1. Anasayfa
  2. Düşünce

Eylem Önemlidir

Eylem Önemlidir
0

“Eylem var” denildiğinde “ben yoksam, kimse yoktur” şuuru ile hareket etmeli insan. Mazlumun yanında, zalimin karşısında durmayı, haykırmayı bir hayat felsefesi haline getirmeli…

Mazlum, mazlumdur; seni-beni, ırkı, dili, dini olmaz, bir yerde zulüm varsa Müslüman asla sessiz kalamaz. Eliyle, diliyle müdahil olmalı bunları yapamıyorsa kalben buğz etmelidir.

Kalben buğz edebilmek imanın silsile yönüyle üçüncü halkasıdır, fakat son kertede bu dahi çok değerlidir.

Kalben buğz etmek, duyarlı olmaktır, duadır, yakarıştır, gözyaşıdır, yürümektir, slogan atmaktır. Kalben buğz etmek unutmamaktır. Konformist bir hayat içerisinde gamlanmaktır,  nimetlerin anlamını yitirmesidir.

Tekbirler, sloganlar, niyazlar eşliğinde mazlumun yanında durmak insanı yüceltir, diriltir, rahatlatır.

Bir duaya içli içli amin demek, bayrak sallamak, gerektiğinde yuhalamak, mesaj göndermek, sosyal medyada aktif olmak, tarafını belli ederek bertaraf olmamaktır buğz etmek.

Aksaray’daki Yusuf Paşa durağında “tramvay arızalandı” dediklerinde araçtan inip Beyazıt Meydanına kadar yürüdüm. Eyleme katılmak için Filistin bayrakları ve kefiyeleriyle heyecanla gidenleri gördüm. Meydana vardığımda yürüyüş başlamıştı. Gurubun arka tarafından elinde bastonuyla yürüyen ihtiyar bir adam vardı.

Tüm benliği ile slogan atıyor, slogan atmadığı anlarda belli ki dua ediyordu. Yanına sokulup, “amca gazanız mübarek olsun” dedim.

“Sağol evladım” dedi.

-Bu yaşta maşallahın var, delikanlılara taş çıkartıyorsun.

-Hayat geçiyor, ya bir dahaki sefere fırsat bulamaz isem, başıma bir şey gelirse Hakkın, haklının, mazlumun yanında olmadığım için Allah’a nasıl hesap vereceğim?

İhtiyar sanki böyle bir anı bekliyormuşçasına sözlerini sürdürdü:

-Sadece yürüyerek, niyazımızla, sesimizle ve bedenimizle Haklı olana destek vermeyelim mi?

-Habil’in yanında, Kabil’in karşısında yer almayalım mı?

-Hz. Nuh’un gemisine binenlerden, Hz. Lut ile beraber yürüyen Müminlerden olmayalım mı?

-Hz. İbrahim ateşe atılıyor, karınca misali su taşımayalım mı?

-Hz. Musa ve musalar öldürülmek isteniyor, onlar için yürümeyelim mi?

-Hz. Meryem’e iftira ediliyor, doğruyu haykırmayalım mı?

-Peygamberimize mecnun diyorlar, yanında durmayalım mı; Ey Peygamber! “Şüphesiz sen yüce bir ahlaka sahipsin” diye haykırmayalım mı?

-Peygamberimiz hicret ediyor, onunla şereflenmeyelim mi?

-Efendimiz Tebük Gazvesine çıkıyor bir sepet hurma ile de olsa destek vermeyelim mi?

Amca yürüyor; yürüdükçe konuşuyor; konuştukça açılıyordu.

Boykot edilmesi gereken bir mağazanın önünden geçerken yuhalamayı ihmal etmedi.

Evladım, bu eylemlere katılmayanlar acaba nasıl bir hissiyat içerisindedirler?

Şu neredeyse arş-ı alayı titreten mezalim, dünyanın gözü önünde işlenirken haz ve konfor peşinde koşmak ne acı!

Geçici dünyada fani hesaplar peşine düşmek ne kötü!

Eften-püften sebepler ile mazlumları yalnız bırakmak ne büyük vebaldir.

İleri sürülen sözüm ona boş mazeretler yarın acaba bizi kurtarır mı?

Çok şey istenmiyor insanlarda; birkaç saat zaman, birkaç kilometre yürüyüş…

Bugün yürüyemeyen yarın neyi yapabilir? Bugün zamanını veremeyen yarın neyini verebilir? Zaman buradakinden daha hayırlı nerede geçirilebilir acaba?

Nerede tarihi kanlarıyla yazan ecdadın ahfadı?

Nerede Sultan Fatih’in şanlı ecdadı?

Nerede Çanakkale’deki, Yemen’deki, Filistin’deki, Kafkasya’daki, Balkanlar’daki şühedanın torunları?

Düşünsenize şu sokaklara insanlar sığmasa, meydanlar taşsa, boykotlar top yekun olsa bunun yansıması nasıl olurdu acaba?

Beyhude mazeretler sebebiyle buraya gelemeyenler yüzünden eylem gündem olamıyor, zalim korkmuyor, tersine cesaretleniyor, mazlum zulme uğruyor…

Amca konuştukça eyleme katıldığıma hamd ediyordum. İyi ki gelmişim, iyi ki bu topluluğun içerisindeyim diye seviniyordum.

Ummandan inciler çıkarmaya devam etti ihtiyar:

Oğlum dedi, sen Talut ve Calut’un hikayesini bilir misin?

Bilirim elbette amca dedim.

Bilme ihtimalimi düşünmemişti galiba hafif şaşırdı ardından şunları ekledi:

İnsanlar savaşa girecekler. Önlerinde bir nehir var, emr-i ilahi nehirden sadece bir avuç suyun içilebileceği yönündedir.

Nehre girenlerin çoğu “benim içmemle bir şey olmaz” düşüncesiyle sudan kana kana içiyor…

Karşıya geçenler ve imtihanı kazananlar ilahi ikaza uyan az sayıda bir insan gurubu oluyor.

Bu mini topluluk nasıl mücadele edecekti, savaşı nasıl kazanacaktı acaba?

Allah’ın has kulları şöyle dediler “nice az topluluklar, Allah’ın izniyle çoğunluğa galip gelir”

Galip gelenlerden olmak için kemmiyet değil keyfiyet; halis niyet önemlidir.

O halde her adımını samimi duygularla atmalısın.

Zulme sessiz kalmak, destek olmakla eşdeğerdir. Zalimin yanında durmak kendi ateşine zemin hazırlamaktır. Haksızlık karşısında susmak bir tür şeytanlıktır.

Hakkın yanında duramamak, batılla beraber olmaktır.

Hz. Nuh’un gemisine binemeyenlerden olmak, Hz. İbrahim’in yanında duramamak, hicrete katılamamak, kıtaları geçen aşk erlerinden olamamak…

Hissiz, duyarsız olmak, burun kıvırmak, yapılanları küçümsemek, “ne olur ki” demek, mazlumlar uğruna birkaç kilometre yürüyememek ne büyük bir nasipsizlik halidir.

İmtihandan ibaret olan bu fani dünyada Hakkın rızasına erememek…

“Evladım ben şurada biraz dinleneceğim” diyerek kenardaki bir banka oturmaya yeltendi amca.

Vedalaştık…

Kısa süren bir eylem arkadaşlığı ama muhteva fevkalade zengin idi.

Meydanda bir kadın gördüm, göz yaşlarıyla tekbir getiren, başka bir kadın gördüm yapılan duaya tazarru ile amin diyen. Pek çok insana şahitlik ettim, yüreği mazlumlarla beraber atan.

Analar gördüm, çocuk arabalarıyla bu topluluğa girmeye çalışan. Babalar gördüm sırtında, kucağında yavrularıyla burada olan.

Çocuklar gördüm, minik elleriyle Filistin bayrağı sallayan, genç kızlar gördüm naif ve vakur sesleriyle tekbir getiren, slogan atan.

Mazlumun yanında duranla durmayan bir olur mu?

Hakkı haykıranla, susan bir olur mu?

Zalime karşı duranla, sessiz kalan bir olur mu?

Yakaranla, duyarsız kalan bir olur mu?

Dünya için yaşayanla, ahiret için yaşayan bir olur mu?

Elbette olmaz, kesinlikle olmaz, asla olmaz!

Bastonuyla yürüyen pir-i fani amca da öyle demişti.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“İman edenlerin, Allah’ı anmak ve vahyedilen gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi?” (Hadid 16)

 

1974 Bolu/Gerede doğumlu. İstanbul’da hafızlığını tamamladı. Ortaöğrenimi Kadıköy İHL’de, lisans eğitimini Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamlayıp Hasan Kalyoncu Üniversitesinde Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında yüksek lisans yaptı. Üniversite yıllarında arkadaşlarıyla beraber Ahenk ve Revizyon isimli dergilerin çıkarılmasında aktif görev üstlendi. 1999 yılında İstanbul’da öğretmenliğe başladı. Çeşitli okullarda yöneticilik görevlerinde bulundu. Halen uluslararası bir imam hatip lisesinde idarecilik yapmaktadır. Eğitim ve gündeme dair yazılar yazmakta olup bu yazılar ulusal, yerel gazete, dergi ve portallerde yayımlanmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir