailede aldığı terbiyenin üzerine değer katan bir rehberdir. Geleneksel kültürümüzde “eti senin kemiği benim” sözü yanlış anlaşılmaya müsait bir ifade gibi görünse de aslında öğretmene duyulan güvenin ve sorumluluğum sembolüdür.

Bugün öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişki, giderek tüketici–hizmet sağlayıcı ilişkisine benzemeye başlıyor. Bu durum saygı zeminini aşındırıyor. Çocuk öğretmeni bir otorite olarak görmeyince sınırlar zedeleniyor.

Sınırın olmadığı yerde öfke, zorbalık, saygısızlık, haddini aşma ve şiddet gibi durumlar görülüyor.

Şiddetin bir başka kaynağı da ruhun yeterince beslenmemesidir. Çocuğun erdemler ve değerlerden uzak bırakılmasıdır. İnsan yalnızca bedenden ibaret değildir. Kalbin de gıdası vardır. Zihnin de gıdası vardır. Bu gıda bazen bir dua, bazen bir hikâye, bazen bir şiir olabilir. Anadolu kültüründe çocukların masallarla, kıssalarla, atasözleriyle büyümesi rastlantı değildir. Bu anlatılar çocuğun manevi gelişimine yön verir.

Dijital dünyada bir çocuğa teknolojinin tüm imkânlarını sunup hikâye sunmazsak, tüm bilgilere erişimini sağlayıp manayı ve özü sunmazsak, görüntüyü verip hikmet sunmazsak; kalplerin ve zihinlerin boş kalan yerini başka duygular doldurur. Bu kaçınılmazdır.

Öfke bunların başında gelir.

İslam ahlakı öfkeyi terbiye etmeyi öğretir. Peygamber Efendimiz bir hadiste güçlü insanı tarif ederken şöyle buyurur: “Güçlü kimse güreşte rakibini yenen kişi değildir; öfkelendiğinde kendini tutabilen, öfkesini yenen kimsedir.

Bu ölçü aslında büyük bir medeniyet terbiyesidir.

Çocuğa küçük yaşta, insanın fiziksel güçle değil ahlakıyla büyük olduğu sezdirilmelidir. Her istediği yapılan, asla reddedilmekten, sınırsız bir yaşam sunulan çocuklar daima kolayı seçer…

Bir arkadaşına zarar vermek kolaydır. Bir öğretmene kaba davranmak kolaydır. Zor olan, kendini tutabilmektir.

Merhamet ve diğer erdemler burada devreye girer.

Merhamet, insanın karşısındaki varlığın da bir duygusu olduğunu fark etmesidir. Bir öğretmenin de yorulabileceğini, bir arkadaşın da incinebileceğini, bir hayvanın da acı duyabileceğini anlayabilmek…

İslam kültürü merhameti yalnız insanlara yönelik bir duygu olarak ele almaz. Hayvana tabiata ve dahi yaratılan her şeye sevgiyi,  şefkati öğütler. Susuzluktan kavrulan bir köpeğe su veren kişinin bağışlandığını ve güneşin altındaki devenin yorulmaması için gölgede istirahat ettirildiğini anlatan kıssalar merhamet ufkunun ne kadar geniş olduğunu gösterir.

Böyle bir kültür içinde büyüyen çocuk için şiddet sıradan bir davranış olamaz.

Oysa bugün çocukların dünyası giderek daha duygusuz imgelerle doluyor. Oyunlarda kazanmanın yolu çoğu zaman rakibi yok etmekten, kaba kuvvetten geçiyor. Filmlerde ve dizilerde güç kaba kuvvetle temsil ediliyor. Mafya dizilerindeki ana karakterler çocukların ve gençlerin rol modeli haline geliyor. Bu atmosfer çocuğun zihninde gücün yanlış bir tanımını oluşturuyor.

Güç, kırmak değildir.

Gerçek güç, özdenetim sahibi olmaktır. .

Bir çocuğun kalbine bu düşünce yerleştiğinde davranışı da değişir. Çünkü insan neye inanıyorsa ona göre yaşar.

Bu nedenle çocuk terbiyesi göz ardı edilemez. Hiç sınır koyulmadan büyüyen çocuklar narsist bir kişilik olma eğilimindedir. Hâlbuki çocuk yetiştirmek bir medeniyet ve kültür inşa etmektir.

Her ev bir küçük okul, her anne baba birer rehberdir. Çocuk kalbine ekilen her merhamet tohumu yarının toplumunu şekillendirir.

Eğer biz çocuklara saygıyı öğretirsek, onlar öğretmenlerine saygı duyar.

Eğer biz çocuklara merhameti öğretirsek, onlar güçsüzü korur.

Eğer biz çocuklara edebi öğretirsek, onlar öfke karşısında kendini kontrol eder.

Kalp terbiyesi ve manevi eğitim ihmal edilirse çocukların terbiyesi eksik kalır.

İnsanlık tarihinin en eski ve tüm zamanlarda geçerli hakikatlerinden biri budur.

Katil çocuk olur mu?

Yukarıda ifade ettiğimiz noktalara dikkat edilmezse çocuk katil de olur, kötü de olur. Bize düşen en büyük sorumluluk çocukların fıtratını korumak ve onları büyütürken kalplerine iyilik güzellik tohumları ekmek.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir