1. Anasayfa
  2. Şahsiyet

Ehlibeyt Şairi Şemseddin Mısrî

Ehlibeyt Şairi Şemseddin Mısrî
0

1 Muharrem 1448

Eskilerin tabiriyle velûd bir derviş olan Bursa Mısrî dergâhı şeyhi Mehmed Şemseddin (Ulusoy) Efendi’yi vefatının 90. yılında rahmetle anıyoruz. İrili ufaklı 60 kadar eser kaleme almıştır. Bunlar arasında 8-10 sayfa olanlar olduğu gibi 800 sayfa olanlar da vardır. Doğrudan tasavvufî ahlak ile ilgili olanlar olduğu gibi Bursa folklorunu yakından ilgilendiren metinler de vardır. Eserlerden bir tanesi ise bu şehrin kültür tarihi ile ilgili olarak daha önceki yüzyıllarda kaleme alınan eserlerdeki zühul ve hataların tashihi ile ilgilidir: Âyâr-ı Şemsî. Şehid-i Kerbela ile ilgili Envar-ı Şemsî isimli eserini şu beyit ile tanıtıyor:

Hazret-i Şâh-ı Şehid-i Kerbelâ’nın halini

Yazmışım ez cân u dil “Envâr” varımdır benim

1867-1936 yılları arasında yaşayan, bir değil iki Divan’ı olan Mısrî’nin şiirleri ile ilgili söylenebilecek ilk şey onun bir “Ehl-i beyt” şairi olduğudur. Diğer şiirleri bir tarafa 75 adet na‘t yazan Şemseddin Efendi, bu manzumelerinde klasik tekke erbabının Hz. Peygamber tasavvuruna yakın bir anlayışa sahip olduğu açıkça görülmektedir. Peygamber Efendimiz, bu mübarek ailenin birinci şahsiyeti olduğu için on iki imamla ilgili yüzlerce şiirinde O’nun ism-i şerifi ve ahlak-ı hamidesi söz konusu edilmektedir[1]. Peygamber Efendimiz ’den sonra hemen her şiirde Ehl-i beyt’in önde olan dört kişisi yer almaktadır: Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin. Bu zat-ı şeriflerle ilgili de yüzlerce, binlerce beyti vardır.

Şemseddin Efendi’nin na’t-i şerif başlığıyla kaleme aldığı manzumelerin redifleri de çok farklıdır. Muhammed Mustafa, Cenab-ı Mustafa, Yâ Resûlallâh, Ya Resulellah meded, Yâ Habiballah, Sensin… nidalarıyla başlayan veya bu ifadelerle sonlanan pek çok manzumeyi şimdilik bir tarafa koyarak diğer şiirlerinin bir kısmının makta beyitlerini aktaralım:

  • Bendeyim Âl-i abâya ben dahil düştüm size
    Şemsî-i Mısrî kapında sine-i çâkim senin (392)
  • Muhibb-i Ehl-i beytindir günahkâr Şemsî-i Mısrî
    Dahil-i dergehindir ol onun cânına cân sensin (408)
  • Muhammed Şemsî-i Mısrî tefeyyüz etmek istersen
    Der-i Âl-i abâya düş dahil ol kapıdan dahil (434)
  • Kulun Şemsî-i Mısrî’ye şefaat eyle Sultan’ım
    Be-hakkı Hamse-i âl-i aba mahşerde kıl şâdân (475)
  • Kulundur Şemsî-i Mısrî be hakk-ı Hayder u Zehra
    Bağışla Zât-ı sıbteyne meded kân-i sehasın sen (476)
  • Bende-i Âl-i abâyım sen bağışla cürmümü
    Sen Habib-i Kibriyâsın eylemez red ol Muîn (479)
  • Aşkın ile rûz u şeb etmekte gönlüm nâle âh
    Mazhar-ı fevz ü saâdet eyle Allah aşkına (588)
  • Bi hamdillahi ve’l-minne ona Hak ümmet etmiştir
    Muhammed Şemsî-i Mısrî kapısında geda geldi (595)

Dertdaşlar – Haldaşlar

İslâm tarihinin en acıklı olaylarından biri, Kerbela’da Hz. Hüseyin ve dostlarının şehit edilişidir. Asırlar boyu tekkelerde 10 Muharrem’in hüznü yaşanmıştır. Şemseddin Mısrî 1925 yılının son ayında tekkelerin kapatılması sebebiyle bir başka hüzün daha yaşamıştır. Farklı ifade ile yüz yıl önce 1926 yılının 10 Muharrem’i daha derin bir hüzün ile yadedilmiştir.

Şemseddin Efendi’nin ıstırabını hiç anlamak istemeyenler olduğu gibi anlayan dostları, onun hali ile halleşenler de vardır. Osmanlı dönemi tasavvuf tarihinin önemli kaynaklarından biri olan Sefine-i Evliya’nın yazarı Hüseyin Vassâf (ö. İstanbul, 1929) bunlardan biridir:

Şeyh-i muhterem bin bir belaya sine tutmuştur
Onun kalb-i hazini pür elemdir çeşm-i giryândır

Âhiren tekyeler mesdûd olunca dâğdâr oldu
Bütün erbâb u fikr u zikr ise mahrum-i devrândır

Kapandı cümle dergâhlar semaya çıktı hep âhlar
Sevindi hayli bedhâhlar fakat âşıkân nâlândır

Nice dem hangâhı mecma-ı uşşak idi Hakk’a
Gelenler zevk alanlar filhakika ehl-i imandır

Onu tanıyanlardan, derdini anlayanlardan biri de 1930’lu yıllarda yayımına başlanan Son Asır Türk Şairleri’nin yazarı İbnülemin Mahmud Kemal İnal’dır. Bursalılara şöyle hitap ediyor:

“Memleketlerinde son zamanlarda onun gibi himmetli, gayretli bir müellif yetiştiği için umum Bursa’lılar bilhassa ilme mensup olanlar iftihar etmeli ve eserlerini bastırarak ziya’dan (kaybolmaktan) kurtarmaya çalışmalıdırlar. Çünkü onun gibi bir gayret-i mücesseme her vakit yetişmez. Biz birbirimizin hâl-i hazinini pek iyi biliriz. Yankesici gibi şundan bundan çarparak değil mezâhim ve müşkilât ile pençeleşerek cehd-i zâti ile ortaya koyduğumuz eserler uğrunda neler çekdiğimizi ancak hemhâlimiz olanlar takdir ederler”

Bu hüznü yaşayanlardan biri de 1925 yılında Üsküdar Mevlevihanesi postnişini olan Ahmet Remzi Dede’dir (ö. Kayseri, 1944). Remzî mahlasını Hüznî ile değiştirdiği uzun şiirinden beş mahzûn mısra:

Be’dezin Hüznî desin ihvan benim ünvânıma
İştirak etsin uhuvvet nâmına ahzânıma
Gökten inmiş de yazılmış ise de pişânıma
Ben Surûrî mahlasın kaydetmeyim divânıma
Lanet olsun ismime bu lafz-ı bî ma’nâ hazin

 Not: Şemseddin Mısrî/Ulusoy’un eserleri Osmangazi Belediyesi tarafından basılmıştır. Müteşekkiriz.

[1] Eş’âr-ı Şemsî isimli Divan’ı, orijinal metniyle birlikte Mustafa Efe tarafından yayınlanmıştır. Bursa, 2023.

1951, Güneyce / Rize doğumlu. Güneyce İlkokulu (1960), İstanbul İmam Hatip Okulu (1970), Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü (1974) mezunu. Şebinkarahisar ve İspir liselerinde öğretmenlik yaptı. 1977 yılında Bursa Yüksek İslâm Enstitüsünde tasavvuf tarihi asistanı oldu. Doktorasını 1983’te “İbn Teymiye’ye Göre İbn Arabî” konulu teziyle tamamladı. 1989’da doçent, 1994’te profesör oldu. Çalışmalarını Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf Tarihi Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak sürdürdü. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir. Deneme türündeki ilk yazısı “Onlar ve Biz”, Mayıs 1971 tarihli Hareket dergisinde yer aldı. Ürünlerini daha sonra Hareket (1970-80), Nesil (1978), Yönelişler (1983), Mavera (1984), Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, İktisat Fakültesi Dergisi dergileri ile Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde yayımladı. Araştırma ve incelemeleriyle Türkiye Millî Kültür Vakfı Jüri Özel Ödülünü aldı. İslâm dergisinin 1986’da açtığı araştırma yarışmasında “Zeynilerde Bir Sufî: Abdullatifi Kudsî” başlıklı çalışmasıyla mansiyon kazandı. 2002 yılında Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği Araştırma Ödülünü aldı. ESERLERİ: Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler (1977), Tasavvufî Hayat (Necmeddin Kübra’dan, 1980), İslâm’da Tenkid ve Tartışma Usûlü (Mîzanü’l-Hak, Katip Çelebi’den, S. Uludağ ile, 1981), Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi (1985), Tasavvufî Hikmetler (İbn Ataullah İskenderî’den, 1989), Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler (2 cilt, 1991 ve 1993), Vahdet-i Vücud ve Muhyiddin İbn Arabî (İsmail Fenni’den, 1991),İbn Arabî’de Varlık Düşüncesi (Ferit Kam’dan, 1992), Niyazî-i Mısrî (1994), Tasavvuf ve Tarikatler (1994), Eşrefoğlu Rumî (1995), Bursa Dergâhları (Yadigâr-ı Şemsî, Mehmed Şemseddin’den, Kadir Atlansoy ile, 1997), Evliya Menkıbeleri - Nefahatü'l Üns - Abdurrahman Cami (Lamiî Çelebî’den, Süleyman Uludağ ile, 1998), Gönül Mektupları (2000), Akşemseddin (H. Algül ile, 2000), Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri (2001), Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi (2003), Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar (2004), Mahabbet Mektupları (2004), Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları (2005), Dervişin Hayatı Sufînin Kelâmı (2005), Bursa’nın Gönül Sultanları (2006), Dildâr-ı Şemsî-Niyazî-i Mısrî’nin İzinde Bir Ömür Seyahat (Mehmed Şemseddin Mısrî’den, Y. Kabakçı ile, 2010), Bursa’da Kırklar Meclisi (2011), Buhara Borsa Bosna (2012), Türkistan'ın Işığı Necmeddin-i Kübra, Türküstan Diýarynyň Şuglasy Nejmeddin Kubra (Türkmence), 28 Şubat Öncesi ve Sonrası Türkiye’de Dinî Hayat (2012), Miraciyye ve Bursalı Safiye Hanım’ın Vakfiyesi (2014), Yazarlık Hayatının 50. Yılı Ajandası, Emir Sultan, Konuk Öğrencilerle Gönül Gönüle, Annem Babam ve Oğlum, Derviş Yunus Emre, Bursa’nın Gönül Doktorları,

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir