Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Endülüs’te Türkler ve Türkçe

Türkler özellikle XII. yüzyılda Kuzey Afrika’daki Müslüman devletlerin ordularında görev alarak Endülüs’e geçmiş ve orada yapılan savaşlarda önemli başarılara imza atmışlardır. Onların, Endülüslüleri etkiledikleri, Türkçeye ve Anadolu’ya merak oluşturdukları bilinmekle beraber…

EKLENDİ

:

Müslümanlar M. 711 yılında bugünkü İspanya ve Portekiz’in bulunduğu İber Yarımadası’nı fethe başladılar, üç yıl içerisinde neredeyse tamamını fethettiler ve buraya Endülüs adını verdiler. Bir süre sonra ülkenin kuzeyindeki topraklar Müslümanların elinden çıktı ve buralarda Hıristiyan devletler kurulmaya başladı. Yarımada’nın geri kalan kısmında da Müslümanlar, farklı devletler kurdular M. 756’da kurulan Endülüs Emevî Devleti 1031’de yıkılınca hemen her şehir, başkent Kurtuba’dan bağımsız hareket etmeye başladı. Onlara yardım etmek amacıyla Kuzey Afrika’daki Murabıtlar Devleti,yarımadaya geçti, bir süre sonra da Endülüs’ü ilhak etti. Murabıtların yıkılmasının ardından onların yerine kurulan Muvahhidler, Endülüs’ü yönetmeye başladı.

Çeşitli milletlerden bazı insanlar, farklı sebeplerle Endülüs’te bulundular. Kaynaklarda Türklerin de Endülüs’te bir ara göründüklerinden bahsedilmektedir. Özellikle XII. yüzyılda Endülüs’te çok sayıda Türk’ün bulunduğu, bunların Mağrib’e/Kuzey Afrika’ya ilk defa Murâbıtlar zamanında geldiği tahmin edilmektedir. Ancak Muvahhid halife Yusuf zamanında M. 1179’da bu topraklarda Türklerin varlığı kesin olarak bilinmektedir. Kendilerine “el-Ğuz/Oğuz” denilen Türkler, Mağrib’e geldiklerinde Muvahhid ordusuna alınmışlar ve her geçen gün sayıları gittikçe artmıştır. Daha sonra Muvahhid halife Yakup (1184-1199) çok sayıda Türk’ü Merakeş’e nakletmiş ve asker olarak ordusuna katmıştır. Halifenin ordusunda Arap, Berberî ve Sudanlı askerler de vardı. Ama o, Türkleri diğerlerinden daha üstün görüyordu. Çünkü halife, diğerlerine senede üç defa maaş verirken Türklere her ay maaş ödemekteydi. Üstelik Türk askerlere Endülüs’te bol miktarda arazi ikta etmişti. Yani onları devlete ait arazilere yerleştirmiş ve onlara bu araziyi işleme hakkı tanımıştır.

Hepsinden önemlisi, yukarıda da geçtiği gibi Muvahhid halife Ebû Yusuf Yakup el-Mansûr’un Endülüs topraklarında Hıristiyanları yendiği Erek Savaşı’nda (M. 1195), ordusunda savaşın kaderini belirleyecek sayıda ve kapasitede Türk’ün bulunmasıydı. Kaynaklar bu savaşın kazanılmasını ordu içindeki Türklere ve onların silahlarına bağlamaktadır. Çünkü onlar çok iyi ok atıyorlardı. Hatta aynı anda birden çok ok fırlatan yaylar kullanıyorlardı.

Erek Zaferi’nden sonra Türklerin Endülüs’e, yerleştiklerini söylemek mümkündür. Bu savaştan yaklaşık altmış yıl sonra Gırnata’da doğmuş ve daha sonra Endülüs’ün önemli âlimleriarasında yer alan Ebû Hayyân el-Endelüsî (1256-1344), muhtemelen ülkeye yerleşen Türklerle kurduğu temaslar dolayısıyla Türkçeye ilgi duymuş ve Türkçe öğrenmiştir. Ebû Hayyân’ın Türkçeyi, Anadolu’dan getirttiği kitaplardan öğrendiği de kaydedilmektedir. Hatta sadece öğrenmekle yetinmemiş, Türkçeyi başkalarına öğretmek için Arapça üç kitap da yazmıştır. Bunlardan biri olan Kitâbü’l-İdrâk li-Lisâni’lEtrâk günümüze ulaşmış ve yayımlanmıştır. Bu kitap, Arapça bilenlere Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmış olup 2200 kelimelik bir sözlükten ve Türkçenin gramer yapısını anlatan bölümlerden oluşmaktadır.

Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi ve oğlu Orhan Gazi ile çağdaş olan Ebû Hayyân tam bir Türk hayranıydı ve Türkçe ile ilgili ayrıca Zehvü’l-mülk fî naḥvi’t-Türkel-Efʿâllisâni’t-Türk ve ed-Dürretü’l-muḍıyye fi’l-luġati’t-Türkiyye adlı henüz ele geçmeyen üç eser daha telif etmiştir.

Ebû Hayyân’la aynı dönemde yaşayan İbn Batûta (ö. 1368) da Endülüs’e yaptığı seyahatte İslam dünyasının farklı bölgelerinden; Anadolu’dan, Konya’dan buraya gelmiş insanlarla karşılaştığından bahsetmektedir. Kaynaklarda da “et-Türkî” lakaplı şahıslara rastlanmaktadır.

Türkler özellikle XII. yüzyılda Kuzey Afrika’daki Müslüman devletlerin ordularında görev alarak Endülüs’e geçmiş ve orada yapılan savaşlarda önemli başarılara imza atmışlardır. Onların, Endülüslüleri etkiledikleri, Türkçeye ve Anadolu’ya merak oluşturdukları bilinmekle beraber daha sonraki dönemlerde Türklerin Endülüs’teki iz ve eserlerine rastlanmamaktadır. Muhtemelen onların önemli bir kısmı, henüz bilemediğimiz birtakım sebeplerle Endülüs’ten ayrılmış, kalanlar da büyük ihtimalle asimile olmuşlardır.

05 Kasım 2022

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar