Peygamberimiz Hz. Muhammed (as.) 571 yılında Mekke’de doğdu ve 63 yıllık ömrünün 53 yılını bu şehirde geçirdi. Pek çok sorunun olduğu putperest bir toplumda temiz bir hayat sürdü ve bizzat Mekke’nin puta tapan Müşrikleri tarafından güzel sıfatlarla övüldü.
Hz. Peygamber 40 yaşına kadar bu müşrik toplumla bir sorun yaşamadı ancak 610 yılında Peygamberlikle görevlendirildiğinde şehir halkının büyük bir kısmı ona cephe alarak aleyhinde faaliyet göstermeye başladılar. Hâlbuki onlar, Muhammed (as)’a peygamber olmadan önce de olduktan sonra da güvenmişlerdi. Mekkelilerin genç yaşta onu Hilfü’l-fudûl’e davet etmeleri, 20’li yaşlardayken kendisine “Muhammedü’l-Emîn / Güvenilen Muhammed” ismini vermeleri, Kâbe’nin yeniden inşası sırasında çıkan anlaşmazlığın çözümü için ona müracaat etmeleri (ki o sırada 35 yaşındaydı ve henüz peygamber olmamıştı.) İslam’dan önce den ona güvendiklerini gösterir. Mekke Müşrikleri, Peygamberlikle görevlendirildikten sonra da Muhammedü’l-emîn’e güvenmeye devam ettiler. Bunun en açık örneği de Peygamberimizin baskılardan dolayı Medine’ye hicret etmek zorunda kaldığında kendisine bırakılan emanetleri sahiplerine ulaştırmak üzere Hz. Ali’yi görevlendirmesidir. Bu konuda başka deliller de bulunmaktadır.
Bu durumda akla şu soru gelecektir: Müşrikler güvendikleri bu insana neden inanmadılar? Bunun da çok kısa bir cevabı vardır: “Çünkü ona inanmak işlerine gelmedi.” Kabile rekabeti ve başka sebeplerden dolayı onun Peygamberliğini kabul etmeleri Müşriklerin işine gelmedi.
Sonuçta Hz. Peygamber ve Müslümanlar Mekke’yi terk etmek zorunda kaldılar. Mekke’nin dışladığı bu insanlara Medine kucak açtı. Peygamberimiz Medine’yi ordusuz, savaşsız ve kansız bir şekilde fethetti. Dünyada Müslüman olan ilk şehir Medine’dir. İslam, Medine’yi gönülden fethetti. Medine’den önce, İslam tarihindeki yerini almış olan Mekke ise savaşılmadan ama ordular ile ele geçirildi.
Peygamberimiz Mekke’yi fethettiğinde şehrin yağmalanmasına ve katliama izin vermedi. Hâlbuki dünya tarihinde ele geçirilen bu tür şehirlerin günlerce, haftalarca yağmalandığının ve katliam yapıldığının çok sayıda örnekleri bulunmaktadır.
Mekke Müşriklerinin Müslümanlara neler yaptıkları hatırlanırsa, Peygamberimizin onları affetmesinin önemi daha iyi hatırlanacaktır:
Mekkelilerin yaptıklarını ana hatlarıyla şöyle özetleyebiliriz:
- Peygamberle ve Müslümanlarla alay ettiler, onlara hakaret ettiler.
- Müslümanlara eziyet ve işkence ettiler.
- İşkencelerden dolayı hayatını kaybedenler oldu.
- Müslümanlar Habeşistan’a göç etmek zorunda kaldılar.
- Boykot uyguladılar, Müslümanları toptan ölüme mahkûm ettiler.
- Peygamberi kabile dışı ilan ettiler, Tâif’e gitmek zorunda kaldı.
- Tâif’te umduğunu bulamayan Peygamber döndü ancak Mekke’ye giremedi.
- Bütün Müslümanlar evini, yurdunu terk edip hicret etmek zorunda kaldı (M. 622)
- Suikast düzenleyip Hz. Peygamber’i öldürmek istediler, evini kuşattılar.
- Peygamberimiz Mekke’yi terk edip Medine’ye hicret etmek zorunda kaldı.
- Hicret sırasında Peygamberimiz’in başına ödül koydular (100 deve).
- Müslümanlar Mekke’yi terk edince onların mallarına ve evlerine el koydular.
- Müşrikler, Müslümanları Medine’de de rahat bırakmadılar.
- Müslümanları imha etmek için defalarca Medine’ye saldırdılar.
- Müslümanları ve Peygamberimizi ortadan kaldırmak için üç defa Medine’ye saldırdılar.
- Bedir’de amaçlarına ulaşamadılar (M. 624)
- Uhud’da Müslümanların şehitlerinin bedenlerini parçaladılar (M. 625)
- Hendek Savaşı’nda 10 bin kişiyle Medine’yi 20 gün boyunca kuşattılar, kolaymış gibi görünen çok zorlu bu savaşta Müslümanlar 3 bin kişiyle onlara direndi.
- 628 yılında Kâbe’yi tavaf etmek isteyen Müslümanlara izin vermediler, onları, doğup büyüdükleri şehre sokmadılar. (Hâlbuki Hz. İbrahim’den beri kim, nereden gelirse gelsin Kâbe’yi ziyarete engel olunmamıştı.)
- Hudeybiye Antlaşması’nı bozdular, Müslümanlar’ın müttefiklerini öldürdüler.
Sonuçta Peygamberimiz Mekke’yi fethetmeye karar verdi ve 1 Ocak 630’da Medine’den hareket etti. Yol boyunca katılan kabilelerle 10 bin kişiyi bulan İslam ordusu, 11 Ocak 630’da dört koldan Mekke’ye girdi. Ancak o yine rahmet peygamberi olduğunu gösterircesine ordulara şu talimatı verdi:
- Mecbur kalmadıkça savaşılmayacak,
- Kâbe’ye ya da evine sığınanlara dokunulmayacak
- Kaçanlar takip edilmeyecek,
- Yaralılar ve esirler öldürülmeyecek. Sadece İslâm’a kin ve düşmanlıkta sınır tanımayan 10-15 kişi vardı ki onlar görüldükleri yerde infaz edileceklerdi. Onlardan da sadece birkaç tanesi etkisiz hâle getirildi geri kalan yaklaşık on kişi yine affedildi.
Hz. Peygamber yukarıda sayılan sebeplerden dolayı eli kılıç tutan Müşriklerin tamamını cezalandırabilir, geri kalanları esir alıp bütün mal varlıklarına ve şehrin tamamına el koyabilirdi. Bundan dolayı da kimse onu ayıplayamaz ve kınayamazdı. Ancak o böyle davranmamış hatta kendi evine bile gitmeyip on gün boyunca çadırda kalmıştır. Şehre girerken Sa’d bin Ubâde ‘Bugün intikam günüdür’ diye bağırınca, ‘Hayır, bugün merhamet günüdür, bugün Allah’ın Kâbe’yi yücelteceği gündür’ diye karşılık vermiştir.
Fethin ardından Kâbe’de toplanan Müşriklere (ki o sırada Mekke’nin nüfusu civarıyla birlikte yaklaşık 10 bin kişiydi) “Bugün size kınama yoktur, hepiniz serbestsiniz” diyerek Mekkelilerin tamamını affederek, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir alicenaplık sergilemiştir.
Her yönüyle Müslümanlara güzel bir örnek olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (as)’ın (Ahzâb, 21), en azılı düşmanlarını bile affetmesi, birbirimize hoşgörülü davranmamızda da hepimize örnek olmalıdır.
