1. Anasayfa
  2. Düşünce

Firavun’dan Trump’a İhanetin Tekerrür Eden Tarihi (1)

Firavun’dan Trump’a İhanetin Tekerrür Eden Tarihi (1)
0

Dünyanın çağdaş firavunu Trump’a yapılan son silahlı saldırının arkasında Yahudi Siyonizmi’nin izlerinin görülmesi üzerine, bir kez daha tarih boyunca Yahudilerin kendilerine kol kanat geren, onları düştükleri sıkıntılı durumdan kurtaran hamilerine karşı nasıl ihanetler yaptıklarına ve bunun sonrasında yaşadıkları türlü sürgün, katliam ve muameleler ile ilgili bir çalışma yapmak ihtiyacı hâsıl oldu. Yeter ki sizden hoşlarına gitmeyecek bir davranış, söz ile karşılaşsınlar; önceki hiçbir şeyin anlamı, önemi, hatırı, vefası asla olamaz. Birisi size ihanetin tarihini anlatabilir misin dese, herhâlde Siyonizm’in ataları olan Benî İsrail’in tarihine bakmak yeterli olur.

Konunun önemi ve tarihin derinliklerine kadar uzanan, günümüze de genetik olarak taşınan bir zihniyetin sindirilerek anlaşılması adına, birkaç makaleden oluşan, 3500 yılı bulan bir süreci kapsayan yazı dizisi planlıyorum. Dinî, tarihî, kaynakları, ontolojik, sosyolojik, biraz da etimolojik bakış açısıyla okumanız ve değerlendirmeniz, hatta ihtiyaç duyarsanız farklı fikirlerle değerlendirmeniz için takdirlerinize sunuyorum.

“İhanetin tarihi” ifadesi tüm Yahudi topluluklarına mal edilemez elbette. İşin başlangıcından beri kendini bunun dışında tutabilmiş belli Yahudi toplulukları elbette var olagelmiştir. Ancak onlar da tıpkı bugün olduğu gibi kahir ekseriyetin davranışlarının bedelini ödemek durumunda kalmışlardır. Her ne kadar Siyonizm ifadesi 18. yüzyılın sonlarına doğru siyasi bir akım olarak ortaya çıkmış ise de davranış biçimleri irdelendiğinde bunun aslında ta Hz. Musa döneminden beri adeta bir damar olarak Benî İsrail’de var olduğu görülmektedir. Belki de Kur’an’da övülen ve yerilen iki Benî İsrail ifadesi, bu ayrımı anlamamıza işaret etmektedir.

Gelin, yüzlerce hatta binlerce yıllık bu hileci, komitacı, pragmatist, çıkarcı, sömürgeci, nankör, vefasız, güvenilmez, sözünde durmaz, kaypak, korkak, korkak olduğu için de zalim olan anlayışın tarihte yaşadıkları ve yaşattıklarını kronolojik sıra ile inceleyelim.

Tevrat’a ve birçok tarihî kaynağa baktığımızda Yahudilerin tarih sahnesine çıkışları, milattan önce (MÖ) 1300’lü yıllara, Mısır Firavunu II. Ramses dönemine rastlar. İsrailoğullarının nüfus olarak çoğalmalarından kaynaklı olarak, kendi iktidarı için bir tehdit görmesine karşılık İsrailoğullarını köle yapar. Bugün Siyonizm’in iki en önemli silahı var: Sömürü ve zulüm. İşte bu iki haslet, İsrail’e Firavun’dan miras kalan iki kadim davranıştır, diyebiliriz. Bu arada, kendi iktidarını korumak amacı ile de doğan çocukların erkek olanlarını öldürtür. Kim bilir, çocuk katli Siyonizm’e belki de o günlerden kalan bir mirastır. İşte Hz. Musa böyle bir ortamda, zulmün ve sömürünün zirve yaptığı, ümitlerin yok olduğu bir anda, hem de zulmün başı, asrın süper gücü Firavun’un sarayında, Cenab-ı Hakk’ın bir lütfu olarak yetiştirilir. (İşin hikâyesini bu satırı okuyanlar zaten biliyor inancındayım.)

A – Hazreti Musa’ya İhanetleri

Hz. İbrahim’den Hz. Musa’ya gelene kadarki süreçte geçen yaklaşık dört yüz yıllık süre zarfında, gerek birbirlerine, velev ki öz kardeşi bile olsa (Hz. Yusuf’un kardeşlerinin ihanetine uğrayarak kuyuya atılması), gerek içinde yaşadıkları topluma karşı birçok ihanetleri olmuştur. Nankörlük adeta karakterleri hâline gelmiştir. İşte size, onun ismi ile anıldıkları (Musevi) bir peygambere olan ve kendilerini bu kölelikten kurtararak Sina Çölü’nü, Kızıldeniz’i de geçip Filistin topraklarına ulaştıran Hz. Musa’ya karşı yaptıkları ihanetler:

1- Samiri Hadisesi: Hazreti Musa’nın Tur-i Sina’da Rabbi ile buluştuğu ve vahiy aldığı 40 günlük bir boşluğu, Hz. Musa’nın gecikmesini fırsat bilen İsraillilerin çok büyük bir kısmı, eski inançları olan puta tapıcılığa geri dönmüşler, altından bir buzağı heykeli yaparak ona tapmaya başlamışlardı. Bu, hem Hz. Musa’ya hem de Allah’a karşı yapılan büyük bir ihanetti.

2- Kutsal Topraklara Girmeyi Reddetme: Allah’ın emriyle Kenan diyarına (Filistin) girmeleri emredildiğinde, orada güçlü bir kavim olduğunu bahane ederek, “Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturacağız.” diyerek [Maide Suresi 24. Ayet] Hz. Musa’ya itaatsizlik etmişlerdir.

3- Firavun’un Zulmünü Özleme ve Nimetlere Karşı Nankörlük: Mısır’dan Filistin topraklarına göç ederken yaşanan sıkıntı ve açlığa karşı mucizevî bir şekilde kendilerine çölde ikram edilen bıldırcın eti ve kudret helvasından sıkıldıklarını bahane ederek, Firavun dönemini özlediklerini Hz. Musa’ya ifade ettiler.

4- Yöneticiye İsyan ve Öldürmeye Teşebbüs: Hz. Musa, Tur Dağı’nda iken yerine bıraktığı kardeşi Hz. Harun’u dinlememişler ve onu öldürmeye teşebbüs etmişlerdir. Yani yöneticilerine isyan ve hatta komplo kurup öldürme.

5- Vahyi Gizleme ve Tahrif: Kendilerine gelen vahiyleri işlerine gelmediği zaman gizlemiş veya değiştirmişlerdir.

Bu tutumları sebebiyle Kur’an-ı Kerim’de İsrailoğulları’nın ahitlerini (sözlerini) bozmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve Allah’a isyan etmeleri nedeniyle kınandıkları belirtilmektedir.

Yukarıda beş maddede özetlenen zihniyet, davranış biçimi adına her ne derseniz, bugünkü Siyonizm’in genetik kodlarını barındırmaktadır. Nasıl ki Filistin-İsrail savaşına 1948’den ya da Osmanlı’nın bölgeden ayrılması 1917’den sonra ortaya çıkmış bir olay gibi bakmamız yanlış ise, aynı şekilde dünya üzerindeki nüfusu 20 milyonu bulmayan bir avuç Siyonist Yahudi’nin, başta Filistin, Suriye, Lübnan, İran ve bölge ülkeleri olmak üzere, tüm dünyada çeşitli yöntem ve sistemlerle kurduğu sömürü ve zulüm düzeninin oluşumunda hangi genetik etkenlerin olduğunu bilemez isek doğru teşhiste bulunamayız.

Belki bu ve devam eden dört makalenin özetini bir cümle ile ifade etmem gerekirse; Benî İsrail’in kadim tarihte ilk yetiştikleri sera mesabesindeki Firavun zulüm, katliam ve sömürü düzeni, çok büyük bir çoğunluğun genlerine işlemiş; bu genetik özellikler, Allah’a ve peygamberine, O’nun nimetlerine, iyiliklerine, mucizelerine rağmen ihanet ve Firavun’a muhabbetlerine ve onunla özdeşleşmelerine engel olmamış, fırsat buldukça da bu genetik yatkınlık kendini göstermeye devam edecektir.

Siyonizm ile imzalanan hiçbir uzlaşmanın, anlaşmanın uygulanabilirliği yoktur. Eğer Siyonistler sizinle bir barış antlaşması imzalıyorsa, biliniz ki güçleri azalmış, yeni saldırılar için hazırlık yapmak amacı ile sizden mühlet almışlardır. Anlaşma ihlalleri bir yana, ilk fırsatta yeniden saldırıya geçeceklerdir. Yani an itibarı ile İran ile ABD’nin yaptığı anlaşmaya böyle bakmak ve tedbir almak zorundayız. Belli ki Siyonizm’in gücü zayıfladı; bir ateşkes hilesi ile adeta nefes alacak, yeni saldırılar için yığınak yapacaklar. Üstelik yarısı ateşkes derken, diğer yarısı (İsrail): “Ben barış falan tanımam, işgale devam.” diyor. Dünyanın gözünün içine baka baka, adeta alay edercesine, iyi polis-kötü polisi oynuyorlar, yersen.

ABD: “Ben bu saatten sonra İsrail’in arkasından çekiliyorum.” diye biliyor mu? Hayır. Onu dediği anda İsraillilerin yarısı, satın aldıkları Yunan adalarına, geri kalanı da Avrupa ve Amerika’ya kaçmak için kuyruk oluştururlar.

Siyonistler ile anlaşma yapmak, vücuttaki kanser hastalığı ile mukaveleye benzer ki vücut sağlıklı, güçlü olduğu müddetçe herhangi bir sorun yaşamazsınız. Aksi takdirde en ufak bir zafiyette hemen ortaya çıkar ve sizden beslenerek sizi yok etmeyi yeğler. Yani kısaca kıymetli Erbakan Hocamızın deyimi ile Siyonizm laftan anlamaz, güçten anlar. Güçlü olacağız ki metastaz yapmasın bu istilacı ur. Vücudu sarıp yok etmesin. Velhâsıl, “Hazır ol cenge eğer ister isen sulhu salah.”

3500 yıllık Benî İsrail tarihi açısından, bu tekerrürden ibarettir. Tıpkı Yahudi sermayesinin günümüzde son hamileri ABD’nin de kullanım tarihinin dolduğunu düşünüp ona da ihanet ederek rotayı Çin’e çevirdiği gibi.

Bir sonraki yazımızda Hz. Musa’dan sonrası Yahudi ihanetlerini kronolojik sıra ile işlemeyi umuyorum.

Selam ve dua ile.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir