1. Anasayfa
  2. Eğitim

Dijitalleşme ve Dinin Raftaki Yeri

Dijitalleşme ve Dinin Raftaki Yeri
1

Lokman Yıldırım, Dr.

Merhaba ben Dadaliga. Ne kadar yaşadığımı hatırlamıyorum. O yüzden size net olarak yaşımı söyleyemem. Ha bu arada soracaksanız hemen söyleyeyim; burcumu, yükselenimi ve aile dizilimimi de bilmiyorum. Bunları bilmediğimi peşin peşin söyleyeyim. Çünkü bunları bilmem gerektiği baskısı altında yaşıyorum çoğu zaman. Kendime dair tek hatırladığım beni “dadaliga” diye seven annemin bunu söylerken yüzünde oluşan umut, gülümseme ve şefkat…

Yorgun bir sabaha uyandım. Haftanın bütün ağırlığı üzerimde. Uzunca bir süre kalkmasam olmaz mı diye düşündüm. Ama yeniden uyumaya gücümün olmadığının da farkındayım. İçeriden çocukların sesi geliyor. Sahi bizim zamanımızda anne ve babalarımız bizim sesimizle mi uyanırdı güne. “Ah be çocuk ne olur biraz daha uyusan da şöyle bir dinlensem” derler miydi? Yoksa onların uyanmak için çok daha güçlü varoluşsal gerekçeleri mi vardı? Tüm bunları düşünürken soğuk ve gri Ankara sabahına baktım. Ekmek yoktu evde. Hemen telefonumu çıkardım. Daha kolay ulaşabileyim diye telefonumun ana ekranında galeri uygulamasının hemen yanına iliştirdiğim market alışverişlerimi yaptığım uygulamaya girdim. Süt, ekmek ve bir de küçük çikolata söyledim. Daha ben kendime gelmeden siparişlerim gelmişti.

Sabah kalkarken yorgun olmamın nedenlerinin ne olabileceğini düşünürken dinlenmem mi gerektiği yoksa hasta mı olduğumla ilgili birçok üniversiteden ilgili hocaları dinledim. Acaba MHRS’ye girip randevu mu almalıydım? Tabii kahvaltı da kendime gelmeme biraz yardımcı olmuştu. Madem hava dışarıda yağmurlu o zaman şöyle kendimize gelmek için bir film açıp keyifli bir vakit geçirmenin tam zamanı diye geçirdim içimden. Ve açtığım platformda benim ilgi alanlarımı bilen, hangi filmleri daha önce nasıl izlediğim ve ne şekilde vakit geçirdiğim verilerine sahip platform bana bugün eğlenmem için ne izlemem gerektiğini sundu. Açıkçası çok da düşünmeye zamanım yoktu zaten iyi de oldu.

Sonra bir gün çocukluk arkadaşlarımı bulurum diye girdiğim ama her girdiğimde saatlerimi alan sosyal medya uygulamalarına girdim. Gerçi çocukluk arkadaşlarımı zaten kaybetmemiştim neden onları bulmak için böyle bir şeye ihtiyacım vardı bunu da sorgulamadım. Tam sorgulayacak bir zaman da değildi aslında. Ne kadar çok geziyor insanlar. Ve ne kadar mutlular diye düşündüm. Şayet biri bizi sadece bu platformlardan görüyor olsaydı dünyanın hiçbir döneminde olmadığı kadar mutlu insanların bu dönemde yaşadığını düşünürdü. Neyse ki bu durumun tam olarak böyle olmadığını bilecek kadar sürecin içindeydim.

Mağara ehli gibi elimizdeki para tedavülden kalkmamıştı henüz.  Bu yüzden sanalda gördüğüm ve gerçekle çapraşık bir ilişkisi olan şeylere şaşırıyor olmanın bir nimet olduğunu bilecek kadar tecrübeliydim. Sonra arabasını değiştirmek isteyen eniştemin sürekli sarı renkli bir sitede vakit geçirdiğini hatırladım. Eskiden böyle değildi diye düşündüm. Araba pazarları olurdu artistlerin uğramadığı. Yeğenimin karşı binadaki arkadaşıyla birbirine sanal alemde attıkları sislerle savaştığını görünce kömürlükte bekleyen plastik sarı ve mavi topları düşündüm. Ne için üretildiklerini hatırlıyorlar mıydı? Kim bilir belki de hâllerinden memnunlardı. Bunu sadece ben mi düşünüyorum. Bir arkadaşlık ilişkisi geliştirmek için de tıpkı araba ve nicelerinin sunulduğu sarı siteye benzer insanların profillerinin yer aldığı ve birbirlerini çeşitli özellikleri ile kabul ya da reddettikleri uygulamalar aklıma geldi… “İnsan meta haline geliyor, özünü ve değerini kaybediyor” gibi delikanlı sözler etmeyeceğim tabii ki… Belki de bu dönemde böyle olması gerekiyordu. Bunu anlamaya çalışmalıyım. Uyum mu sağlamalıyım, mevzi mi almalıyım diye düşünüyorum bir taraftan.

Cumbadan düşürülen bir mendille başlayan arkadaşlık ilişkilerini zarif ve masum bulurken, shopladığı fotoğrafla kendine başka bir varoluş seçenlere haksızlık mı ediyorduk acaba? Evet geriye dönüp bakıyorum da neredeyse her ihtiyacımı karşılıyor muydu dijital mecralar? Yiyeceğim her şeyi kapıma kadar getiriyor, nerede nasıl eğleneceğime, hangi içerikleri tüketirsem mutlu olacağıma da karar veriyordu. Sonra platformun terapistleri karşıma çıkıyor ve başarabilmem için neler yapmam gerektiğini üç adımda beş yönergede net bir şekilde ortaya koyuyorlardı. Acaba bende mi bir sorun vardı? Aslında her şey elimin altındaydı. Peki neden bu depresiflik ve bu alışamamışlık, olmamışlık hali…

Bir dakika! Beni eğlendiren, temel ihtiyaçlarım dahil her şeyimi kapıma getiren, sağlıkla ve eğitimle ilgili her türlü veriyi önüme sunan bu platformlar bir şeyi eksik mi bırakmıştı acaba? Hiçbir konuda kendimi suçlamamam gerektiğini öğütlüyordu çünkü platformun terapistleri. Demek ki başka bir eksik vardı burada. Buldum! Her türlü ihtiyacımı karşılamak ve tamamlamak iddiasında bulunan bu platformlar benim için çok temel bir ihtiyacı görmezden geliyordu. Ait olma, bağlanma, anlam üretme… Tüm bunların üst çerçevesi olan dini ihtiyaçlarım yok sayılıyordu. Evet tüm alt bileşenleri tamamladıktan sonra bunlar bir zemin üzerine anlamlı hâle getirilmediği zaman bir işe yaramayan yapboz parçaları gibiydi.

Neydi burada eksik olan şey? Dinin bu platformların algoritmanlarına ve dinamiklerine uygun bir şekilde sunulmamasıydı. Çünkü bu platformlarda pazarlamacıların söylediği şey çok netti. Bir ürünün paketi, raftaki konumu hatta ne ile yan yana olduğu yani sunulma şekli bile satışını etkiliyordu. Demek ki benim için bu platformlardaki temel ihtiyaç dinin iyi bir platformda etkili bir sunumla ve güçlü bir temsille sunulmamış olmasıydı. Sütümü bile ayağıma kadar getiren bu hizmet hayatımın temel anlam arayışı olan dinî yönelimime çok da uygun bir veri sunmuyordu. Peki ne yapmalıydık? Ne yapılsaydı her türlü ihtiyacımı karşılama vaadindeki bu platformlar benim hayatım için de anlam üretebilirdi? Gelin, onu bir sonraki yazıda konuşalım.

 

Trabzon'un Çaykara ilçesinde dünyaya gelen Lokman Yıldırım, ilk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. Eğitim Fakültesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği bölümünden birinci olarak mezun oldu. Yıldırım, Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri, Din Eğitimi Ana bilim dalında yüksek lisans ve doktora derecelerine sahiptir. Yıldırım çocukluk yıllarından itibaren medya, fotoğrafçılık, video alanlarına yoğun ilgi duymuş ve bu alanlarda çeşitli çalışmalar yapmıştır.  Pandemi döneminde uzaktan eğitim sürecinde TRT ile yapmış olduğu eğitim içerikleri çalışmaları ve teorik, pratik eğitimlerle bu ilgisini profesyonel bir alana taşıyan Yıldırım, günümüzde markalaşma, sosyal medya yönetimi, içerik üretimi ve yönetimi gibi alanlarda uzmanlaşmış ve bu çalışmaları profosyenel çalışma yaşamına aktarmıştır. Aynı zamanda dijitalleşme ve din konularında yazılar kaleme alan Yıldırım, bu alanda bitmeyen bir öğrenme aşkına sahiptir. Hâlihazırda Milli Eğitim Bakanlığı’nda Milli Eğitim Uzmanı olarak görev yapan Yıldırım, evli ve iki çocuk babasıdır. Yıldırım, İngilizce, Arapça ve Rumca bilmektedir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (1)

  1. 👏🏻👏🏻👏🏻

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir