Len terânî
Hz. Mûsâ’nın Cenâb-ı Hakk’ı görme talebine verilen “Sen beni göremezsin!” anlamında karşılık.
Eylemişken len terânî bang-i Mûsâ’yı hamûş
Dil yine eyler temennî rü’yet-i dîdârını (İrfan Paşa)
bang: Ses, seda, haykırış, hamûş: susmuş, sessiz, dil: Gönül, rü’yet: Görmek,
dîdâr: Güzel yüz, Allah’ın tecellisi
[Hz. Musa, Rabb’ini görme talebindeki ısrarının sonunda “Sen beni göremezsin!” ikazıyla düşüp bayılmışken, gönül yine de güzel yüzlü sevgiliyi görmek ister.]
Len terânî: “Beni göremezsin!” (Hz. Mûsâ’nın Tûr’da Cenâb-ı Hakk’a “Rabbim, bana görün, sana bakayım!” diye yalvarması üzerine Allah Teâlâ’nın verdiği cevap.A‘râf/143)
Len terânî ifadesi İslâmî edebiyatlarda daha ziyade bir telmih (anımsatma, hatırlatma) unsuru olarak kullanılmış; Arap ve İran şiirinde âşıkın gönlünü istilâ eden sevgilinin kendini ona göstermemesi len terânî söylemiyle temsil edilmiştir. Len terânî ifadesinin belli bir şeyi sembolize etmekle sınırlı kalmayıp değişik kavram ve mânaların dile getirilmesine vesile olduğu durumlar da vardır.
Şairlerin idrak, ilham ve söz söylemedeki üstünlük iddialarıyla şairane övünmelerinde len terânî bir Allah vergisi yeteneğini temsil eder:
Nüktede âlem harîf olmaz bana gûyâ benim
Her ne söylersem cevâb-ı len terânîdir sözüm (Nef‘î).
Âşıklar, Tûr tabiatlıdır. Hakk’ın gönül kulağına gelen hitabı ile aşk Tûr’u olmuşlardır ve her yana aşk kokusu yayarlar. Gönülleri aşk şimşekleri ile aydınlanmış, tecelli nurlarıyla Tûr’a dönmüş, kendileri de âdeta nur kesilmiş ve bütün sıkıntılarından kurtularak en büyük saadetlere ulaşmıştır:
“Len terânî” na‘re-i mestânedür gûş-ı dile
Tûr-ı ‘aşkam kûhsârumdan gelür bûy-ı şarâb (Âgâh)
Erişilmesi zor halleri ve imkânsızı isteme de len terânîye telmih edilmiştir:
Ne var kandırsan ihsânınla setr-i len terânîyi
Cemâl-i pâk-i bî-emsâl-i bâ-eşbâhı görsünler (Sırrı Paşa).
Âşıklar aşk Tûr’una, Hz. Musa Tûr Dağı’na çıkmadan ve orada Allah ile kelam etmeden çok daha önceleri Hakk’ın hitabına ve tecellilerine mazhar oldukları Elest Meclisi’nde çıkmışlardır. Onların gönlü daha Tûr Dağı’nda Hz. Musa’ya “beni göremezsin” cevabı verilmemişken Hakk’ın cemal nurunun tecellisinin Tûr’u olmuştur:
Bulmadın Mûsî hitâb-ı “len terânî”den cevâb
Pertev-i hüsnün tecellîsine gönlüm Tûr idi (Hamdullah Hamdî).
Fenâya eren kimseler tecelliye mazhar olduklarında, onları tecelli nurundan ayırt etmek neredeyse imkânsız hâle gelir. Bunlar bu hâl neticesinde ortaya çıkan mahviyet ve sarhoşluk sebebi ile artık kendilerinden bir eser bulamazlar. Böylece erdikleri vahdet hâli ile maddi ve manevi vücutları nur, bulundukları yer Tûr kesilir. Her neye baksalar tecellileri müşahede ederler. Kendilerini bu vahdet hâlinin coşkunluğu ile artık Hz. Musa, Mukaddes Eymen Vadisi, Tûr, Tûr’daki ateş ve tecelli nuru olarak görürler:
Ben bu ‘aşka yâr oldum hem bir ile bir oldum
Hem Mûsâ hem Tûr oldum len terânî neylerem (Ümmî Sinân)
Kaynak:
https://islamansiklopedisi.org.tr/len-terani
Klasik Türk Şiirinde Tasavvufî Açıdan Tûr-i Sînâ, Abdullah EREN
