Birkaç hafta önce Ruhumuz Kudüs Konulu bir Fotoğraf Sergisi’ne katıldım. Çankaya Faik Güngör Anadolu İmam Hatip Lisesinin düzenlediği bu programda konuk olarak Gazze’den gelen ve ülkemizde misafir edilen kardeşlerimiz de vardı. Konferans salonuna girer girmez önde oturan çocuklar ilişiyordu gözünüze. Bir bacağı diz üstünden kopmuş kitap gözlü çocuk ve ondan çok daha küçük göz kenarında yara izleri olan çocuklar…
Yutkunmakta zorlanarak bir arka sıraya geçip oturduğum koltuğa gömülmek istedim aslında sadece. Program başlamıştı ancak ben sadece yüreğimde bir annenin şefkati ile sadece o çocuklara şöyle sımsıkı sarılmak istiyordum. Bir bayan çok içten bir tebessümle İngilizce bilip bilmediğimi sordu. Konuşmaya başladık kendisi ile. Gazze’de İngilizce öğretmeni olduğunu ve birkaç şey daha söyledi. Cümlelerden çok, tarif edemeyeceğim o içten gülüşü ve gözleri kaldı aklımda.
Misafirler adına konuşma yapmak için bir hanımefendi sahnede idi sonrasında. Üç kızını, damatlarını, torunlarını kaybetmiş o da. Yine gözleri konuşuyordu onun da ve sahip olduklarının heybeti. Öyle aşkla anlatıyordu ki çeviri yapan çocuk yetişemiyordu duygusunu ifade etmeye. Teslimiyeti, inancı, umudu, sabrı ve daha birçok şeyi okudum gözlerinde çevirinin sesini biraz kısarak. Arka fonda çalan kısık sesli bir parça gibi geliyordu sunucu kız öğrencinin okudukları devam ederken program. Sanki asıl program onların göz bebeklerinde cinevizyon gösterisi gibi akıyordu.
Bir anda alkış sesleri ile tekrar sahneye baktım. “Sunucu programımız sona ermiştir, sergimizi ziyaret edebilirsiniz” dediğinde ben hemen kitap gözlü çocuğa baktım. Duruşu, gözleriyle anlattıkları ne etkileyiciydi. Sergi açılışı sonrası biraz konuştuk kendisi ile.

Annesinin şehit olduğunu duyduğumda yüreğime kaynar bir su dökmüşler de sıcaklığın etkisi ile yanan bir maddenin buruşup küçüldüğü gibi kalbimin büzüşüp kaldığını hissettim. Benim gözlerimde belki hüzün vardı ama onun belli ki yaşadığı acılardan çok daha büyük, sahip olduğu duyguları vardı: Gözleri böyle hayat dolu, duruşu bu kadar asildi. O duruş ki tüm kalabalığın içinde kendisini fark ettirecek bir heybet veriyordu ona ve bacağına değil gözlerine odaklanıyordunuz. Müdür Beyin odasında misafirlerle ilgilenen bir beyefendi ve öğretmenler vardı. Yaşadıklarını uzun uzun anlattı beyefendi… Gözlerinde okuduklarımdı biraz önce anlattıkları. Vakarlı duruşları, hayata bakışları… Gazze’de yaşananlar, boykot vb. konularda güzel bir sohbet edildi peşi sıra. Neydi biz de eksik olan? İşte bu kısım uzundu… Hemen gözleri geliyordu aklıma yine. Cevabı biliyorum ama buraya yazmayacağım. Çıkarken bahçede koltuk değneği ile maç yapışını izledim birkaç dakika da kitap gözlü çocuğun, kaldığım sayfayı çevirip okumaya devam eder gibi bir hisle…
İsmi önemli değil.
Kitap gözlü çocuk dedim ben ona.
Bizde ne eksik, siz de merak ediyorsanız onlardan birini ziyaret ediverin ve sadece birkaç saniye gözlerine bakın…
