- Kimin sorusu bu?
- Benim sorum elbette.
- Kendine mi soruyorsun, bana mı soruyorsun, başka birine mi?
- Fark eder mi?
- Etmez olur mu?
- Peki, sana soruyorum: Ben değerli miyim?
- Sorunuza cevap verebilmem için “değerli” derken neyi kasdettiğinizi bilmem gerekir?
(Tekilden çoğula geçti, sen’den siz’e sıçradı. Neden acaba?)
- Kölelik dönemi bitmedi mi? Herhâlde para cinsinden bir değeri kasdetmiyorum.
- Demek manevi bir değeriniz var mı yok mu, onu merak ediyorsunuz?
- Evet
- Sorulara temelden ve yalın bakmayı severim. Eğer herhangi bir şeye, kişiye, duruma, olguya, nesneye değerseniz, yani dokunursanız, onunla aranızda bir alışveriş ortamı, bir ilişki zemini kurarsanız değerli olursunuz.
- Ama bu sadece işin başı sanki, başlama noktası!
- Evet, öyle! Baştan başlar her şey: gören göz, işiten kulak, tadan dil, koklayan burun, dokunan dudak baştadır.
(Dokunan dudak biraz erotik oldu ya, olsun bakalım!)
- Siz isterseniz sağ elinizin işaret parmağının ucuyla da dokunabilirsiniz sol bileğinizdeki damara…
- Algılama yine beyinde gerçekleşir mi diyorsunuz?
- Değiş, değme, değişme yoksa değer de olmaz, oluşmaz.
- Değişme dediniz ya, onun pek çok kötü çağrışımı var!
- Siz iyiyi çağırırsanız iyi gelir, kötüyü çağırırsanız kötü.
- Haklısınız. Bahar geliyor, ne iyi! Ramazan geliyor, ne güzel
