1. Anasayfa
  2. Düşünce

El-Muallim Gerçek Öğretmeni Konuşmak

El-Muallim Gerçek Öğretmeni Konuşmak
0

Prof. Dr. Bilal Kemikli’nin 25 Şubat 2010 günü Haliç Kongre Merkezinde düzenlen el-Muallim Programı’nda yaptığı konuşmanın metnidir.

 

Merhabalar efendim,

Bugün, yeni bir Mevlid Kandili’nde, yeni bir Kutlu Doğum gününde, Ruh Ufkumuzu, Gaye İnsan’ı, Ufuk Peygamberini, el-Muallim’i, el-Murebbî’yi, el-Mubelliğ’i anıyoruz.

Gerçek Öğretmen, Gerçek Terbiyeci ve Gerçek Tebliğci’yi anıyoruz.

Onu anmak için buraya gelmemizin anlamı şudur: Gerçek öğretmenin bize öğrettiği vefa ve sadakat ilkesine bağlıyız. Tüketimin ve tükenişin hâkim olduğu şu çağda, değerlerin ve temel insani ilkelerin yerini kısa vadeli kazançların, maddi hedeflerin ve ikbal hesaplarının aldığı ve dolayısıyla, pek çok şeyin sahteleştiği, ilkelerin bozulduğu ve sembollerin dönüştüğü şu günlerde, el-Muallim ismi etrafında bir araya gelmek önemlidir.

Ahde vefa önemli, pek değerli bir haslettir. İnsanı insan yapan bir haslet…

Sadakat, insanı koruyan ve gözeten sırlı bir kelimedir.

Gerçek bilginin unutulduğu, hakikatin göz ardı edildiği, sahte bilgilerin, sahte öğretmenlerin ve sahte teorilerin insan aklını esir aldığı günlerde vefa ve sadakat kavramlarıyla, el-Muallim’i gündeme almak büyük bir iştir. Çünkü bilgi çağında, bilgi bombardımanının altında, adeta bilgi çöplüğüne dönüşen zihnimizi temizlemeye ve işgal edilen aklımızı hürriyetine kavuşturmaya ihtiyacımız var. Çünkü artık bilgimizin kaynağını sorgulamaya, sahip olduğumuz bilginin mahiyetini çözmeye ve yeniden doğru bilgiyle buluşmaya ihtiyacımız var. Üç asırdır giydiğimiz mağlubiyet gömleğini çıkarıp, kendi küllerimizde yeniden dirilmeye, kendimize gelmeye ve kendimiz olmaya ihtiyacımız var.

El-Muallimle Buluşma Günü

Bugün, “Ben, sizi, sizden ziyade esirgerim.” buyuran Kerem Denizini anmak için buradayız.

Bugün, kerem günü, cömertlik günü.

Bugün, Mevlid Günü, diriliş günü, kendimize geliş ve kendimiz oluş günü.

Bugün, içimizdeki Kisra saraylarının çöküş günü.

Bugün, içimizdeki Sâve göllerinin kuruduğu gün.

Bugün, gönül Kâbemiz’i işgal eden putların birer birer devrildiği gün.

Bugün, Muhammedî doğuş günü.

Bugün, Mustafa oluş günü.

Bugün, Ahmed’e eriş günü.

Bugün, tevhit günü.

Bugün, Kur’an günü… Kur’an’la buluşma günü.

Bugün Muhammed yolunun toprağı olma günü. Toprağa eriş günü.

Bu gün, “ışık saçan bir kandil”e eriş günü. Aydınlanma, nûr olma günü.

Bugün, muhabbet günü. Bugün Muhammed günü.

“Yel beni size götürseydi Efendim,

Yellerin eteklerine sarılırdım.

Sizi öylesine özledim ki, kuştan daha tez uçar-gelirim size;

Ama kanadı kesik kuş, nasıl uçabilir?”

Bugün kanatlanma, uçma ve sevgiliye kavuşma günü.

Bugün, rahmete eriş günü.

Ol cihanın fahrının sırrına kurban olayım,
Hutbe-i levlâke inen şânına kurbân olayım,
Kâbe kavseyni ev-ednâ’sına kurban olayım,
Ben anın ilmiyle irfânına kurbân olayım,
Ben anın esrâr-ı mi’râcına kurbân olayım
.”

Bugün, kurban olma, yakın, daha da yakın olma günü.

