Bizleri her an huzuruna kabul eden, önemseyen, koruyup kollayan yüce Rabbimize sonsuz hamd ve senâlar olsun.
Kulluğun en mükemmel örneği, rehberimiz, önderimiz Hz. Muhammed’e salat ve selam olsun.
Dua, hayatımızın her anında var olan bir niyaz, yakarış, sesleniş, içleniş, titreyiş, inleniş, haykırış, çağırış ve ibadet.
Yaşamımızın her aşamasında var olan zorluklardan kurtuluş, günahlardan sıyrılış, nefis ve şeytandan ayrılış ve ibadet.
Ömrümüzün her anında yaşanabilecek yüceliş, arınış, affediliş, rızaya eriş ve ibadet.
Yolculuğumuzun her sürecinde yaşanabilecek inziva, ittika, ittiba, ictiba, iltica, içtima, inkita, ibtida, imkân, ikmal, ikrah, inşirah, ictinab, izdivaç, inkisar, imtisal, iftihar ve ibadet.
Varlığımızın her alanında yaşanabilecek teslimiyet, tabiiyet, tahsiniyat, talimat, tenbihat, tayyibat, tezvirat, tesbihat, tefekkür, tezekkür, tedebbür, teşekkür, tahmid, takdis, tasadduk, taaccüp, temenni, tedrisat, teferruh, tefeyyüz, tefehhüm, tekâmül, telezzüz, tezeyyün, tevekkül ve ibadet.
Kısacası duasız bir zaman dilimi yok Müslüman için. Mekân şartı yok. Yaş sınırı yok. Cinsiyet ayrımı yok. Ömrünün tüm dilimlerinde dua mümkün. Rabbimin kapısı her an açık kullarına. Protokol yok kabul için. Bekletme yok dua için. Sadece sabırla, ısrarla, kararlılıkla talep var. Hâlini arz var. Samimi ve içten bir arzu var. Muhtaçlığı sunma var.
Bu sunuşlar bazen gecenin zifiri karanlığında, herkesin uykuda günahkarların isyanda olduğu o saatlerde, elini açıp içtenlikle yalvarır, aydınlatıcı bir ferahlık ister.
Bazen seherin o dingin ânında yürek yangınını dindirecek, söndürecek bir damlaya talip olur.
Bazen sırtında yükünü taşıyana, evinin, ailesinin yükünü yüklenene, davasının ağırlığını üstlenene, kimsesizlerin kimseliğini icraya koşar, bazen koşamaz koşturur, bazen onu da yapamaz ama her zerresiyle Rabbimden destek ister.
Bazen işyerinde uğradığı haksızlığa, gençlerin duygusallığını istismar eden sefillere, nefis ve şeytan taşeronluğu yapanlara haykırır, dünyayı dar eder; bazen de ses veremez ama o muameleyi yapanları cehennemin en dibine gönderir.
Bazen aç bırakılan mazlum çocukları görür; sofra önünde, ekmek elinde, lokma boğazında kalakalır, kahreder, beddua eder, gözyaşları intikam mermilerine dönüşür, her bir sözü zalimleri parça parça eder.
Bazen yolda kalmış bir yolcuyu arabasına alır, soğukta titreyen delikanlıya sıcaklık olur, bir öğrenciye veren bir el olur, kül veren bir komşu olur, bunalım takılan bir gence ferahlık olur, nefes olur, inanç krizi yaşayan arkadaşına rahmet olur, maddi yokluk çeken akrabasının yarasına merhem olur.
Kardeşim.
İşte dualar kuşatsın bizleri. Sarıp sarmalasın. Tüm tehlikelerden korusun. Zırhlanalım. İlahi korumaya dahil olalım. Tüm bedenimizle, tüm uzuvlarımızla dua insanı olalım.
Dua edelim.
Dua alalım.
Ağzı dualı olalım.
Eli, ayağı, kalbi, ruhu, aklı, her zerresiyle dualı olalım.
Dua hazineleri keşfedelim.
Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de yer verdiği duaları tekrarlayalım.
Peygamberlerin duaları ile Rabbimize yönelelim.
Hazreti Muhammed’in diliyle Allah’a niyaz edelim.
Alimlerin, ariflerin, samimi müminlerin mahcubiyeti, endişe ve umutlarıyla Hakka seslenelim.
Verdiği nimetler için hamd ve şükür, yaşadığımız sıkıntılar için sabır, metanet, selamet ve afiyet dileyelim.
Ama şunu hiç unutmayalım: Her şeyimiz yerli yerinde olsa da hiçbir derdimiz olmasa da duadan mahrum kalmayalım.
Rabbimizle bir bağ kurmak, O’na yalvarmak yakarmak için sıkıntı, zorluk ve yokluk beklemeyelim.
Öyleyse haydi ya Allah!

Dualarımız Peygamberin (Salavatullahi ve selamühü ecmeın) efendilerimizin sahabei güzin (rıdvanullahi aleyhim ecmeıın) efendilerimizin , Salihlelerin, alimlerin, ariflerin sâdâtı kiramın dualarıyla müstecab olsun inşallah