1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Geçmişe Veda Ederken

Geçmişe Veda Ederken
0

Bu gün yirminci gün; ilk günden bu yana, sessizce ve düşünceli bir şekilde öylece duruyordu. Hâl hatır soranı kısa cevaplarla geçiştiriyordu. Bunda bir hâl var dediler ama kendi kendilerine neden diye sormadan edemediler. Bu kadar da olmazdı, onu konuşturmanın bir yolunu bulmalıydılar. Ne yaptılarsa olmadı, onu takip etmeye karar verdiler.

Ne olur ne olmaz diye, onu yakından izleyebilecek birini görevlendirdiler. O gün onu, bir başına oturmuş ağlarken gördü. Açılır belki içini boşaltır deyip,  uzaktan izlemeye karar verdi. Her şey kontrol altındaydı. Bir şey olursa hemen yanına gidecekti. Durdu bekledi, saatlerce hiçbir hareket yoktu. Görünmeden azıcık yaklaştı. Üzülmüş belli ki. Ağladı, ağladı, ağladı…

Ağlamaktan yorulmuş ve rahatlamış görünse de, bu sefer de kendi kendine söyleniyordu. Yok, böyle bir şey, olmaz, olamaz, olmamalıydı… Ama olan olmuştu, ne olmuş ise. Biraz daha yaklaştı ve duyduklarına kendi de inanamadı…

On bir aydan sonra on ikinci ay, aralık ayı, oturmuş kendi muhasebesini yapıyordu. Bir yılın sonunda sadece bu bir ayda neler olmadı ki. İnsan tekten yaratılıp yeryüzünde çoğalmıştı. Yani kardeşler, aynı anne babanın çocukları ve onca insan kalabalıkları. Hiç kimse kendi hâlinden memnun ve mutlu değildi…

Onları birbirine düşman yapan düşünceyi, insanlar arası bozgunculuğu kim harlamıştı. Durup dururken hadi kavga edelim dememişlerdir. Onları insanlıktan çıkaran kimlerdi? Acaba insan değiller miydi? Biz mi öyle görüyorduk. Nereden çıktı diyeceksiniz? Yapılanlar asla akla mantığa sığacak şeyler değildi.

Geçmişte takılıp kalmalarla başlayan, alt üst olmuş sırları, takılıp kaldıklarının tamamı lime lime olmuş kapı üstlerinde, pencere pervazlarında, duvar diplerinde ya da üç kat beş kat yerin altında görünmeyeceğini, duyulmayacağını sandıkları ne varsa…

Kalpleri kararmışların karanlığında kalmış mazlumlar, her biri bazen tek tek bazen de toplu hâlde yok ediliyordu. Varlıkla sınanmış insanlar varlığı kendilerinden bildiler. Oysa bir kıvılcıma bakar ama anlamazlar. Her halükârda varların dünyasında, kötülük ağır basıyordu. Nedendir? Bilinmez ve bildirmezler…

Devraldığı son ayın tadını çıkaramadı. Nasıl yapsındı bunu ve bunları? Düşünmez misiniz kelimesinin anlamını duymuş ve ne yapması ya da yapmaması gerektiğini çok iyi biliyordu. Bilmezden, duymazdan ve görmezden gelemezdi…

Geçmişte son bir yıldır olanlara şahidim. Tanık olduklarıma, hiçbir şey yapamamış olmama ve zalimin zulmünü artırarak yaptıklarına ve yapacaklarına, inanamıyorum, inanmak istemiyorum. İnsanların birbirine yaptıkları zulmün hiçbir dayanağı olamaz ve olmamalı…

Devredeceğim yeni bir yıl düşlüyordum. Tüm insanlar gâlû belâda verdiği sözü tutmuş ve insan kalmaya yeniden bu ayda akdini yenilemiş bir insan topluluğu…

Yaratılanları yaratandan ötürü sevenlerdi hayalim. Ben üzülmeyeyim de kimler üzülsün? İstedim ki ezelde ruh birlikteliği olan insanlar bu dünyada da güzel bir kalp ve gönül birliğini yakalamış olsunlar…

Mayası kötülük olanlara hep birlikte karşı koysunlar. İyilik özde değil, sadece sözde kaldı. Öze yansımayan sözler bombalarla patlatılıp, harf harf etrafa yayıldı, dağıldı ve dağıldık. Toplayamıyoruz, toplanamıyoruz…

Toprak bile artık yeter diyor, baksanıza! Bende yer kalmadı. Bu kadar kötüyü ve kötülüğü kaldıramıyorum deyip, yerin göğün sahibine insanı ve insanoğlunu şikâyet ediyor. Haklıydı: ebeden ve dâimen. Her sırrımıza ortak olan, gerektiğinde hammaddesini sorgusuz sualsiz kullandığımız element, bize neden ve nasıl diye sormamalı mıydı?

Bu dünyada en küçük hizmetin ya da hizmetsizliğin hesabını yapanlara ve soranlara soruyorum o zaman. Toprak sormuş çok mu?

Bilerek yaptığınız zalimliğin karşılıksız kalacağını mı sandınız? Yeni bir yıla geçmeden, aralık ayı olarak, şahidim tüm bu olup bitene, hiçbir şey yapamadım zalimin zulmüne dur diyemedim, diyemedik…

Ben de bir söz verdim kendime; asla Arafta kalmayacağım; kötüler kadar cesur olamadım. Ama iyiler için dürüst olmak istiyorum. Ve fakat varsa cezam ne olursa olsun çekmeye hazırım. Adaletten ve adaletin sahibinden affımı rica ediyorum. Buyurun girin yeni yıla derken haddimi aşmak istemiyorum. Haddimi aştıysam affola…

 

 

Zekiye Kahraman 13 Ağustos 1961’de Kütahya’nın Simav ilçesine bağlı Muradınlar köyünde dünyaya geldi. Kendisi altı kardeşin en büyüğüydü. İlkokulun ilk üç yılını babasının görev yaptığı İzmir- Torbalı’ya bağlı Eğerci köyünde, son iki yılını da Manisa-Selendi’de okudu. Selendi’de başladığı ortaokulu Akhisar’da tamamladı. Akhisar Kız Meslek lisesini bitirdi. Ayrıca dışardan bitirme sınavlarına girerek İmam-Hatip Lisesi’nin orta kısım mezunu oldu. 1980 yılında evlenerek hayatına ev hanımı olarak devam etti. Eşinin görevi dolayısıyla KKTC- Gazimagosa’da, Özbekistan–Taşkent’te ve Suriye–Halep’te bulundu. Yazı hayatına şiirle başladı. Şiir yazma çalışmalarının yanı sıra kumaş boyama, eskitilmiş yakma resim denemeleri ve tezhip çalışmaları yaptı. Anılarını, Öncü Kitap’ta, 2000 yılında Bi Dolu Dünya Yaşanmışlıklar adıyla yayımladı. Anılarına göndermelerle örülü şiirleri de bu anılar dosyası içindeki yerlerini aldı. Denemeleri Geçerken dergisinde yayımlanıyor. Şu anda Ankara’da yaşıyor. Biri kız biri erkek iki evladı, onlardan da beş torunu var.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir