6 Mayıs 2025 Cuma günü minberde hutbe okuyan hatip, daha önce hiçbir hatipte görmediğim bir şey yaptı: Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf metinlerini ve meâllerini okurken, sesinin olağan tonunu değiştirip daha etkileyici, daha tok, daha vurgulu bir edâya büründürüp o cümlelerin hutbenin öteki cümlelerinden ayrı ve üstün olduğunu hissettirmiş oldu. Böylece minber, sanki bir tiyatro sahnesine döndü.
Önce onun bu davranışını yadırgar gibi oldum. Cuma Hutbesi’nde böyle artistik bir gösteriye gerek var mıydı? Bu tonlama farkı, dinleyen cemaatte bir yapmacıklık algısına, samimiyetsizlik şüphesine yol açmaz mıydı? Hutbenin ilerleyen bölümlerinde hatibin bu oyunculuğu tekerrür ettikçe olumsuz yaklaşımım yumuşamaya, eleştirel bakışım değişmeye başladı. Allah’ın kelâmını ve Peygamber’in sözünü başka sözlerden ayıran ve daha seçkin bir konuma yükselten bu tutumu kınamak yerine anlamlı ve değerli bulmanın daha isabetli bir tutum olacağına karar verdim.
Bu satırları yazarken çocukluğumun “Hâfız Abi”si merhum Ramazan Hoca hakkında iki yıl önce yazdığım metni hatırladım: https://www.insaniyet.net/hafiz-abi-ramazan-bildirici/
Ondan bende kalan hatıraları ve değerlendirmeleri 12 maddede özetlemişim. 6. Madde konumuzla ilgili olduğundan şimdi burada tekrarlamak istedim: “Hafız Abi’nin sesi, cuma ve bayram namazı hutbelerinde kendi sesi olmaktan çıkar, başka bir tona bürünürdü. Bu durumu çocukken yadırgamıştım ve hep yadırgamaya devam ettim. Vaazlarında kendi olağan sesini kullanan çok az vaiz, hutbelerinde kendi sesiyle seslenen çok az hatip gördüm.”
Şimdi altmış yıl sonra kendi olağan sesini bir tiyatro oyuncusunun yahut bir meddahın sesiyle zenginleştiren bir hatibi dinlemekten memnuniyet duyduğumu söylemeliyim.
