caddelerimizi otlar kaplayacak
ve çatılarımıza kuşlar yuva kuracak
ıssızlığın savaşıp galip geldiği sokaklar
kaybedecek tüm çocuklarını
o çocuklar ki çoktan yitirmişler bahçelerini
birer birer çıkıp tahterevalli sıralarından
ekmek kuyruklarında kaybolan
arka ceplerinde taşıdıkları sapanları kırıp
kuşlara ağaçlara ve dağlara küsen
elbette aklımızın almadığı şeyler var
durduk yere sebepsiz yıkılan duvarlar
kurduğumuz tüm hikâyelerin
bir sigara dumanının dağılıp yok olması gibi
delikanlılar gördüm kanları deli deli akarken
alınlarını soğuk pencere camlarına dayayan
kurşun ağrısı gibi taşıdıkları sızılarını
kimselere göstermeden
karşısına çıkan tüm aynaları birer birer kıran
sonra kendi içlerine yığılan
başkalarının hikâyelerinde figüran olan
asla kendi hikâyelerini yazamayan
hiçliğin hüküm sürdüğü çölleri
göğüslerinin tam ortasında
bir güvercin hafifliğiyle taşıyan
anneler ve babalar gördüm
çocuklarını bu mücrim çağa kurban veren
kuruyan gözlerinden yaş yerine hüzünler akan
kime neye ve nasıl kızacağını bilmeden
elleri koynunda öylece kalakalan
geceleri sakladıkları beşikleri koklayan
sevdiğini rakibine kaptırmış aşıklar gibi
ah zaman diyerek sadece ilenen
yine de düş kırıklıklarını alçıya alıp
tüm sakatlıkları kabul ederek
çaresiz ellerini açıp yalvaran
kadınlar gördüm sonra
kucağındaki çocukları yaşatmak için
sarhoş çığlıkları peşinde koşan
ve bir çocuk daha gelmesin diye dünyaya
kirli beyaz gömlekli hekimlere yalvaran
öpemedikleri çocukları çalan
