1. Anasayfa
  2. Gezi Yazısı

Bostan ve Gülistan Yazarı Sa’dî-i Şirazi

Bostan ve Gülistan Yazarı Sa’dî-i Şirazi
0

Şiraz’da Sadi’nin türbesine gittik. Tabi ki türbe denilince bizim ülkemizdeki gibi bir mezarlık anlaşılmasın. Sadi’nin türbesi kendisinin dergâhı ve aynı zamanda evi olan bahçenin ortasındaydı. Etrafı artık bir park ve tarihi mekân haline gelmiş geniş bir yerdi. Bizi buraya bırakan taksi şoförü yolun sağını gösterdi işte Bostan, solunu gösterdi işte Gülistan dedi. Yani bununla Sadi’nin Bostan ve Gülistan kitabının isminin kaynağını bize beyan ettiği gibi, Sadi’nin bu ortamda yazdığını da göstermiş oldu. Bir şairin ilham kaynağının ve huzurlu ortamını görmüş olacaktık. Sadece tabiat manzarası açısından değil aynı zamanda burası bir dergâh ve medrese olarak da manevi bir iklim ve huzur veriyordu ve Sadi zamanında bu huzur daha yoğun olmuştur şüphesiz.

 

Biz tıpkı şiirlerindeki gibi bostan ve gülistan içindeydik. Türbenin etrafı açık üstü kapalıydı ve her tarafta Sadi’nin şiirleri yazılıydı. Duamızı okuduk, resimlerimizi çektik. Bostan ve Gülistan’da Sadi gibi gezip, duygusal ve şiirsel bir atmosfere kendimizi kaptırdık. Eşim Sadi’yi sevdiğimi bildiği için benim iç dünyamı sarsmadan yanımda sessizce yürüyordu. Hem mezarlığın manevi ikliminden nasipleniyor hem de ülkemizde neden şairlerimizin, büyük zatlarımızın böyle mezarları yok, neden onlarla tarihi şiiri yaşatmıyoruz? Diyerek ülkemin çoraklığına hayıflandım.

 

Sad-i Şirazi 1184 yılında Şiraz’da dünyaya gelse de hayatı ilim için seyahatlerle geçmiş ve daha sonra memleketine geldiğinde dostlarının bu seyahatlerini ve bilgilerini anlatmasını istemesi üzerine Bostan ve Gülistan eserlerini yazmıştır. İlk eğitimini Bağdat Nizamiye Medresesinde görmüştür. Bu nedenle Sadi’nin eserlerinde Gazali’nin etkisi görülmektedir. O, Gazali’nin İhya kitabından etkilenmiştir bu kitap o dönemde Nizamiye Medresesinde ders kitabı olarak okutuluyordu ve Sadi’nin manevi hocası olmuştu. Ayrıca, Sühreverdi’den ve İbünl Cevzi gibi mutasavvıflardan ders almış, onların etkisinde kalmıştır. Bağdat’tan sonra tüm İran’ı Orta Asya’yı, Anadolu’yu, Mekke-Medine ve Kuzey Afrika’yı dolaşmıştır.

 

Sadi, sadece ilim tahsil etmemiş, haçlılara karşı da savaşmıştır. Hatta Haçlılara esir düşmüş ve yıllarca ağır koşullarda çalışmıştır. Onu, şiirlerinden etkilenen Suriyeli bir tüccar yüksek fiyata satın alıp azat etmiştir. Sadi’nin bu seyahatleri 30 yıl sürmüş, 1257 de memleketi Şiraz’a gelerek 1292 yılında vefat edinceye kadar eserler yazmış, talebeler yetiştirmiştir. Toplam 16 kitap ve 6 manzum yazmıştır. Sadi’nin edebi etkisi sadece Fars edebiyatıyla sınırlı kalmamış Türk, Arap ve Urdu edebiyatına etki etmiştir.

 

Ziya Paşa, Harabat adlı ünlü antolojisinin girişinde “Vasf olunmaz anın kemâli/Bir kavme gelmedi misali” diyerek Sa’di’den övgü ile bahseder. Mehmed Âkif ise “Sa’di, o bizim Şark’ın rûh-ı kemâlî” diyerek saygısını belirtmiştir.  Firdevsi ve Hafız ile birlikte Fars şiirinin üç büyük temsilcisinden biri olarak sayılmaktadır. Sadi’nin kalemi sayesinde Farsça çok edebi bir dile dönüşmüş, bu da ulusu tarafından çok sevilip sayılmasına neden olmuştur. Sadi, sadece aşk şiirleri yazmamış, halkına nasihatler ve özlü sözlerle de yol göstermeye çalışmış bir ehli tasavvuftur. 

 

Sadi, İslam dünyasının Moğol ve Haçlı istilası ile karşı karşıya kaldığı bir dönemde yetişmiş, İslam dünyası üzerinde dolaşan karabulutlara karşı insanlara umudu, güzelliği ve mutluluğu aşılamaya çalışmıştır.

 

Sadi’nin özlü sözlerinden birisi; Sa’dî’ye sormuşlar, “Her zaman mutlu olabilmendeki sır nedir?

O da;

“Kalıcı olmayan şeye gönül bağlamam

Yarın bir sırdır, onun için endişelenmem

Dün bir hatıradır, hasretini çekmem

Bugün ise bir hediyedir, kıymetini bilirim” demiş.

 

VI ve VII. (XII-XIII.) yüzyıl şairlerinin aksine Sa‘dî bütün şiirlerinde bilinen ve yaygın olarak kullanılan kelimeleri tercih etmiştir. Onun şiirlerinde Arapça terkip ve cümleler Senâî, Evhadüddîn-i Enverî ve Hâkānî-i Şîrvânî’ninki kadar yaygın değildir. Eserlerinde Farsçada kullanılan Türkçe kelimelere de yer veren Sa‘dî’nin şiir ve nesrinin en bariz özelliği akıcı ve sehl-i mümteni‘ olmasıdır. Sa‘dî, yaşadığı dönemde yaygın nazım şekli olan gazeli müstakil bir edebî tür olarak mükemmelliğe kavuşturmuştur. Divanında âşıkane gazeller çoğunluktadır. Manzum ve mensur eserlerinde Farsçada eskiden beri yaygın biçimde kullanılan atasözlerinden faydalanmış, bunun yanında toplumun düşünce ve isteklerine tercüman olan özlü sözleri atasözü haline gelerek günümüze kadar kullanılagelmiştir. Sa‘dî’nin tesiri sadece Fars edebiyatıyla sınırlı kalmamış, Türk ve Urdu edebiyatlarıyla Batı dünyasında da önemli izler bırakmıştır. Dindar bir ailede yetişen ve İslâmî ilimleri tahsil eden Sa‘dî’nin hangi mezhebi benimsediği kesin şekilde bilinmiyorsa da Sünnî olduğunu söylemek mümkündür.

 

Sadi’nin türbesini terk ederken dilimizde onun;

İnsan yek katre-i Hun / ve sed hezaran endişe est

‘İnsan, bir damla kan / ve yüzbinlerce endişedir’ şiirini terennüm ediyor ve endişeli hayatımıza adım atıyorduk…

 

 

 

 

 

Araştırmacı-yazar. 31 Aralık 1968 tarihinde Gaziantep’in Nizip ilçesinde doğdu. Aslen Diyarbakırlıdır ve ülkemiz alimlerinden merhum Muhammed Emin Er'in oğludur. Babasının yanında dinî ve Arabi ilimler okuyup ilmî ve amelî icazet aldı. Gaziantep'te Aliye Ömer Battal İlkokulu (1981) ve Gaziantep İmam Hatip Lisesi (1984)'ni, sonra Ankara Mimar Sinan Lisesini (1988) bitirdi. Daha sonra Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ve Medine İslam Üniversitesi Arap Dili Bölümünde yüksek öğrenim gördü. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İslam Tarihi ve Sanatları bölümünde "İslam Tarihi ve Sanatları / Emeviler Döneminde İlim" konulu teziyle master programını tamamladı. Yüksek tahsilinin ardından çeşitli okullarda öğretmen ve idareci olarak görev yaptı, özel sektörde kendi işiyle meşgul oldu. İbrahim Halil Er'in ilk yazısı 1986'da Edebiyat dergisinde yayımlanan bir kitap tanıtımıydı. Sonraki yıllarda yazıları; Millî Gazete, İstiklal Gazetesi, Milat Gazetesi ile Anadolu Gençlik, Genç İstikbal, Gülistan ve Milli Şuur dergilerinde yer aldı. Hedef Radyo ve Kanal 5 Televizyonunda Programlar yaptı. Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi, Öğ-Der, Şuurlu Öğretmenler Derneği (Yönetim Kurulu), Öz-Der, Özel Öğretim Derneği (Yönetim Kurulu), Tarih ve Strateji Derneği (Başkan), Muhammed Emin Er İlim Kültür ve Yardımlaşma Derneği (Başkan) üyesidir. Evli ve Muhammed Emin ile Erkam Tuna’nın babasıdır. Hayatını ve çalışmalarını Ankara'da devam ettirmektedir. ESERLERİ: Cennet Doğuda Bir Yerdedir (Geçmişten Günümüze Haçlı Seferleri) (2006), Siyasal İslam Düşüncesinin Doğuşu (2016), Peygamberimizin Eğitim Metodu (2011), Çanakkale’ye Can Verenler (2013), Ümmetin Dirilişi Çanakkale (2014), Son Osmanlı Alimi (2014), Seyda Muhammed Emin Er Hoca ile Söyleşiler (2016), Öykülerle Osmanlı Padişahları 1-2 (2015), Selahaddin Eyyubi (2017), Hz. Muhammed’in Mektupları ve Diplomasi (2017), Asım’ın Nesli (2017), İstiklal Marşı ve Mehmet Akif (2015), Çad Bir Orta Afrika Devleti (2020).

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir