Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Gençlere

Güzel bir karakter, güzel bir yüzden daha uzun ömürlüdür.” diyen Hz. Ali’nin (ra) uyarısını ciddiye al. Gençlik gider, lakin güzel bir karakter kalıcıdır. En büyük eserin şahsiyetin olsun. Her ağzına geleni konuşma, her duyduğuna inanma, her gördüğüne aldanma. Kendine vakit ayır. Oku. Düşün. Davete icabet et, davet edilmediğin yerde bulunma. Saygıda, sevgide kusur etme. Adaletli ol, şefkatli davran

EKLENDİ

:

Ey Genç!

Durma, koş! Yorulsan da her sabah yeni ve kutlu bir sefer başlat.

Ufkun geniş, zihnin açık, hayata ve olaylara bakış açın her daim umutlu olsun. İnandığın doğrulardan kesinlikle taviz verme. Yolunu iyi seç, yoldaşlarını özenle belirle, adımlarını sağlam at. Karanlık yollardan, ihtiraslı insanlardan uzak dur. Haktan ve hakikatten ayrılıp nifak tohumu ekenlerle arana mesafe koy. Adım atmaya korkanların koşmasını bekleme, şaşırmışların peşinden gitme. Zorluklar, engeller çıkacaktır karşına zaman zaman. Sabret, metanetli ol. Düşsen bile her düştüğünde daha da güçlü olarak kalkmasını bil.

“Şüphesiz ki benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am, 162) diyerek eşsiz bir teslimiyetin sahibi ol. Teslim ol ki yeni bir dünyaya özgürleşesin. Her daim umutla beklenesin. Umut olasın insanlığa. İyi bir insan, iyi bir Müslüman olarak bilinesin. Zarar gelmesin senden kimseye. Emin olsun herkes senden.

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 104) sınıfına mensup ol. Başkalarının neyle uğraştığına bakma. Herkese hatırlat, herkesi davet et. Unutma, davet ettiğin hidayete ererse nice hayırlı işlere vesile olabilir. Ve onun yaptığı her iyilikten sana da pay vardır. Sevdiğini Allah(cc) için sev. Nefretin Allah (cc) için olsun. Hak yolundan sapma, haksızlığa sessiz kalma. Mukaddesatına sahip çık.

Ey Genç!

“Kim İslâm’dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85) uyarısına kulak ver. Gözünü, kulağını, zihnini kapat bütün kötülüklere. Elinin tersiyle itele; uzak dur, iyi ve hayırlı olmayan her şeyden. Kur’an ve sünnete sıkı sıkıya sarıl. Asla bırakma.

“Müminler ancak kardeştirler…” (Hucurât, 10) şuuruna er. Kimseyi aşağılama, kimseyi küçümseme. Müslüman kardeşlerin, ailen, akrabaların yardıma çağırırlarsa koş, düşerlerse ellerinden tut. Tarihini, coğrafyanı, kültürünü, medeniyetini unutma. Mekke, Medine, Bağdat, Şam, Semerkant, Kudüs, İstanbul ve dahi bütün İslam beldeleri hep aklında kalsın. Üstünlüğü takvada bil, ümmet ol.

“Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha, 5) ilahî uyarısını hiç aklından çıkarma. Allah’ın (cc) yerine sahte ilahlar koyma. Sana ‘şah damarından daha yakın’ olan Allah’tan (cc) başkasından yardım dileme. Eğitici, esirgeyici, bağışlayıcı, yol gösterici olarak sadece Allah’ı (cc) gör. Şeytan ve avenesine fırsat verme.

Ey Genç!

Hz. Peygamber’in (sav) ifadesiyle “Kıyamet gününde Yüce Allah’ın (cc) kendi arşının gölgesinde yer alacak yedi gruptan biri olabilmek  için ‘Allah’a ibadet içinde yetişen gençler’den” ol. (Buhârî-Müslim) Her zaman, her anında Allah’ın (cc) huzurunda hisset kendini. Yalnız kalıp kuyulara düşme, çıkmazlara girme, yokuşlarda susama.

“Namaz kılan yaşlıyı severim ama namaz kılan gence âşığım.”  diyen Hz. Ömer’e (ra) kulak ver. Namazla şenlendir dünyanı. Bırak, kul eylesin namaz seni. Kula kulluktan kurtarsın. Uzat secdelerini; dua et açlara, susuzlara, yolda kalmışlara. Mazlumlara hayat ol.

“Güzel bir karakter, güzel bir yüzden daha uzun ömürlüdür.” diyen Hz. Ali’nin (ra) uyarısını ciddiye al. Gençlik gider, lakin güzel bir karakter kalıcıdır. En büyük eserin şahsiyetin olsun. Her ağzına geleni konuşma, her duyduğuna inanma, her gördüğüne aldanma. Kendine vakit ayır. Oku. Düşün. Davete icabet et, davet edilmediğin yerde bulunma. Saygıda, sevgide kusur etme. Adaletli ol, şefkatli davran.

Ey Genç!

“Dün geçti, yarın var mı? Gençliğe de güvenmem. Ölen hep ihtiyar mı?” (NFK) şuuruna var. Hayatı ‘bir ağacın gölgesinde bir süre dinlenme’ ve ‘oyun-eğlence’ olarak bil. Geçiciyi bırak, ebedî olana bak.

“Ben cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 56) bilinciyle hareket et. “…iman eden, salih amel işleyen, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler…” (Asr, 3) grubunda dâhil ol. Kuru ve boş bir kalabalık içinde yer almaktansa  “… Rablerine inanmış birkaç genç yiğit…” (Kehf, 13) olarak haykır hakikatleri. Allah’tan (cc) başka ilah tanıma. O’ndan başkasına boyun eğme, teslim olma. Aklından çıkmasın ki her şey geçici ve tek kalıcı olan Allah’tır.(cc)

Erteleme. Bekleme. “Yarın yaparım!” deme.

Ey Genç!

Durma, koş! Yorulsan da her sabah yeni ve kutlu bir sefer başlat.

Okumaya Devam Et...

Edebiyat

Yunus Emre Divanı’nda Berceste Beyitler

EKLENDİ

:

Okumaya Devam Et...

Edebiyat

Köy Odaları ve Çekirge

Çocukluğumun köy odalarını unutamam, bir mektepti köy odaları. Akşam karanlığı çöktü mü köy odası kapılarını daimi müşterilerine açardı. Kıdem ve bilgisine göre başköşedeki divanda yerlerini alan bıyıklılar, az da olsa sakallılar ve sağlı sollu oturan köyümün gençleri… Bizim gibi gençliğe adım atmak için sırasını bekleyenler de kapıya yakın oturur ve hizmet ederdi. İkram genellikle su, bazen de ayran olurdu. Daha sonraları nadiren çay, suya eşlik etmeye başladı. Laf lafı açar, söz sözü çağrıştırır, kış gününün uzun geceleri, muhabbetle dolardı. Bize laf düşmezdi tabii, biz de içimizden kimini onaylar, kimine itiraz ederdik; buna sansür yoktu.

EKLENDİ

:

Çocukluğumun köy odalarını unutamam, bir mektepti köy odaları. Akşam karanlığı çöktü mü köy odası kapılarını daimi müşterilerine açardı. Kıdem ve bilgisine göre başköşedeki divanda yerlerini alan bıyıklılar, az da olsa sakallılar ve sağlı sollu oturan köyümün gençleri… Bizim gibi gençliğe adım atmak için sırasını bekleyenler de kapıya yakın oturur ve hizmet ederdi. İkram genellikle su, bazen de ayran olurdu. Daha sonraları nadiren çay, suya eşlik etmeye başladı. Laf lafı açar, söz sözü çağrıştırır, kış gününün uzun geceleri, muhabbetle dolardı. Bize laf düşmezdi tabii, biz de içimizden kimini onaylar, kimine itiraz ederdik; buna sansür yoktu.

Yine bir gün, köyümün köy odasından ve “imece” gibi bazı güzel geleneklerinden, arkadaşım Murat’a bahsedince; “Benim de çocukluğum köyde geçti, bazı şeyleri ben de özlüyor, senin gibi yâd ediyorum, gel farklı bir şey yapalım” dedi. Merakla; ”Hayırdır Murat, maziye yolculuk mu düşünüyorsun yoksa” dedim. “Öyle bir şey abi. Çarşamba günü köye gidelim, bizim arada bir kullandığımız, şark odası formatında odası da olan bir evimiz var, arkadaşlara da haber verelim, bu geleneği canlandıralım.” Format tartışıldı, kararlar alındı, duyurular yapıldı. Çarşamba günü gelince biraz meyve ve kuruyemişle, tabii semaversiz olmaz, eksi yirmi derecede, karlı bir havada Muratların köy evinde toplandık. Benimle on bir kişi olduk.

Herkes yerini alınca, Latife ile Mahmut; “Yıldırım ağa bugün gündemde ne var?” diye sordu. Demek ki en yaşlı bu fakiri gördüler ve oturum başkanlığını bana tevdi ettiler böylece. Diğer arkadaşlar da baş göz hareketleriyle bu görevlendirmeyi tasvip edince, şöyle dedim: “Arkadaşlar madem yetkiyi bana verdiniz, Yakup çayımızı hazırlayadursun, Selami sen bir aşır oku, sonra Muhsin, bir kıssa sen anlat, İbrahim, bir kıssa sen anlat! Müsaade ederseniz bu fakir de size bir dizi anlatsın. Cüneyt, senden de bir uzun hava bekliyoruz. Necmi ney ile eşlik etsin, gerisi de size kalmış, cümbüş başlasın, Sadullah, sen de sobayı odunsuz bırakma, bizi üşütme oğlum.

Selami’nin okuduğu aşırdan sonra Muhsin sözü aldı: “Arkadaşlar, duyduğumuza göre eskiler köy odalarında toplanır cenk okurlarmış, ben cenk bilmem size Ebu Dücane’yi anlatayım. Ne de olsa öğretmeniz. Efendimiz (sav), Uhud Savaşı öncesi, kılıcını sahabe-i kirama göstererek; “Bu kılıcın hakkını kim verir?” dedi. Oradakiler sordular:

– “ Ya Rasulallah bu kılıcın hakkı nedir?”

– “Kılıç kırılıncaya veya şehit oluncaya kadar savaşmaktır” buyurdu.

– “Ben veririm Ya Rasulallah!” diye bir ses duyuldu. Ses duyuluyordu ama sesin sahibi gözükmüyordu. Sesin sahibi Ebu Dücane’ydi. Kısacık boyu ve çelimsiz bedeniyle kalabalığın içinde kaybolmuştu. Efendimiz sanki duymamış gibi tekrar sordu. (Belki de duydu da hakkını veremez bu çelimsiz bedenle diye düşünmüş olabilir.)

İkincide de Ebu Dücane‘den başkasından ses çıkmadı. Üçüncü defa yine sordu. Yine sadece Ebu Dücane: “Ben veririm Ya Rasulullah!” deyince, Efendimiz; “Gel ya Eba Dücane!” dedi ve kılıcını onun beline taktı. Kılıçla beraber, bir ileri bir geri göğsünü gere gere yürüdü, boyunun kısalığından kılıcın ucu neredeyse yere sürtüyordu, tabiri caizse havayla karışık bir volta attı. Sahabeden bazıları dediler ki, Ya Rasulallah Ebu Dücane’ye ne oluyor, bu yaptığı kibir değil mi?”

Efendimiz: “Hayır bu kibir değil, o kılıcı taşımanın vakarıdır” buyurdu.

Peygamber kılıcını taşımanın verdiği sevinçle şiirler söyleyerek düşman saflarına daldı, kahramanca savaştı. Müslümanların büyük sıkıntılara düştüğü sırada paniğe kapılmayıp Hz. Peygamber’in etrafında toplanan otuz sahâbiden ve onun için ölüm biatı yapan sekiz kişiden biriydi Ebû Dücâne. Hz. Peygamber’in dişinin kırıldığı ve etrafının sarıldığı bir sırada, vücuduyla bir kalkan gibi onu korudu. Birkaç düşmanı daha öldürdü ve şehit oldu. Efendimizin kılıcının hakkını vermenin mutluluğu ile fani dünyaya veda etti.

Hz. Peygamber ona, “Allah’ım! Hareşe’nin oğlundan ben nasıl razıysam sen de razı ol” diye dua etti” dedi, sanki bir şeyler daha diyecekmiş gibi dudaklarını titretti, diyemedi ve birden sustu.

Uzunca bir sessizlik oldu, hemen herkes Ebu Dücane’ye gıpta etti. Aslında kimse konuşmak istemiyordu ama ben konuşmak zorundaydım. Program akışına göre sıra İbrahim’e gelmişti, “Hadi bakalım İbrahim söz sende” dedim.

İbrahim kısa bir susma taksiminden sonra, kısık bir sesle; “Muhsin kardeşimiz, bizde konuşacak mecal mi bıraktı, ben bir daha ki sefer size Abdullah b. Mesud’u anlatayım inşallah. Bugün beni mazur görün” dedi.

“Arkadaşlar İbrahim haklı ama vakit henüz erken, ben size bir diziyi ve dizinin kahramanını anlatayım da kasavetimiz dağılsın biraz” diyerek 1978’lerde izlediğim ve bende derin izler bırakan diziyi anlatmaya başladım.

“Zulüm üzerine kurulduğundan olsa gerek ABD diye bilinen ülkeyi de insanlarını da sevemedim. Tabii tövbe edip hakikati ikrar edenler müstesna. Kristof Kolomb yolunu kaybetmiş, bilmeden yeni kıtaya çıkmış ve böylece hayatta kalmayı başarmış. Kolomb’un çıktığı bu kıtada yetmiş beş milyon Kızılderili yaşıyormuş. Sonrası malum, dünya nüfusu sürekli artarken Kızılderili nüfusuysa sürekli azalmış ve beş milyona kadar düşmüş. Nasıl ve neden düştüğü herkesin malumudur. Anlatacağım dizi bu birleşik ülkede çekilmiş. Çocukluk yıllarımda Kung-Fu diye bir dizi izlememiş ve bu dizinin başrol oyuncusu Çekirge’yi tanımamış olsaydım bu vahşi ülkeden bahsetmezdim.

David Carradine diye bir adammış çocukluğumda hayranlıkla izlediğim Kung Fu dizisinin Çekirge’si. 1972-1975 yıllarında çekilmiş ödüllü bir Amerikan dizisiydi.

Şimdi ilham konusuna gelelim. İmam Hatip Lisesi üçüncü sınıf öğrencisiydim ama kalbim ve eylemlerim arasında uyumsuzluk vardı. İbadetlerin tam tadını alamıyor, Cuma namazına bile gidip gitmemekte tereddüt ediyordum.

O günleri yaşayanlar bilir, dinî konuların ana gündemlerinden biri de ‘Türkiye’de Cuma namazı kılınır mı kılınmaz mı?’ konusuydu. Ben de kâh Cuma kılanlardan taraf oluyor cumaya gidiyorum, kâh ‘Cuma kılınmaz’ diyenlerden taraf oluyor cumaya gitmiyordum. Ne var ki ikisi de beni mutlu etmiyordu. Cuma’ya gidiyorum, hutbe konularına bakıyorum “Yok arkadaş böyle Cuma namazı olmaz” diyorum. Haftaya cumaya gitmiyorum, cumaya gitmeyenlerin arasına da kendimi yakıştıramıyorum, hatta utanıyorum. Soranlara da izah edemiyordum.

Yine böyle bir Cuma gününe yakın bir günde hayranlıkla Kung Fu dizisini izliyordum. Çekirge amcasının kayıp oğlunu bulmak için sürekli seyahat ediyor; tabii bu seyahatleri sırasında sürekli başına işler geliyor; kavgalar, yol kesmeler, eşkıyalar vs… Çekirge başına bir iş geldiğinde harekete geçmeden önce oturuyor, gözlerini kapatıyor ve kendine “Ey Çekirge!” diye seslenen hocası Po’nun o gibi durumlarda ne yapılması gerektiğini anlatan derslerini hayal ediyor, tefekkür ediyor. (Bugünkü anlayışıma göre rabıta yapıyor.) Hocası; “Ey Çekirge! sana toplu saldıran olursa şu hareketleri yap!” diyor, gözünü açıyor, o hareketleri yapıyor ve kurtuluyor. Başka bir zaman “Sana silahla saldırırlarsa şu hareketi yap!” diyor, gözünü açıyor o hareketi yapıyor ve yine kurtuluyor. Dizi böyle devam ediyor.

Kendi kendime dedim ki: ‘Benim de Çekirge’nin hocası Po gibi bir hocam olsa, ona sorsam, “Hocam Cuma namazına gideyim mi, gitmeyeyim mi?” o da “Git” derse giderim, “Gitme” derse gitmem. Bu olay benim ilham kaynağım oldu ve hoca aramaya başladım.

Her arayan bulamazmış ama bulanlar da arayanlarmış.

İmam Hatip müfredatından kazandıklarımı bir televizyon dizisiyle tamamlamış oldum. Ben niyet edince Rabbim de yolumu kolaylaştırdı, aradığımı buldum, darısı tüm arayanlara olsun.

Çekirge o dönem bana ilham veren bir karakter olmuştu. Bu yüzden merak edip “Kimmiş bu çekirge, acaba Müslüman olmuş mu, tasavvuftan haberi var mı?” diye araştırdım.

Ne var ki bana ışık olan Çekirge’nin, yani David Carradine’nın, verdiği mesajın içeriğinden haberi yoktu. Bana tuttuğu ışık onu aydınlatmaya yetmemiş ve google haberlerine göre de intihar etmişti. 2009 tarihli haberde; “Kung Fu dizisinin çekirgesi öldü. 72 yaşındaki Carradine’nin cesedinin odasındaki gardıropta çıplak ve asılmış hâlde bulundu. Bir polis yetkilisi, oyuncunun intihar ettiğini sanıyorum.” dediği yazıyordu.

Besteci, müzisyen, şarkı sözü yazarı, heykeltıraş ve ressam olan üç çocuklu Çekirge, dünyada mutlu olamamıştı, yazık ki ilham kaynağım ahirette de mutlu olamayacak.

Sözü Cüneyt ile Necmi ye bıraktık. Başka bir köy odası anısında buluşmak üzere inşallah. Allah’a emanet olun.

 

Okumaya Devam Et...

Edebiyat

Yağmur

EKLENDİ

:

Gecenin bu saatinde

Durup dinlenmeden

Yağan yağmur

“Allah! Allah!” dedim

 

Gece gece yola düşmüş

Nereden gelir nereye gider

Yağan yağmur

“Allah! Allah!” dedim

 

Öyle sessiz ve usulca

Tel tel düşer yerlere

Yağan yağmur

“Allah! Allah!” dedim

 

Gelir yeryüzüne misafir

Dereleri nehirleri uyandırır

Yağan yağmur

“Allah! Allah!” dedim

 

Varır yerin kalbine

Çiçeği ekini yeri uyandırır

Yağan yağmur

“Allah! Allah!” dedim

 

Rahmetle canlanır kâinat

Bahar gelir kışa inat

Yağar yağmur

“Allah! Allah!” dedim

Okumaya Devam Et...

Çok Okunanlar