Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Cahit Zarifoğlu’nu Hatırlamak

“Güzelin yâri güzel olur” diyen Zarifoğlu, bununla yetinmiyor, “Güzelin düşmanı güzel olur” demeyi de ihmal etmiyordu. Burada ilgilerimizin, dikkatlerimizin, bağlanış ve karşı çıkışlarımızın zeminine ve istikametine ilişkin bir nitelik sağlamlığı, bir ahlâk seviyesi de gözetiliyordu.

EKLENDİ

:

Cahit Zarifoğlu’nu hatırlamak istediğimde ilkin Mustafa Sarıçiçek geliyor gözümün önüne. Bacaklarında Maraş işi siyah şalvar, sağ elinde Oltu tesbihi, güzel başını kaldırarak sesini yükseltiyor:

Yâr

Kurbanın olam

Dola yaşmağını bileğime

Ki düşmanı güzel vuram!

Bu cümleler kitapta nasıl yazılmış, açıp bakmayacağım. Zaten o “yâr” kelimesinin uzayışı, uzanışı, yükselişi yazıyla gösterilemez.

“Güzelin yâri güzel olur” diyen Zarifoğlu, bununla yetinmiyor, “Güzelin düşmanı güzel olur” demeyi de ihmal etmiyordu. Burada ilgilerimizin, dikkatlerimizin, bağlanış ve karşı çıkışlarımızın zeminine ve istikametine ilişkin bir nitelik sağlamlığı, bir ahlâk seviyesi de gözetiliyordu.

“İte çakala karşı” “yârin kapısında” duran “yedi güzel adam”ın silahları Alaman’dan, Urus’tan, İngilizden satın alınmış silahlar değildi; onlar “pırıl pırıl mavzerler”i “oyluk etlerinden” çekip çıkarmışlardı. Hayatı iman ve cihaddan ibaret bilenler, ruh ile bedeni, madde ile manayı birbirinden ayırmazlardı.

Bu ülkenin çocukları, başlarına gelenlerin yahut getirilenlerin mahiyetini kavramakta acze yahut ayrılıklara düşmüşlerdi. Düşmanın içten mi dıştan mı “yöneldiğini” bile çözümleyememişlerdi. Anne, baba, sofra, hatta evin kedisi bile “işçi savunması” peşindeki erkek kardeşlerden daha sağlam ve sağlıklı yaklaşım ile yorumlara sahiptiler.

“Maymuna ölüm” Abdülhamit

“Abdülhamide ölüm” maymun

Bir sloganı andıran bu ifadeler, sorunun da çözüm yolunun da anahtarı gibi görünüyordu bize.

Kimliğimizi de, kişiliğimizi de insan oluşumuz üzerine/üzerinde/üzerinden inşa etmeliydik. İşaret Çocukları’nı kitaplaştırırken yayınevi adı olarak seçtiği kelime “İnsan” idi. İlk öykü kitabının adı da “İns” olmuştu. O öyküyü okurken ipin ucunu kaçırmamak için kim bilir kaç kez geri dönüp yeniden okumuşumdur!

Yedi Güzel Adam, en çok yanımda gezdirdiğim şiir kitabı olmuştur. Zeynep ve Uzaktan Fırat Üzerine İkili Anlatım’ın bazı bölümleri hatırladıkça hâlâ gözlerimi yaşartır. Mehmed’inden ayrı düşen Zeyneb’in yaşadığı çetin sınavlar yürek burkucudur.

Beni heyecanlandıran ve besleyen bu metinlerin yazarını Ankara’da Seyranbağları’ndaki o evde gördüm. Tanışmadık. Uzağımızda bir yerde oturuyordu, elinde ciltli ve kalınca bir kitap vardı. Mustafa Sarıçiçek ağabeyim söyledi: “Kısas-ı Enbiya okuyor. Şiir devşiriyor olmalı.”

Menziller’deki Cahit Zarifoğlu, otomobillerden ve bulvarlardan uzaklaşmış da bir ata binmiş gibidir. Öyle midir? Güzelcin, neredeyse ezberleyecek kadar çok okuduğum ve sevdiğim bir şiir oldu. Şeriat bütünüyle hayatımızı ışıtıp duruyor işte.

  • Önce kim?
  • Önce sen!

(Evet, evet! “Önce ben!” diyeceksin!)

Korku ve Yakarış, insan şairin kulluk makamında/kulluk makamından seslenişleridir.

Sonra sonra çocukları için, çocuklarımız için ne güzel kitaplar yazdı.

Ağaçkakanlar’ı kaç kez okuduğumu bilmiyorum. Pek çok kişiye hediye ettiğimi hatırlıyorum. Dünyanın bütün dillerine çevrilmesi gerektiğine inanıyorum.

Ölüm haberini aldığımda Amasya’daydım. Üçüncü çocuğumuzun adını Osman Cahit koyduk.

Pek çok öğrencimin defterine Cahit Zarifoğlu’nun şu cümlesini yazdım:

“Öpebilirsek uzanıp kaderlerimizden öpmeli”

 

 

Çok Okunanlar