1. Anasayfa
  2. Düşünce

Kaybolan Saygı

Kaybolan Saygı
0

Türkiye’nin gündemine düşen kısa bir video…

Ankara’daki bir lisede öğrencilerin öğretmenlerine karşı sergilediği açık saygısızlık, sadece bir sınıf içi gerilim değil. Aksine, yıllardır ağır ağır biriken bir çöküşün fotoğrafı.

Bu görüntü, birkaç “yaramaz genç” vakası olarak geçiştirilemeyecek kadar anlamlı. Çünkü mesele, tek bir sınıftan taşarak Türkiye’nin aile yapısına, eğitim anlayışına ve dijital çağın şekillendirdiği yeni kuşak davranışlarına kadar uzanıyor.

Bugün yüksek sesle dile getirilmeyen ama herkesin içten içe bildiği bir gerçek var:

Çocuklar eğitil(e)miyor. Ne okulda, ne evde…

Dijital çağ, kuralları değiştirdi. İnternette her şeyin sorgulanabilir, eleştirilebilir ve genellikle alaycı bir şekilde paylaşılıp, hızlıca tüketilebilir olması, gençlerin okula ve evlerine, kısacası hayata olan bakışını da dönüştürdü. Dijital dünyada otoriteyi sarsmak, saygıyı görmezden gelmek ve davranışları kontrolsüzce sergilemek “normal”leşti. Gösterilen saygı, otoriteye duyulan güven, nesiller arası mesafe… Hepsi dijital çağın sonsuz akışında eriyor. Öğrenciler, sosyal medya üzerinden bir öğretmeni küçümseyebilir, aile büyüklerine “kışkırtma” şakaları yapabilir hâle geldi. Bu saygı erozyonu, gençlerin yalnızca okul yaşamını değil, gelecekte karşılaşacakları gerçek yaşamla ilişkilerini de zayıflatacak. Bu kadar “özgür” olmamalı çocuklar.

Bir zamanlar sınıf içinde saygı ve disiplin sağlayan öğretmen figürü, maalesef dijital kültürün “dokunulmaz” ve “özgür” iddiaları arasında silikleşti, değersizleşti.

Öğretmenlerin değersizleşmesi sadece sınıf içindeki saygıyı etkilemekle kalmaz; eğitimin bütünsel yapısının çökmesine de yol açar.

Eğitim, öğretmenin yönlendirmesiyle ilerlerken, otoritesinin yok olması, öğrencilere sınır koyma, rehberlik etme ve olumlu davranışlar kazandırma süreçlerini zora sokar. Aynı zamanda okulun öğrencilerin toplumsal değerleri pekiştirdiği bir alan olma işlevini de zayıflatır. Çünkü saygı, dinleme kültürü, büyüğe hürmet, nezaket, sınırları bilme gibi toplumsal davranış kuralları ailede şekillenir. Bu temel taşlar konulmadan verilecek eğitim, temelsiz bir yapıyı sıva ile ayakta tutmaya çalışmaya benzer.

Öğretmenin rolü, yalnızca akademik bilgiyi aktarmak değil; öğrencileri toplumsal hayata hazırlamak, onları doğru ve yanlış arasında seçim yapmaya yönlendirmektir. Bu yüzden öğretmenin saygınlığının kaybolması, eğitimin köklü bir şekilde çökmesine yol açar.

Öğretmenin elinden alınan yetkiler, öğrencilerin sorumluluk ve disiplin duygularını da zayıflatır.

Bugünün öğretmenine duyulan saygı eksikliği, yalnızca sınıfta değil, toplumda da derin etkiler yaratacaktır. Öğretmenlerin değersizleşmesi ve toplumsal otoritenin sarsılması, gençlerin toplumsal kurallara ve gerçek dünyadaki otoritelere karşı aynı tavrı sergilemelerine yol açabilir.

Yarın, bu çocuklar gerçek bir otoriteyle, gerçek bir sınırla karşılaştığında ne yapacaklar?

Bugün okullarda saygısızca davranan, öğretmenlerine karşı küçümseyici tutumlar sergileyen bir nesil, gelecekte toplumsal düzenin gerektirdiği kuralları, disiplinleri ve liderlik figürlerini nasıl kabullenecek?

Ailenin eğit(e)mediği, öğretmenin sınır koyamadığı, dijital kültürün kuralsızlığında büyüyen gençler…

Bugün okulda “şaka” diye sergilenen saygısızlıkların yarın nasıl bir toplumsal tabloya dönüşeceğini düşünmek bile kaygı verici.

Çocuklar yarın:

  • Gerçek bir yöneticinin,
  • Gerçek bir kuralın,
  • Gerçek bir yaptırımın,
  • Gerçek bir otoritenin karşısına çıktıklarında…
    neyi nasıl yapacaklarını bilemeyecekler.

Çünkü bugün otorite figürünü zayıflatan her davranış, yarın toplumun tüm kurumlarını erozyona uğratacak bir etki yaratıyor.

Ne Yapmalı?

Aile, okul ve toplumun ortak bir kültür inşasıyla hareket etmesi gerekiyor. (Zaten böyle olmalıydı!)

  • Aileler, çocuğun karakter inşasındaki rollerini yeniden hatırlamalı.
  • Öğretmenler, saygınlıklarını savunabilecek kurumsal destek görmeli.
  • Okullar, sınır koymanın bir cezalandırma değil, eğitim olduğunu anlatmalı.
  • Dijital kültür, kontrolsüz bir özgürlük değil, sorumluluk bilinciyle yönetilmeli.

Çünkü saygı kaybolduğunda, toplumun ana direkleri birer birer sarsılır.

Basına yansıyan bu video (yansımayan onlarca video vardır) sadece bir okulun dramı değil; geleceğin büyük toplumsal krizin işaretidir. Bu nedenle, bu videoyu bir skandal olarak değil, bir alarm sesi olarak okumalıyız.

Saygı ve otorite yeniden inşa edilmezse; eğitimin çökmesi, toplumun dağılması ve dolayısıyla geleceğin sessizce elimizden kayması kaçınılmazdır vesselam…

1983 yılında Ankara’da doğdu. 1994 yılında ilkokulu, 1998 yılında ortaokulu ve 2001 yılında liseyi bitirdikten sonra aynı yıl Samsun On Dokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nü kazandı. 2005 yılında üniversiteden mezun olarak Mardin İli Savur İlçesi’nde bir köy okuluna öğretmen olarak atandı. Köyde 6 yıl görev yaptı. 2011-2013 yılları arasında Ankara’da öğretmenlik yaptı. Yurt dışında 2 yıl Eğitim Koordinatörlüğü görevini üstlendi. Dönüşte MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nde çeşitli görevlerde bulundu. Bu sürede Öğretmen Akademi çalışmaları kapsamında Türkiye’de birçok ilde Etkili Sınıf Yönetimi, Liderlik ve Takım Yönetimi, Eğitimde Film Okuma, Akıl Oyunları eğitimleri verdi. 2019-2024 yılları arasında BAOKK kararıyla Belçika’da Türkçe ve Türk Kültürü Öğretmeni olarak görevlendirildi. 2024 Temmuz ayı itibariyle MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nde öğretmen olarak çalışmaya devam etmektedir. Evli ve dört çocuk babasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir