Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Hanya, Konya, Tugay ve Galatasaray

Tugay Kerimoğlu ismini futbola alakası olan bizim yaş grubu bilir. Nerede ise kırkına kadar oynamış bir topçu. Yüz kere civarı milli forma giymiş. Sonra kendi arzusuyla gençlere yer açmak için milli formadan feragat etmiş bir isim. Hani şu İngiltere’de attığı golden sonra tebrik için peşine takılan arkadaşlarını çocuksu bir masumiyetle koşarak eken görüntüsü hafızalara yer etmiş olan oyuncu.

EKLENDİ

:

Galatasaray uzmanı tıp doktoru bir yeğenim var: Dr. Fatih Okuyucu. Aslında ona uzman kelimesi de az gelir. Kendisi bütün tarihi ile bir Ansiklopedik Galatasaray Lügati. Fethi İsfendiyaroğlu’nun yazdığı Galatasaray Tarihinin güncel halini pek fevkalade bir yetkinlikte yazabilme yeterliliğine sahip kendisi.

Bazen onun yanında futbol konuşuyorum. Derwal’in “Ürdingen’e İstanbul’u dar edeceğim” dediği maçın tarihi ve skorunu soruyorum. Simoviç’in Türk bayrağı taşıdığı maçı hatırlatıyorum. Maçı anlatan TRT spikerinin, “son zamanlarda bu tür galibiyetlere o kadar çok ihtiyacımız var ki” dediği Galatasaray’ın Avusturya Viyen’i 1-0 yendiği maçtan konuşuyorum. 3-0 biten ilk Neuchatel maçı sonrası Mustafa Denizli’nin içimizdeki İrlandalılara dönüp: ”Benim takımım Neuchatel’i eleyecek güçtedir” deyip sonra da rövanşta 5-0 eleyince toplumda nasıl bir özgüven inşa ettiğini anlatıyorum. O da ansiklopedik Galatasaray bilgisi ile bu sual ve açıklamalarıma dair tek tek açıklamalarını yapıyor.

Sonra da dönüp bana, ”Amca, sen futbolda 1980 ile 1990 arasına odaklanmışsın. Senin futbola dair hard disk, sadece o dönemi kaydetmiş’’ diye ekliyor.

Demek o dönemden sonra futbola olan ilgimiz azalmış. Ta ki 2000 senesindeki, ”Taktik maktik yok! Bam bam bam!” mottosuyla tarihe geçen Galatasaray’ın meşhur UEFA finaline kadar.

Bu kısa girişten sonra sözü, Galatasaray ve Tugay’a getirmek istiyorum.

Bugün nadir yazdığım futbol bahislerimizden birini daha kaleme alayım istedim. Galiba anlatacağım konunun başlangıcı gene o yıllara gitmekte.

Bir futbolcu isminden bahsedeceğim: Tugay Kerimoğlu.

Tugay Kerimoğlu ismini futbola alakası olan bizim yaş grubu bilir. Nerede ise kırkına kadar oynamış bir topçu. Yüz kere civarı milli forma giymiş. Sonra kendi arzusuyla gençlere yer açmak için milli formadan feragat etmiş bir isim. Hani şu İngiltere’de attığı golden sonra tebrik için peşine takılan arkadaşlarını çocuksu bir masumiyetle koşarak eken görüntüsü hafızalara yer etmiş olan oyuncu.

Bir programda sunucu takımdaki arkadaşlarının lakaplarını sordu.

O da bir kaçını açıkladı. Bülent Korkmaz’a gelince, ”Onu diyemem” dedi ve söylemedi. Fazla muaşerete uygun olmadığı, biraz zarafete uygun düşmediği anlaşılan lakap konusunda sunucu ısrar edince, “olmaz, kaptanım o benim” dedi ve sunucunun sözlü talebini yerine getirmedi.

Şimdilerde etik ya da meslek ahlakı da denilmekte. Bizim geleneğimizde buna adap/edep deniliyor. Demek ki böyle iyi örnekler hâlâ var. Anlaşılmakta ki devam eden ve görünmeyen bir enformel eğitim, futbolcular arasında da mesleki bir adap inşa etmekte. Ya da günümüzdeki dille ifade edelim bu alanda da bir etik işleyiş söz konusu. Hem de görünmeyen biçimde. Aradan yıllar geçse de mesleki rütbe adabı kendini saydırmakta.

Tugay’dan Avrupa’da ki en istikrarlı futbolcumuz olmasının da ipuçlarını da böylece almış olduk:

”Eğitim, adap ve disiplin.”

Söz yine döndü eğitime geldi.

Demek eğitim her şeydir. Toplumda tüm sivil alanlarımızı eğitimle inşa edebilmekteyiz. Neslimizin birikimi olan maddi ve manevi kültürümüzü gelecek nesillerimize eğitim yoluyla aktarabilmekteyiz.

Şu halde güncel jargonla ifade edelim: Maarif her şeydir.

Bugün ne Hanya’yı ne de Konya’yı göstermeden futbol üzerinden bir ufuk turu yapalım istedik.

Sağlıcakla kalın.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar