Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

Kütahyalı Bir Kur’an Hadimi: Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu

Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu, yalnızca Kütahya’nın değil, ülkemizin yetiştirdiği ve sahip olduğu önemli ilim ve kültür adamlarından birisiydi. Çocuk yaşlarda akıcı bir İngilizceye sahip oldu. Yabancı dil öğrenme merakı sayesinde aralarında İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça, Japonca, Urduca, Malayca’nın bulunduğu 9 dil öğrendi. 27 yaşında profesör olmuştu. Nurettin Uzunoğlu, disiplini, çalışkanlığı, üretkenliğiyle temayüz etmiş bir âlimimizdi.

EKLENDİ

:

Şeyhülislam Sunullah Efendi’nin “Er kişi niyetine” tekbir alarak namazını henüz kıldırdığı musalladaki mevta, Divan şiirinin en büyük şairlerinden biri olan Bâkî’dir. Sunullah Efendi cemaate dönerek mevtaya haklarını helal etmelerini ister, bu sırada kısa bir de konuşma yapar. Konuşmasında, Baki’nin “Kadrüni seng-i musallada bilüp ey Bâkî / Durup el bağlayalar karşuna yârân saf saf” beytini okur. Şair bu beyitte, “Ey Bâkî, senin dostların kıymetini musalla taşında bilecekler ve karşında saf saf durup el bağlayacaklar” demektedir. Gerçekten de cenaze namazında büyük şairin tüm dostları, karşısında saf saf dizilmiş, ellerini bağlamış, adeta bir tazim ve hürmet makamında durmaktadırlar. Beyti işiten cemaat bunu düşünür, ağlaşırlar.

Bâkî, birkaç defa şeyhülislamlık makamının kapısından dönmüş, son dönüşünde ise şeyhülislamlık Bâkî’ye değil, cenaze namazını kıldıran Sunullah Efendi’ye nasip olmuştur. Bu makama erişememiş olması Bâkî’nin içinde bir ukde olarak kalmış ve şair 1600 yılında, adını asırlar boyu kültür hayatımıza altın harflerle kazıyan şiirler bırakarak fena aleminden göçmüştür.

Şairler şiirlerinde hep kadr u kıymetlerinin bilinmediğinden yakınırlar. Bu yakınma Divan şiirinde adeta bir gelenektir. Koskoca Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) bile bu tarz üzre, “Cânâ Muhibbî kıymeti çünki bilünmedi / Bir gün ola ki biline giçdükde rûzgâr.” deyiverir. Ancak Bâkî’nin hayat hikayesinde bu kadr ü kıymet bilinmezliğin somut bir karşılığı vardır. O, kendince bunu yaşamıştır. Tabii bir de nasip vardır. Nasip olmayınca bütün gayretler beyhudedir. Ve de “Ne denlü cehd idersen bir murâda / Nasîb olmaz mukadderden ziyâde” denilmiştir.

*

1991 yılında, 20 Ekim 1991 Milletvekili Genel Seçimleri için seçim sath-ı mailine girildiğinde, 12 Eylül 1980 Darbesi’nin ardından 1984 yılında yeniden başlayan demokratik işleyişle birlikte, eski mecrasını bulma yolunda kendine geliş süreci içerisinde olan partiler arasında bir güç birliği yapma arayışı da başladı. Yüzde 10’luk seçim barajını aşmak ve oluşacak sinerjiden istifade ederek beklenenin ötesinde bir mesafe kat etmek üzere Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi arasında bir ittifak kuruldu. Refah Partisi çatısı altında gerçekleştirilen ittifakla birlikte, Erbakan, Türkeş ve Edibali, ellerinde hilal-başaklı bayraklarla meydanlarda boy gösterdiler. Bu, taşraya da yansıdı, bugün daha kolay anlaşılabilecek şekilde, partiler arasında geliş gidişler, karşılıklı komplimanlar, hoş muhabbetler başladı.

İlk ve son defa bu seçimde uygulanan bir yöntemle partiler her ilde, seçilecek milletvekili sayısının iki katı kadar aday gösterdiler, seçmen bir partiye oy vermenin dışında, oy verdiği partiden hangi adayı milletvekili olarak görmek istiyorsa onu da tercih etme imkânı buldu.

Tabiidir ki partiler, birinci sıradaki adaylarının, kariyer ve nitelikleriyle öne çıkan, seçim çalışmalarını sürükleyecek kabiliyetleri haiz kişiler olmasına özen gösterdiler. Milletvekili adayları belirlendiğinde, yaşadığımız şehir olan Kütahya’da Refah Partisi’nden birinci sırada gösterilen aday büyük bir sükse yaptı. Erbakan, Kütahya’dan 9 dil bilen Kütahyalı bir profesörü aday göstermiş, denildi. Bu profesör, Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu idi. Kütahya uzun süre, Nurettin Hoca’yı ve bir insanın 9 dili nasıl bilebileceğini konuştu.

*

Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu, Kütahya’ya geldi ve seçim çalışmalarına başladı. Mahalleler, köyler, kasabalar, dolaşıldı. Nurettin Hoca’nın siyasi tecrübesi hiç yoktu. Siyasetin gerektirdiği üsluptan ve kıvraklıktan yoksundu. Ama samimiydi, konuşmalarında gönlünü açarak, samimiyetiyle yaklaşarak, içlerinden biri olduğunu hissettirerek seçmene ulaşmaya çalışıyordu. Bir süre sonra, kimi memnuniyetsizlikler duyulmaya başlandı. Hoca’nın yaşlı olduğu (Heyhât 52 yaşındaymış o sıralar), çabuk yorulduğu, “Oğlum beni bir Yoncalı’ya atıverin” dediği, Bölcek Köyündeki seçim konuşmasında, “Biz çocukluğumuzda, Yoncalı’ya giderken bisikletlerimizle Bölcek’ten geçerdik” diye içerikten yoksun cümleler kurduğu söylendi, belki de dışarıdan aday gösterilmiş olmasının homurtularıydı bunlar, ama malzeme insandı, insani zaaflar öne çıktı, konuşuldu. Siyaset zaten çoğu kez kedilerin aslanları boğduğu bir arenaydı, öyle bir sürece girildi.

Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu Refah Partisi’nin birinci sıra adayıydı, ikinci sırada ise Milliyetçi Çalışma Partisi’nden Hüseyin Baydar aday gösterilmişti, üçüncü sırada yine Refah Partisi’nden ve Tavşanlı ilçesini temsilen Ahmet Derin aday gösterilmişti.

Seçimden önce, şöyle bir taktik geliştirildi, bu taktik belki de Tavşanlı mahreçliydi, bilemezdik. Atmosfere bakılırsa Refah Partisi Kütahya’dan iki milletvekili çıkarırdı, Nurettin Hoca her hâlükârda seçilirdi, ikincisi Ahmet Derin olmalıydı, bunu sağlamak için Ahmet Derin’e mutlaka tercih basılmalıydı. Bu düşünce dalga dalga yayıldı. Neredeyse Refah Partisi’ne oy veren herkes ayrıca Ahmet Derin’e de tercih bastı. Seçim sonuçlandı. Refah Partisi Kütahya’dan bir milletvekili çıkarmış, kazanan da tercih oylarıyla üçüncü sıradaki Ahmet Derin olmuştu.

Nurettin Hoca, duyduğumuz kadarıyla, ‘galiptir bu yolda mağlup’ mısdakınca seçilemediğine, siyasetin gayyasına düşmediğine sevindi. Hatta kurtuluşuna şükür namazı kıldığı söylendi. Zaten Erbakan Hoca’nın yüksek hatırını kıramadığı için memleketi Kütahya’ya gelip aday olmuş, bu süreci hatıra binaen yaşamıştı. Kütahya onun kadrini bilemedi, hatta belki de ufak hesaplara kurban edildi, Nurettin Hoca tekrar ilim alemine, ait olduğu dünyaya döndü.

 

Siyasete ilgi duyan, siyaset süreçlerinde koşuşturan, bir şeyler yapmanın hazzını yaşayan gençlerdendik. O günlerde Nurettin Hoca’yı kavrayabilecek durumda değildik. Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu’nun nasıl büyük bir kıymet olduğunu çok sonra fark ettik.

Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu, yalnızca Kütahya’nın değil, ülkemizin yetiştirdiği ve sahip olduğu önemli ilim ve kültür adamlarından birisiydi. 27 yaşında profesör olmuştu. 26 yaşında profesör unvanı alan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’ndan sonra en genç profesör olan ikinci kişiydi.

Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu’nun yaşam öyküsüne ilişkin çeşitli kaynaklarda şu bilgiler yer alıyor: Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu, 1939 yılında Kütahya’da doğdu. İlkokulu Kütahya’da ve Ankara’da Sarar İlkokulu’nda okudu. Ortaokul ve lise eğitimini Kütahya, Uşak ve Manisa’da aldı. İngilizceyi henüz 11 yaşındayken memleketi Kütahya’da öğrendi. İngilizceyi erken yaşlarda öğrenmesinde, o zamanlar Balıkesir’de, Eskişehir’de ve Kütahya’da havalimanı inşaatlarında görev yapan yabancıların önemli rolü oldu. Onların sayesinde daha çocuk yaşlarda akıcı bir İngilizceye sahip oldu. Yabancı dil öğrenme merakı sayesinde aralarında İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça, Japonca, Urduca, Malayca’nın bulunduğu 9 dil öğrendi.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi. Akademik kariyerini ABD’nin Nebraska, Missouri ve Kansas Üniversiteleri’nde sürdürdü. Doktorasını ABD ve Ankara Üniversitesi Ortak programı ile Siyaset Bilimi üzerine yaptı. 27 yaşında Oktay Sinanoğlu’ndan sonra Türkiye’nin en genç ikinci profesörü oldu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve TÜBİTAK’ın yanı sıra ABD’de Nebraska ve Bellevue Üniversiteleri’nde öğretim görevlisi olarak bulundu. Malezya, Filipinler, Japonya, Hawaii, ABD, Kanada, İskandinavya, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Filistin, Libya, Pakistan, Hindistan, Bangladeş ve Sri Lanka gibi ülkelerde misafir öğretim üyesi olarak dersler verdi. Katıldığı bilimsel çalışmalar nedeniyle “Visiting Professor” olarak anıldı. Kur’an Meali, Peygamberler Tarihi ve İslam Hukuku gibi pek çok temel kaynak kitabı İngilizceye çevirdi. Yayımlanmış 34 kitabı vardır. Görme engelliler için hazırladığı 8 cilt ve 2 bin sayfadan oluşan, Braille alfabesi ile yazılmış İngilizce Kur’an meali dünyada ilk ve tek olma özelliği taşımaktadır.

Prof. Dr. Uzunoğlu, ABD’deki çeşitli hapishanelerde mahkumlara İslamiyet üzerine dersler verdi. İngilizceye çevirdiği Kur’an-ı Kerim mealini aralarında Barack Obama, Silvio Berlusconi, Angela Merkel, Vladimir Putin’in de bulunduğu 47 devlet başkanına gönderen Uzunoğlu, söz konusu meali ABD Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Hillary Clinton’a da bizzat hediye etti.

Uzunoğlu, çeşitli ülkelerde yüzlerce seminer, sempozyum ve toplantılarda Uluslararası Hukuk ve İlişkiler alanının yanında İslami Hukuk ve Kuran-ı Kerim Hukuku konularında izahatlarda bulundu. Kendisini Evliya Çelebi ve İbn-i Batuta sonrası en çok gezen ilim insanı olmaya adadı.

Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu’nun önemli bir hususiyeti dini eserlerini parayla satmamasıdır. Nurettin Hoca, İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, Çince ve Japonca gibi çeşitli dillere çevrilen Kur’an-ı Kerim meallerini ve dini eserleri, birçok müze ve otelin önünde turistlere ücretsiz olarak bizzat dağıtır, kitaplarını hediye ederken muhatabına uygun lisan ile tebliğ yapmayı da ihmal etmezdi. Uzunoğlu sahip olduğu birikimlerin büyük bir bölümünü de bu hizmetlere sarf etmiştir. Nurettin Hoca, İSAV gibi önemli kurumlarda da görev almıştır. Birlik Vakfı’nda uzun yıllar, İngilizce başta olmak üzere, çeşitli konularda dersler vermiş, evinin yanı başında bulunan Fatih Camii ve Yavuz Selim Camii’nde uzun yıllar hadis dersleri vermiştir.

Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu, 9 Ekim 2013 tarihinde İstanbul, Fatih’te vefat etti. 10 Ekim 2013 Perşembe günü Fatih Camii’nde kılınan namazın ardından Eyüp Sultan’a defnedildi. Mezarı Eyüp Sultan’da, Bahariye Mevlevihanesi karşısındadır.

*

Nurettin Uzunoğlu, disiplini, çalışkanlığı, üretkenliğiyle temayüz etmiş bir alimimizdi. Böyle kıymetlerimizin toplum tarafından tanınması, bilinmesi, hele genç nesillerce örnek alınması için adının üniversitelere, fakültelere, okullara, kültür merkezlerine, camilere, dini eğitim-öğretim yapan enstitülere verilmesi gerekir.

Bu çerçevede, Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu’nun adının Ankara’da bir İmam-Hatip Lisesi’ne verilmesi için tavsiyede bulundum. Ancak Nurettin Hoca tanınan bir kişi olmadığı için gerçekleşmedi. Geçtiğimiz günlerde memleketim Kütahya’dan güzel bir haber aldım. Kütahya’daki eğitim yöneticisi arkadaşlarımız Kütahya’da bir İmam-Hatip Lisesi’ne “Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu Anadolu İmam-Hatip Lisesi” adını vermişlerdi. Bu hayırlı ve güzel işin öncüsü Kütahya İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Başyiğit kardeşime, bunu arzulayan ve takip eden Şube Müdürü Mehmet Zorlu kardeşime ve bu güzelliğin hayata geçirilmesine onay veren Kütahya Valisi Ali Çelik Bey başta olmak üzere diğer yetkililere hassaten teşekkür ediyorum.

*

Prof. Dr. Nurettin Uzunoğlu, nazif bir insan olarak, 74 yıllık ömründe “Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ” bıraktı; Kur’an ile hemhal olmuş bir hayat yaşadı, ömrünü Kur’an hadimi olarak tüketti, inşallah ahirette de Kur’an yoldaşı olacaktır.

Biz Nurettin Hoca’nın kadrini seng-i musalladan da çok sonra bilebildik. Rahmetle anıyorum.

Çok Okunanlar