Bugün, İbrahim nesline, insanlığa Allah’ın ayetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten ve onları tezkiye eden el-Muallim’in doğuş günü.

el-Muallim, el-Alîm’den aldığı bilgiyi, hikmeti öğretti.

el-Muallim, bizim içimizden biri… Bizden biri. Bize bizden yakın biri.

Nitekim sizin içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizleri tezkiye eden, sizlere kitabı ve hikmeti öğreten ve size daha önceden bilmediklerinizi öğreten bir Rasûl gönderdik.” (Bakara, 151)

El-Muallim, bizi dalaletten hidayete ulaştıran rehberdir.

O (Allah), ümmîler arasından onlara ayetlerini okuyan, onları tezkiye eden, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir Rasûl gönderendir. Hâlbuki onlar, ondan önce gerçekten apaçık bir dalâlet içindeydiler.” (Cum’a, 2)

el-Muallim Bize Neler Öğretti?

el-Muallim bize, “Amellerin, niyetlere göre değerlendirileceğini” öğretti. Sonra şöyle buyurdular: “Mü’minin niyeti, amelinden daha etkilidir.” Niyet, amelden daha önemli… Niyet. Demek ki, evvela, “iyi niyet nedir? Nasıl iyi niyetli olabilirim?” sorularına dikkat etmemiz gerekiyor. Bunun için zandan sakınmamız gerekiyor: “Zandan sakının; zira o, sözün en yalanıdır.”

Zandan sakınarak niyetlerimizi temizlememiz, niyetlerimizi arındırmamız, niyetlerimiz sağlamlaştırmamız gerekiyor. Çünkü  “Hüsn-i zan beslemek, ibadet güzelliğinin işaretidir.” Bu yüzden güzel bakmamız, iyi düşünmemiz, doğru anlamamız ve anlamlandırmamız gerekiyor.

Niyetleri arındırmak, evvelemirde, iç âlemimizde bir savaşa girmeyi ve bunu kazanmayı gerekli kılıyor. İçimizde, kendi kendimize cedelleşmek, arınmak ve kendimiz olmak. Buyuruyorlar ki: “Mücahid, şanı yüce Allah’a itaat hususunda, kendi nefsiyle didişen kimsedir.”

Bu savaş, bir muhasebe savaşıdır. Ve “Her şahıs, kendi nefsinin muhasibidir.” Bu savaşın sonunda ulaşılacak en önemli hakikatlerden birisi şudur: “İnsanlar, bir tarağın dişleri gibidir.” Böylece gerçek imana erecek. Böylece, “İman, saldırganlığı dizginler.” hadisinin hakikatine erecektir.

İman, saldırganlığı dizginler… Niçin? Çünkü iman, niyeti arındırır, temizler. İyi niyetli birisi saldırgan olur mu? Topluma, millete, insana, çevreye… Nitekim hepimizin bildiği bir hadisinde buyuruyor: “Mü’min; insanların, mallarına ve canlarına karşı güven duydukları kimsedir.”

el-Muallim bize, “Söz vermenin, bir borç olduğunu” öğretti. Mü’minin, sadece yaptığı işleriyle değil, niyeti ve sözüyle de güvenilir olması gerektiğini öğretti. Borç, sanıldığı gibi, sadece ekonomik tarafı olan bir konu değildir. Bununla birlikte verilen sözlerle de borçlanıyoruz. O halde söz borcunun farkına varmamız lazım. Kimlere söz verdik? Hangi sözleri verdik? Neden o sözü verdik? Bunları düşünmemiz lazım.

el-Muallim bize, “Din, nasihattir.” dedi, nasihat etmenin, samimi olmanın, yaşadıklarını söylemenin, hal diliyle konuşmanın, muhatabımızı sevmenin, anlamanın ve onunla empati kurmanın ilkelerini öğretti. Sonra buyurdular ki: “Tatlı söz, sadakadır.” Ne kadar güzel bir sadaka! Tatlı söz… Tatlı söz nasıl bir şeydir? Sözü tatlı hale nasıl getirebiliriz?

Evet, “Din, nasihattir”. Din, tatlı dille nasihattir. Din, sadakadır. Din, sadakattir.

Zira buyurdular ki: “Bilginin başkasından esirgenmesi, helal olmaz.” Varsa bir bilgin, paylaş; ama tatlı tatlı… Ama içten. Hem, nasihat, bilgiyi aktarmak, öğretmek, yol göstermek, tatlı dille konuşmak bir hayır yarışıdır. Nitekim “Hayra kılavuzluk eden, aynen onu yapan gibidir.”

el-Muallim, “Cemaat, rahmettir; ayrılık azaptır” buyurdu. Birlik olmanın, bir arada olmanın, dayanışma içerisinde olmanın temel yollarını ve ilkelerini öğretti. Nasıl cemaat oluruz? Nasıl birlikte iş yapabiliriz? Bu gibi soruların cevaplarını verdi. Yeni bir toplum inşa etti, yeni bir hayat anlayışı, yeni bir dünya tasavvuru… Toplumsal uzlaşmanın, bir arada yaşamanın, insanca hayat sürmenin, temel hak ve hürriyetlerin farkına varmanın yollarını gösterdi.

el-Muallim bize, “Kur’an, sırf devadır.” buyurarak, gönül hastalıklarımızın tedavi yolunu, akıl ve düşünce sağlığımızın koruyucu yolunu salık verdi.  Sonra, “Dua da bir ibadettir.” buyurarak bizlere, dertlerimizi el-Alîm olan Allah’a açmamızı, Onun kapısında olmamızı, Onunla olmamızı öğütledi.

İnsanız hata yaparız. İnsanız unuturuz. İnsanız, eksikliklerle doluyuz. Bunu bize en iyi, O öğretti ve ruhen temiz kalmamız, dingin ve huzur halinde olmamız için: “Dinin özü, günah ihtimali olan şeylerden sakınmaktır (vera’dır).” buyurdu. Sakınmanın, kendi halinde olmanın, kendi kendine yetinmenin, sadeliğin, doğallığın yollarını öğretti.

Sonra içinde yaşanılan hayatta dertlere düşeceğimizi, bir kısım sıkıntılarla imtihan olacağımızı bildiği için, bizzat kendisi bunları tecrübe de ettiğinden bize sabretmeyi telkin etti. Buyurdu ki: “Sabırla, sıkıntının geçmesini beklemek ibadettir.”

el-Muallim bize, “Mü’min, hem iyi geçinen hem de iyi geçinilen kimse” olduğunu öğretti. Mü’mini böyle tanımladılar: İyi geçinen ve iyi geçinilen… Peki, nasıl iyi geçineceğiz? Bunun yolu nedir? Şöyle cevap verdiler: “Mü’minler, alçak gönüllü ve yumuşak huyludurlar.” Alçak gönüllü ve yumuşak huylu… Alçak gönüllü ve yumuşak huylu olursam, iyi geçineceğim ve benimle de iyi geçinilecek.

Sonra buyurdular ki: “Allah’a imandan sonra en akıllıca iş, insanların sevgisini kazanmaktır.” Bunu nasıl kazanacağız? Rıfkla, yumuşak huylulukla…  Hem zaten, “Yumuşak davranma (rıfk), hikmetin başı” değil midir? Rıfk, yumuşak huyluluk ve hikmet… Hikmet nedir? “Hikmet, mü’minin yitiğidir.” Bu yitiği nerede arayacağız? “Hikmetin başı, Allah korkusudur.” Demek ki, yitiğimizi hafv ve recâ ikliminde arayacağız.

el-Muallim bize, güzel ahlakı öğretti. Buyurdu ki, “Mizana ilk konan şey, güzel ahlaktır.” Bu meyanda, mesela hayâlı olmamızı salık verdi. Nitekim “Hayâ, ancak hayır getirir.” buyurarak, hayâlı olmayı, sınırlarımızı bilmeyi, mahremiyetimizi korumayı ve böylece hayırda olmayı bize uygun gördü. Ve buyurdu ki: “İyilik, ahlak güzelliğidir.” Bizi iyilikle ve güzel ahlakla buluşturdu. Nedir iyilik? Nedir güzel ahlak? Nasıl iyi olurum? Nasıl ahlaklı olurum? Sorularına cevaplar verdi ve mesela buyurdu ki: “Kanaat, tükenmez bir sermayedir.”

Evet, sadece bu hadis, onun bize öğrettiği sadece bu önerme bile olsa, hayatımızı düzene sokmamız, toplumsal ve bireysel açıdan huzura ermemiz ve ruh sağlığımızı korumamız için yeterlidir: “Kanaat, tükenmez bir sermayedir.”

Dikkat eder misiniz? Elimizdeki en önemli sermaye, yetinme duygusudur. Yetinmeyi bilen, doğruluktan ve hukuktan ödün vermez. Yetinmeyi bilen, insanın iç âlemini adeta kemiren gıybetten, dedikodudan, hasetlik duygusundan, kinden ve ihtirastan uzak kalır. Akıl ve ruh sağlığını korur. Bundan daha büyük sermaye olur mu? Fakat çoğumuz bu hazinenin farkında değiliz. Farkında olmadığımız için de stres diyoruz, endişe diyoruz, kaygı diyoruz… Bunlar insanı aklen ve ruhen olduğu gibi, bedenen de hasta ediyor. Hasta bir adamın, elindeki maddi sermayenin ne kıymeti olabilir? O yüzden: “Kanaat, tükenmez bir sermayedir.”

el-Muallim bize, “Mescid, takva sahibi her mü’minin evidir.” ilkesini vazetti. Mescit, mü’minin evi. Mescite evin gibi bak, temizle, koru ve gözet. Mescide evin gibi gir, orada evin gibi rahat et ve evin gibi huzur bul.

el-Muallim bize daha pek çok şey öğretti

Mesela, “Allah bir kimsenin hayrını dilerse, onu dinde derin bilgi sahibi yapar.” buyurarak ilmi teşvik etti.

İnsan, rızkını sağladığı şeye, dört elle sarılsın.” buyurarak meşgul olduğumuz işi en iyi yapmamızı öğretti.

Önce çoluk çocuğunun geçimini sağla.” buyurarak, çalışıp çabalamayı ve helal rızkın peşinde olmayı öğretti.

Akıllı kişilere danışınız ki, doğruyu bulasınız” buyurarak istişare etmeyi, danışmayı, sorup soruşturmayı öğretti.

el-Muallim, daha pek çok tavsiyelerde bulundu…

İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.” buyurdu.

“İnsanlara merhamet etmeyene, Allah da merhamet etmez.”  buyurdu.

Mü’min, komşusu aç iken kendi karnını doyurmaz.” buyurdu.

“Öfkelendiğinde, sus!” dedi. Susmanın erdemine işaret etti.

Allah, hatırşinas ve güler yüzlü kimseyi sever.” diyerek bizi güler yüzlü olmaya, sevecen olmaya çağırdı.

Velhasıl, el-Muallim, bizi insan olmaya, insan kalmaya, insanca bakmaya, insanca konuşmaya, insanca anlamaya çağırdı. O çağrısını, aklımıza ve gönlümüze yaptı. Şimdi artık onu yeniden akılda ve gönülde bulma zamanıdır. Tıpkı Uveys el-Karânî gibi, ten gözüyle göremesek de kalp gözüyle görmenin, çağrısını idrak etmenin zamanıdır.

Gönül gözü görmeyen, cân gözünü neylesin?

Dünya’da dönmeyen dil, mahşerde ne söylesin?

Allah, bütün beşeri, ümmetinden eylesin,

Sancağının altında, Ya Hazreti Muhammed

Bilal Kemikli, Sivas’ta doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladı; 1998'de doktor, 2002’de doçent ve 2008’de profesörlüğe yükseltildi. Halen Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Daha çok klasik şiir ve tasavvuf edebiyatı alanında akademik çalışmaları olan yazar, dini kültür ve düşünceye ilişkin denemeleri, hatıra, günlük ve eleştiri yazılarıyla da tanınmaktadır.   Prof. Dr. Kemikli’nin eserlerinden bazıları şunlardır: Sun’ullah-ı Gaybî Dîvânı, Şair Şeyhülislam Ârif Hikmet Beyefendi, Oğlanlar Şeyhi Müfid ü Muhtasar, Dost İlinden Gelen Ses, Şiir ve İrfan, Sufi Aşk ve Ölüm, Şiir ve Hikmet, Şehir Hayat ve Dervîş, İnsan Deniz ve Hayat, Pîr Sultan Abdâl, Oğul Sen Sen Ol, Süleyman Çelebi ve Mevlid, Erzurumlu Bilge İmam Muhammed Lutfî Efendi,  Mihenk, Çiğdem Der ki Ben Âlâyım: Memleket Yazıları, Kapı, Kıyıya Vuran Deniz, Kûşe-i Uzlet: Karantina Günlüğü, Ramazan Güzellemeleri, Âteş-i Aşk: Mesnevî Mektupları, Sufiyem Halk İçinde Yunus Emre, Demleyen Coğrafya ve Hacname.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir