Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Lavender Yargılanacak mı?

EKLENDİ

:

Gelişen teknoloji insanoğlunu hızla değiştiriyor ve dönüştürüyor. Bu değişimin kendine gönüllüler arama gibi bir eylemi yok. Mecburi bir katılım söz konusu. Kimse verilerinin işlenmesine engel olamıyor. Hayatımızı kolaylaştıran tablet ve telefonlardaki uygulamaları erişim izni vermezsek kullanamıyoruz. Karşımıza çıkan reklamlar ziyaret ettiğimiz sayfalara göre kişiselleşiyor. Kimlik bilgilerimiz, demografik özelliklerimiz, alışveriş tercihlerimiz, siyasi eğilimlerimiz, sağlık verilerimiz, ilgilerimiz hatta mali durumumuzla ilgili bilgilerimiz bir yerlere işleniyor. Saklımız, gizlimiz kalmadı. Kamerası olan her şeyin birilerinin, bir şeylerin gözü olduğunu söylersek haksız sayılmayız. Evdeki süpürge bile artık namahremiz oldu.

Peki kim bu veri toplayanlar ve toplanan verilerle ne yapıyorlar?

Kişiler, kurumlar, devletler verilerimizi topluyor ve işliyor. Yasal olarak yetkili olanlar belirlenmiş kurallara riayet ederek verilerimizi işliyor fakat yasa dışı olarak toplanan verilerimizin ortalarda gezdiği de aşikâr. Ticari elektronik ileti izni vermediğimiz halde birçok işletmeden reklam mesajı alıyoruz. Belediye başkanları, siyasiler bayramlarımızı kutluyor. Verilerimiz elden ele dolaşıyor hatta internet üzerinden çok cüz’i miktarda bir paraya satılıyor. Tüm bunlar bilişim suçu ki yukarıda saydıklarımız, her geçen gün derinliği ve etkisi artan siber suçların içinde masum kalan suçlar. Yasa dışı işlenen verilerin nasıl ve nerede kullanıldığına dair net bilgi yok.

Bilişim suçları yani siber suçlar bilgisayar, telefon, tablet, cep telefonu gibi iletişim araçları yahut pos makinası gibi alışveriş cihazları kullanılarak elektronik ortamda işlenen tüm suçları içermektedir. Burada cihazlar araç, onu kullananlar suçlu konumundadır. Hukuk suçluyu yani insanı cezalandırıyor çünkü cihazlar kendi başlarına bu eylemleri yapamazlar, onları kötü amaçlar için kuran, programlayan, kullanan vs. insandır.

Peki bu hep böyle mi gidecek? Cihazlar gün geçtikçe akıllanıyor. Yapay zekâ ilk cinayetini işledi bile, 1981 yılında Japonya’da bir fabrika işçisini hidrolik kollarıyla makineye vurarak öldüren yapay zekâya sahip robottan bahsetmiyorum. Daha öncesine bakmamız lazım.

Yapay zekânın gelişimi birçok bilim kurgu filmine konu olurken filmlerin kötü sonla bitmesi insanların korkularını ve endişelerini dile getirir nitelikte. Artık yüksek sesle bunları konuşmanın vakti geldi. Yapay zekânın gelişim hızı ve gelecekteki boyutu, üzerinde önemle durulmasını zoraki kılıyor. The Economist Haziran sayısının kapağına, muhtemel savaşların yapay zekâ ile yeni bir karakter kazanacağı gerçeğini taşımış. Teknolojinin savaşı daha hızlı ve “opak” hale getireceğini belirtmiş. Ne de olsa yapay zekâyı savaşta denediler, sonuçları biliniyor. Bugün Gazze başta olmak üzere tüm Filistin’de hedef üretmek ve hedeflerin nasıl, nerede, hangi silahlarla yok edileceğine lavander (lavanta) adlı yapay zekâ karar veriyor. Kaynaklar lavanderin oluşturduğu ölüm listesinde ilk etapta 37000 kişinin olduğunu söylüyor ve bu sayı günden güne artıyor.

israil ordusu potansiyel hedeflerin her biri için en fazla 20 saniye ayırarak kontrol ettiğini itiraf ediyor. İnsan çalışanların genel olarak lavanderin kararını otomatik olarak onaylamakla yetindiklerini ifade ediyorlar. Bu da bize yapay zekâyı savaşta çok önemli bir düzeyde konumlandırdıklarını gösteriyor. lavander hedeflerini askeri operasyon sırasında öldürmüyor, onları takip ediyor ve evlerine gittiklerinde bombalıyor. Bu otomasyon sistemine de “baba nerede?” ismini veriyor. Ne kadar alçakça!  israil ordusu lavanderin hedeflerin %10’unda hata yaptığını kabul etmiş, bana göre bu açıklama öldürülen siviller için kamuoyu nezdinde suçu yapay zekâya atmaktan başka bir şey değil. Hata yapmadıklarına da eminim çünkü lavanderin asker-sivil ayırımı yapmadığını buna göre programlanmadığını düşünmek için birçok sebep var. En başta, askerden kat be kat fazla can kaybı yaşayan siviller, masum ÇOCUKLAR, BEBEKLER var. Burada bahsettikleri hata belki yanlışlıkla öldürdükleri kendi askerleridir.

Peki lavander yargılanmayacak mı? Bombayı atan, tetiği çeken israil askerleri, “savaşa devam, vurun öldürün” diyen netenyahu ve komutanlar suçlu da o suçsuz mu? Sorunun cevabını “makine/bilgisayarın ne suçu var onu kim programladıysa, kim yaptırdıysa yazılımını, o suçlu!” şeklinde veriyorsanız, yanılıyorsunuz.

Hayır o iş öyle değil. Yapay zekâyı evimizdeki buzdolabı, masamızdaki bilgisayar gibi düşünmemek lâzım. Kendi kendine öğrenen bir “yetenek” olan yapay zekâdan, akıl yürüten, anlamları keşfeden, geçmiş deneyimlerden öğrenen, insan konuşmalarını anlayan, insanlara özgü entelektüel süreçlerle donatılmış karmaşık bir sistemden söz ediyoruz. Yapay zekâ genel olarak insanın düşünme yöntemlerini taklit etmektedir ama gelecekte insan zekâsından bağımsız gelişebilecek ve hareket edebilecek bir zekâ kavramına doğru yönelimdedir. Bu doğrultuda çalışmalar hızlı bir şekilde, sessiz sedasız yürütülüyor. Bazen ücretsiz sürümlerin kullanıcıya sunulduğuna şahit oluyoruz. Seviniyoruz ücretsiz yapay zekâ kullanıyoruz diye oysa hiç para almadan denekleri olduğumuzu, verilerimizi göstermelik bir onayla topladıklarını fark etmiyoruz belki de umursamıyoruz.

Kullanıcı olarak yapay zekâ ile doğrudan müşerref olanlarımız bazen tatsız hadiseler yaşıyor. Yapay zekânın kullanıcıyla flört etmesi, nefret söyleminde bulunması, hakaret etmesi gibi hadiseler haberlere konu oluyor. Oysa bunları yapması için hiçbir mühendis onu kodlamıyor, yazılımında hakaret, küfür, argo kelimeler yok. Yapay zekâ tüm bunları kendi başına, kullanıcıyla deneyimleri sırasında öğreniyor ve dile getiriyor. Burada “kullanıcı” insanı işaretle cümle içinde kullanılmış olsa da asıl kullanıcının yapay zekâ olması, vahim bir hadisedir. Gerçi kullanıcı olarak hâlâ kendimizi görmemiz daha da vahim.  O halde asıl “kullanıcıya” yani insan gibi düşünmeye, öğrenmeye ve hareket etmeye başlayan, kendi kendine kararlar alabilen bu sisteme fiillerinden dolayı suç isnadının yapılabilmesi gerekmez mi?

Devletlerin hukuk sistemlerinde gerçek ve tüzel kişilikler fail olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin de içinde olduğu bazı ülkelerde ise sadece gerçek kişiler fail olarak kabul edilirken tüzel kişilikler caza hukukunda fail olarak kabul edilmemektedir. Yapay zekânın ceza hukukuna göre fail olarak kabul edilebilmesi için önce kişilik olarak kabul görmesi gerekir. Kişilik kavramına teknik olarak tüzel kişiliklerden daha yakın olan yapay zekânın hukuki konumunun zaman kaybedilmeden belirlenmesi gerekmektedir. Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olduğuna göre yapay zekânın hukuki sorumluluğunu mevcut teoriler/yaklaşımlar üzerinden ya da sil baştan çalışmamızın zamanı geldi. Eğer bunu yapmazsak yapay zekânın gelişimini kontrol edemeyişimiz gibi suç işlemesine de seyirci kalacağız. Hızlı olmalı ve lavander’i bekletmemeliyiz.

 

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar