Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Dünyanın Sevinci

Ladeste. Kardayım. Kararında. Kalbimin. Çıkmadın. Aklımdan. Kaybetmek… Korku… Sözlüklerde hiç aramadığım. Sabır ülkesinin yağmuruna kuyu gözlerim, sadra şifa idi çünkü sevmek. Zamanı. Üretim, tüketim. Son kullanma. Laf u güzaf. Çılgınlıklar… Ömür bitti derken yaşamayı uzatan bir peri uydurması bu, dünyayı sevince gark eyleyen kınama biraz. Kınanma. Aşk, kelama muhtaç değil denir, bu bir kelam-ı kibardır. Sana muhtaç ellerim, kadim yurdudur ellerinin. Bu da belagat…

EKLENDİ

:

Bunca dertle, kederle, gamla, ezber bozan, oyunbozan bir ziyafet sofrası bu, manolya ağacının ufku kanatan dallarının arasında açan lalelerle, sümbüllerle süslenmiş gelin tacı niyetine er kadın sözüyle, kuş sütüyle donatılmış şiirden bir mutluluk halkası… İnsanın halinden razı olması, sükûnet ve teslimiyetle yeşillenen gök levhası… Mavi mavi yeryüzü…Simsiyah kanatlarla simurga uçan turna katarı, mazeretsiz izinler, postacı güvercinler, sen ve ben…

 ​Bütün mümkünler saadet, bütün saadetler hıçkırık tutmuş serçe kursağında hünerli ellerle yazgılara yazılmış yasemin kokulu fasılasız fasıllar… Masalsı günler, siyahın izini süren lacivert, saksıda açmış bir çilek kadar mesut geceler…Sardunyaların kulağını çınlatıyorum aidiyet hissiyle, parkta açan kadife çiçeklerini sulayan kalbimle. Ellerim nar toplamıyor elbette, ellerine hayranlıkla utancından parçalanmış gibi. Ayva gibi biraz. Gülen… Ağlayan… Ulanan… Sanatsal ifadelerle… Üslup yorgunu harfler, tek ayaküstünde nadasa… Fikir yorgunluğu diyorum, gönlüm kırmızı kart görmüş kadar mahcup sevenlerine, sevdiğine. Sevdiğim. Sevgi, acır mı? Acıtır mı? Gökyüzü yüzüne mavi taşıyor, bulutlar gözlerinde kümelenmiş, adı sanı yok bir mukaddes bayram sevinci gibi… Gibilerle dünyanın bütün sevinçleri… Yâdıma düştü. Nazende… Bildiğim bayramlarla. Bilmediğim mucizeleri Hakk’ın, aşktan sarhoşlara üzüm görmemiş bağlar, bağ görmemiş körpecik yumruklar, meydan savaşında aşk ile yenilmek zaferini bayraklarla, telli duvaklı, davullu zurnalı, sazlı sözlü karşılayan kaşı gözü karaleylalar… Ervah-ı ezelden… Bahtı, kaşlarından daha kara imişMecnunların. Bilmem neden? Maviyim yine de. Toprağına hasret insan, insana hasret semada. Araf… Hâlbuki buradayım, dünyanın en incisinde, İstanbul’unda, Üsküdar’ında, kıblem Kâbe, gönlüm, kıblede. “…Hepsinden iyice…” Benim güzel manolyamın yapraklarından ufka bakan kalbim, kalbimiz tam bir cümbüş, tam bir festival havası. İlkbahar da ayağımıza gelmiş Kâbe gibi. Her vakit bizimle. Biz mevsime gitmeden gelen zemzem… Hızır, İlyas ve İskender’den ab-ı hayata biletli yolcularız. Birinci sınıf… Kast sistemi… Örgütlü… Örgütsüz aidat fedaileri, asumanın… Dev kulelerin esaretinden azat ettiğimiz köse servilerin gölgesinde, hudutların ardından güllerin içinden, aşarak gülleri, gülerek sana…

 ​Ladeste. Kardayım. Kararında. Kalbimin. Çıkmadın. Aklımdan. Kaybetmek… Korku… Sözlüklerde hiç aramadığım. Sabır ülkesinin yağmuruna kuyu gözlerim, sadra şifa idi çünkü sevmek. Zamanı. Üretim, tüketim. Son kullanma. Laf u güzaf. Çılgınlıklar… Ömür bitti derken yaşamayı uzatan bir peri uydurması bu, dünyayı sevince gark eyleyen kınama biraz. Kınanma. Aşk, kelama muhtaç değil denir, bu bir kelam-ı kibardır. Sana muhtaç ellerim, kadim yurdudur ellerinin. Bu da belagat… Pembe panjurlu kalemimle salkımı ele, ayrılığı sele vererek vuslata gülümsüyorum gönlü kırık, bağrı merhamet yumağı ağaçlarla. Yaslanıyorum. Dağa. Küçücük kurşunlarla ölüyor içimde kocaman dağlar. Kan yutarak besleniyor gece, rahimde. Doğacak. Uyanacak bütün heybede uyuyan güzel sözler, ashab-ı kehf ile. Ayetlerden seçme efsunkâr dualarla. Kapımızda Kıtmir, sadakat, kumrular. Toprak diriliyor göğsümde, göğe yürüyen kelimelerle dur durak bilmeden. Sana mavi papatyalarla geleceğim, kanat çırparak üstünkörü hayata. Sevincini bulan, bulana. Göğün gelinleri süzülecek, can yakan bakışlarla yeryüzüne. Güzelliğinden döndürüyor olacağız dünyanın başını. Mavi yeşil rüzgârlar esecek,dünyanın renklerine renk verecek masal eğiren sözlerim. Suların altından da çok köprüler geçecek. Nisyan ile… İsyan etmeden, darılmadan, gücenmeden ol emre. İtaatle.

​Aklımı Cebrail’de unuttum. Kendimi sende. Aşk, sana emanet. Ondan gelen, ona giden bir menzilin kervansarayındaonur konuğuyuz, beşerin en kıymetlisi. Sevgiliyiz. Allah’a. Onun izni ile. Zayi olmaz kalp atışlarımız, depremler… İsrafil’ e koşuyorum topuklu pabuçlarla bir rüyadan hemen sonra, alarm kurmayı unutmuş güneş, uyanmıyor. Uyandıramıyorum.

​Atlarla ve uzaklarla uyanmak istiyorum sabaha, gönlümce. Hayranız nitekim, göğü çınlatan suskunlukla okunan kitaplardan sadır olan sevaba. Kitaplar da bizi okuyor, tutuyor ellerimizden, sırattan ince. Okuyorum. Gözlerin, geley, sırılsıklam sensizim demeden leblebiyi anlıyor. Şimşekler şehrin keşmekeşine afetin değil, neşenin habercisi. Azametin hissiyle yağan yağmur, yağmur değil, sekinet indiriyor sinelere. Temmuz böceği gibi güneş topluyorum kara kışa, buzları eritecek, küresel ısınmayı durduracak turuncu hayaller… Karın doyurmuyor diyorlar. Konserve, turşu, salça vs. gerek bize. Himmet, dedikçe ben, buğday diyorlar. Umutla nasıl doymaz insan? Doyarım. Elma düşmüşse bahtıma hem de. Gün doğmadan doğarım bağrına serçenin. Şarkılarla. Bülbülün yaralarına tuz taşırız iskemleden düşerek hakikatin hayal gibi yaşandığı o anlarda. Bir varım. Bir yokum. Başında dünyanın. Alnıma düşene… Gönlüm düşmüşse. “Hoş olayım olmayayım, o yâr benim, kime ne?” Ham sofuyu koparsınlar dalından. Bana sen gerek. Allah’tan gelene… Amenna.

​Yerimi yurdumu versinler yavru kuşlara. Su içsinler altın kupalardan, havuzlardan. Seraplar… Kevser… Burası, dünyanın en güzel yeri. Mekân üstü mekân… Şirin’in Sarayı… Taç Mahal… Peri Bacaları… Güzel Atlar Diyarı…Isfahan… Dünyanın bilmem kaçıncı harikası. Masallar atlası. Coğrafya bilgilerimize ulu hocalardan alıntılanmış bir nokta. İlim. İlmek ilmek örgü örüyor kadın, mil çekilmiş evlerden uzak, anılarını yaslamış gövdesine çınarın. Ağrıyan dizlerine örtü seriyor, ağaç utanıyor ağaçlığından. Çınarlar devriliyor. Devrilmiyor kalbim. Daha anlatacaklarım var sana, bak burası yaz köşesi… Ne klişe! Deli köşem ise. Kırk ikinin ikindisi. Çocukluk hiç bitmeyen neşe… Çocuğum biraz. Çocuksun. Yoksa uçurtmayı vururlar. Vurmasınlar. Sözlerim yarım. Sözlerin altın hızma, gümüş kemer, mor salkımlı akik bronş. Dünyanın pasına zımpara. Yaralarından öpüyorum ağacı, dudaklarımla değil tüm kalbimle. Hüznümüzü saran sevinçle. Peygamberden miras kabul ettiğim bir servet… Yaşamak, adamakıllı sanat… Zıtlıklarla… Kâinatın elemine, emellerime bir tutam karanfil, belki bir tutam da zencefil gibi bir ilaç, iksir… Sarılsın zambaklar. Sarılalım yıldızlara. Manolyalar düşüyor gönlünüze. Biri de dünyanın sevinci için sevinen yüreklere…

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar