1. Anasayfa
  2. Düşünce

İyilik Kavramı ve Mahiyeti Hakkında Bir Mülahaza

İyilik Kavramı ve Mahiyeti Hakkında Bir Mülahaza
0

İyi olma durumu, salah ve karşılık beklenilmeden yapılan yardım olarak nitelenen iyilik kelimesinden türetilmiş “iyilikbilir”, “iyiliksever”, “iyimserlik”, “iyilik görmek”, “iyilik bilmek”, “iyiliği dokunmak”, “iyi geçinmek” “iyi kalpli olmak” gibi çok sayıda kelime ve deyim bulunmaktadır. (TDK, Sözlük, 1983, s. 606) Aynı kelimeyle ilgili atasözleri ve özdeyişler ise burada sayılamayacak kadar fazladır.

İyilikleri; amaçlara, araçlara, niyetlere, yapılış şekillerine ve hedef kitlelerine göre çeşitli gruplara ayırmak mümkündür. Bu çerçevede “pasif” ve “aktif” iyiliklerden de bahsedilebilir.  Buna göre kötülükten uzak durmak “pasif iyilik”, iyilik yapmak ise “aktif iyilik” olarak değerlendirilebilir. Ya da “Alt (temel/doğal iyilik), orta (davranışa dönüşmüş iyilik) ve üst (en yüksek iyilik) düzey” iyilikler diye bir tasnif de tercih edilebilir. Bu bağlamda sevgi, yardım ve îsâr yükselen iyilik seviyelerine örnek verilebilir. Bunların üçü de iyilik olarak değerlendirildiğinde sevgi; alt, yardım; orta, îsâr ise üst düzey bir iyilik demektir.

Beşerî bir iyilik olan sevgi (Aydeniz-Topaloğlu, 2016, s. 166), aktif/pozitif bir duygu olduğu için iyiliğin başlangıç aşaması olarak görülmelidir. Yardım ise bireyin fedakârlık yaparak kendi emeğiyle elde ettiklerinin bir kısmını başkalarıyla paylaşmasıdır. Bu durum sevginin davranışa dönüşmesini ifade eder. Îsâr ise en üst düzey iyilik olup fedakârlığın zirvesidir. Çünkü îsâr’ın temelinde, başkasını kendisine tercih etme, kendi hakkını başkasına tereddüt etmeden verme niyet ve eylemi yatar.

Nitekim Allah, sevgi ile iyilik arasındaki ilişkiye şu şekilde dikkat çeker: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz…” (Âl-i İmrân, 3/92). Bu ayet, aynı zamanda iyiliğin temelinde sevginin bulunmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Mezkûr ayet aynı zamanda bizim yukarıda zikrettiğimiz iyilik seviyelerinin sıralamasında en temel unsur olarak “sevginin” yer aldığına dair görüşümüzü de desteklemektedir.

Burada sevgi ve iyilik arasında ilginç bir döngü dikkat çekmektedir. Nitekim Rahmân Sûresinde şöyle bir ayet yer alır: “İman edip iyi/yararlı işler yapanlara gelince, Rahmân onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.” (Meryem, 19/96). Görüldüğü üzere sevginin yaratılması, iman ve iyilik şartlarına bağlanmıştır. İyilik; sevginin oluşmasına, sevgi de iyiliğin davranışa dönüştürülmesine sebep teşkil etmektedir. Daha açık bir ifadeyle birey, iman ve iyilik şartlarını yerine getirdiğinde sevgi oluşmakta, bu sevgi de iyiliğin daha üst düzey türevleri olan yardım ve îsâra temel oluşturmaktadır.

Bütün bunlardan şöyle bir sonuç çıkarılabilir: Salt iyiliğin ve de üst düzey iyilik seviyelerinin oluşması bir takım şartlarla mümkündür. Hangi düzey iyiliklerin ne tür şartlarla gerçekleşeceği, bu çalışmanın sınırlarını aşacak boyutta olduğu için şimdilik bu kısa değerlendirmelerle yetinmek durumundayız.

İyilik yapmanın temelinde mahlukâtı değerli kabul etmek, hiç bir ayırım gözetmeksizin onlara karşı iyi muamele etmek ve hoşgörülü davranmak yatar. Bunun zıddı ise ayrımcılık ve horgörüdür ki bu da tefrikaya götürür. Malum olduğu üzere tefrikanın temelinde insanın kendisinden başkasını farklı kabul etmesi, onları dışlaması ve nihayetinde de dışladıklarını kendisi için tehdit olarak algılayıp imha etmeye yönelme düşüncesi yatar. (Ataöv, 2006, s. 1) Diğer bir deyişle tefrika “bir şeyden korkarak insanların birbirini farklı görmesi, bunun sonucunda da kendisinden ayrı gördüklerine kötülük etmesi” şeklinde tanımlanabilir. (Parlak, 2014, s. 112).

Bu bağlamda Mü’min’lerin tefrikaya düşmeleri ve ayrımcılık yapmalarının dinin temel prensipleriyle bağdaşmayacağı üstelik telafisi imkânsız çeşitli sorunlara yol açacağı da unutulmamalıdır. İstiklal marşı şairimiz de şu mısralarıyla bu hususa dikkat çekmektedir:

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.
 M. Akif Ersoy

1964’de Erzincan’da doğdu. 1982’de Erzincan İHL’inden, 1987 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1987-2010 yılları arasında MEB’a bağlı okullarda öğretmenlik yaptı. 1998’de Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisansını, 2004’te de Ankara Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. 2009 yılında M.E. B. Talim-Terbiye Kurulu Başkanlığı Ders Kitapları Yazma ve İnceleme komisyonlarında bir yıl görev yaptı. 2010 yılında MEB tarafından görevlendirildiği KKTC başkenti Lefkoşa’da yine bir yıl öğretmen olarak çalıştı. 2011 yılında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne geçiş yaparak 2014’te doçent, 2019’da Profesör oldu. Daha çok Endülüs’e yoğunlaşan Parlak’ın yayımlanmış, kitap, makale, kitap bölümleri ve tebliğleri bulunmaktadır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir