Karanfil sözcüğü sizin duygu vadinizde neyi çağrıştırır bilmiyorum. Ama evinin mutfağına yakın olanlarda sıkı bir baharat, mezarlık bekçileri için taze bir ölünün taziye bekleyen haberi, kelime savcılığını define avcılığı sanan sözcük avcılarında onurlu harfler taburu, kronik çiçek müptelası ruhlarda gönül yaralarına iyi gelen doğal bir antiseptik olduğu mücerrep ve hakkımüktesep bir gerçekliktir.
Yine ‘çiçek böcek’ yazısı mı yazacasınız eleştirilerini çok sevimli ve çocuksu bulanlardanım. Çocuğu saksıda, çiçeği askıda büyütmeyi; aydınlık yarınlarımızın teminatı gören biraz aydın, bir miktar münevver bir tutam entelektüel karışımların, çiçeklerin dilini bilmenin bir bakıma Tanrı’nın dilini bilmek olduğunu fehmetmelerini beklemiyorum.
Karanfil sözcüğünün harf dizilimi ve dildeki konumlanma biçimi zarif bir çiçek olma özelliğinden ziyade kelime mimarisinin estetiği ile ön plana çıkar. İsrafil, ebabil gibi saygın bir duruşu vardır karanfil kelimesinin. Başlı başına bir şiir olur karanfil kelimesi, kelime gövdesi ile kokusu yan yana gelince. Karanfil kokulu vakitler, karanfil kokulu şehirler, karanfil kokulu mektuplar, karanfil kokulu türküler, karanfil kokulu öyküler, karanfil kokulu çarşılar, karanfil kokulu şiirler, karanfil kokulu aşklar, karanfil kokulu çocuklar…
Karanfilin hikâyesini yazmak bir çiçeği yazmaktan öte bir gerçeği yazmak gibidir. Karanfile ilişkin yaygın olarak bilinen iki farklı hikâye vardır. Biri Rönesans dönemime ait bir efsane ki Diana adlı bir kadının kıskançlık nöbetleri neticesinde âşık olduğu çobanın gözlerini oyması ve o gözlerin bırakıldığı yerde iki dal karanfil çiçeğinin boy vermesi.
İkinci hikâye ise baskın karakter olarak Hıristiyan kültürüne dayanır. Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesine çok üzülen annesi Hz. Meryem’in gözyaşlarının aktığı yerde karanfil çiçeklerinin bitmesi. Söz konusu bu iki hikâyeye göre de karanfil çiçeği bir yas çiçeğidir ve cenazelerde en çok kullanılan çiçektir. Öte yandan karanfil, yoğun sevginin de ifadesidir.
İki hikâyenin de bana hiç inandırıcı gelmediğini belirtmek durumundayım. Bunların, yaygın dominant kültürün etkisi ile uydurulmuş iki şehir efsanesi olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla karanfil çiçeğinin doğuşu ile ilgili anlatılan bu tür hikâyeleri mitolojik veya kurgusal anlatılardan ibaret görmemiz gerekir. Elbette karanfilin de bir hikâyesi vardır ama onun hikâyesinden çok derununda taşıdığı anlam, renkleri ve kokusu beni etkileyen, heyecanımı tetikleyen temel eksen yönleridir.
Yaşayana gül, ölene karanfil veren bir kültürün çelişki yüklü ve bilinçli tüketicilerinin karanfili konumlandırdıkları duygu iklimi ile arama mesafe koyma hakkımı saklı tutarak karanfile yüklediğim anlam, onu yas törenlerinde çelenklere mahkûm eden ve çiçek tasarımcılarının insafına bırakan anlayıştan masum ve beridir.
Karanfilin renk türlerine verilen anlama da mesafeli durarak kırmızı karanfilin, tutku, derin sevgi ve bağlılık, beyaz karanfilin masumiyet, saflık ve sadakat, pembe karanfilin şefkat, minnet ve anne sevgisi, mor karanfilin gizem, asalet ve hayranlık, sarı karanfilin ise hayal kırıklığı, ihanet ve ayrılığı temsil ettiğini ifade etmeden geçemeyeceğim.
Hüsnüyusuf karanfili, Çin karanfili, kır karanfili, Armeria pembesi karanfili gibi türleri olan çiçek genel olarak ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere yılda iki kez çiçek açar. Uygun koşullarda iki veya daha fazla yıl yaşayan karanfilin beş adet yaprağa sahip oluşu da sayıların gizemine meraklılar tarafından anlamlı bulunur.
Karanfil çiçeği; rengi, kokusu ve endamıyla şiirlere, şarkılara konu ve konuk olmuştur. Hasan Sağındık Ağla Karanfil derken, Eşref Ziya Ağlama Karanfil, Nurettin Rençber ise Karanfil Sokağı diye sese ve nağmeye dönüştürmüş karanfili. Ezgilerin zarif çağıltısı olmuştur her zaman karanfil.
Şairlerin dilinde ise karanfil; özlemin, hüznün, zarafetin ve nazenin ruhların bin bir türlü gizemi olarak yerini almıştır. Ahmet Haşim Karanfil, Edip Cansever Yer Çekimli Karanfil, Nurullah Genç Karanfil, Ahmet Arif İçerde ve Karanfil Sokağı, Attila İlhan Zoro, Şükrü Erbaş Kan Ter İçinde şiirleri ile seçilmiş sözcük testilerinden can suyu damıtmışlardır karanfile.
“Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte”
(Yerçekimli Karanfil-Edip Cansever)“ıslak bir yürektir bende karanfil
ruhum, kokusunun dilencisidir…”
(Karanfil-Nurullah Genç)“Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…”
(İçerde-Ahmet Arif)
“Yârin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil”(Ahmet Haşim- Karanfil)
“Gözlerin kaç gece eder
Dudakların kaç karanfil
Gülünce sehpalar devriliyor
Kızgınlığın kaç yanardağı”
(Atilla İlhan- Zoro)
“Konuşuyorsun, kanatlı bir karanfil dudakların.
Gözlerin iki dağ suyu güldükçe köpüklenen
İndiriyorsun kirpiğini upuzun bir güz.
Bir kapı önündeyim, girsem suç gitsem ayaz.”
(Şükrü Erbaş- Kan Ter İçinde)
Bol güneşle barışık buna karşın aşırı ışıktan rahatsız olan ve gölgeye çekilmeyi tercih eden insan karakteri ile uyumluluk gösterir karanfil. Konumunu, ortamını bulamadığında solan, içine kapanan bir yapıya sahip olması manidardır. Güneşin yoğun ilgisine karşın zaman zaman gölgeye sığınmayı seçen karanfil; sudan, sevgiden ve ilgiden mahrum bırakıldığında tıpkı insan gibi susar ve kurur.
Gölgedeki karanfil kendini korumaya alır da asıl endişe edilecek olan susan karanfildir. Çünkü susan; susayan gibidir, kurur. Karanfili soldurmak, umudu soldurmaktır. Siz, siz olun ama sessiz olmayın, karanfilinizi soldurmayın.
