Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Mürted

Yaşadığın ve yaşanan onca şey karşısında “eskiden Tanrıyı suçluyorduk, şimdi o bile yok elimizde” derken nasıl bir hiçliğe düştüğünün bazen farkına varıyorsundur. Ama tahminimce bundan kaçmak için de hep yeni yol ve yeni geçitler inşa etmeye çalışıyorsun.

EKLENDİ

:

Sen sanıyorsun ki çok iyi, yerinde ve doğru bir karar verdin. Zihninde, gönlünde ve ruhunda sorular, çelişkiler ve gerilimler vardı. Belki bunların her birisi sana aşılamayacak heybetli dağlar, içinden çıkılamayacak derin kuyular gibi gözüktü. Seni daraltı, darladı, bütün hayat neşeni elinden aldı.

İçinde bulunduğun koşullar, o güne kadar verdiğin cevaplar artık yeterli gelmiyordu. Aslında aradığın cevaplar değildi. Kaçmak, kurtulmak istiyordun. Sabah gönül darlığı olmadan uyanmak, akşam zihninde türlü türlü sorular olmadan rahatça uykuya dalmak istiyordun belki de. Bu çelişkiler, bu gerilimler yaşamını elinden alıyordu. Peşinde koştuğun sorular, aşmaya çalıştığın gerilimler üzerine eğildikçe, onlara odaklandıkça daha da içinden çıkılamaz hale geliyordu. Hele bir de bunlar için doğru kapılar çalınmayıp, isabetli bir güzergâh ve kılavuz belirlemeyince hepten bir çıkmazın içine girmiş gibi oluyordun.

Nihayetinde bir karar vermek gerekiyordu. Bu yasaklayıcı(!), sürekli sınır koyan, emirler veren, ürküten, korkutan Tanrıya itaat etmeye devam mı edecektin yoksa belli bir süredir yapageldiğin ama yasak olduğunu da bildiğin şeyleri yapmanı vicdan azabı çekmeden, bir öte dünya ve hesap korkusu bilgisi olmadan yapmanı mümkün kılacak başka bir yolu mu tercih edecektin? İkincisini seçtin. Bu hiç de kolay bir tercih değildi. Cesaret gerektiren bir tercihti. Hem de öyle böyle bir cesaret değil, adam akıllı yürek yemiş olmayı gerektiren cinsten bir cesaret. O güne kadar seni sen yapmış pek çok şeye sırtını dönmek, ailenle ve çevrenle cepheden mücadeleyi göze almak, yeni ve bambaşka(!) bir sen olmak.

Ama her şey öyle göründüğü gibi olmuyor. Bir süre sonra dönüyorsun yine aynı sorular. Yine aynı çelişkiler, aynı gerilimler, aynı gelgitler. Biçimleri, adlandırmaları, yorumları vs. değişse de özleri ve mahiyetleri değişmiyor. Önceden “yaratırken bana mı sordun da, sonra da yasaklar koyuyorsun” diye Tanrıya kızarken ferahlayan (!) iç sesi de ferahlatacak bir şey kalmamışken, bütün tutunacak dal arayışlar, tutamak noktası tecessüsleri, ayağını basacak bir zemin arayışı beyhude kalıyor. “Ne bir Tanrı var ne de evrenin ve var oluşun bir anlamı” sözü ile tutunmaya çalıştığın dalın, içindeki “her şey bu kadar da anlamsız olamaz” fısıltısıyla çatırdadığını sık sık duyar gibi oluyorsun.

Yaşadığın ve yaşanan onca şey karşısında “eskiden Tanrıyı suçluyorduk, şimdi o bile yok elimizde” derken nasıl bir hiçliğe düştüğünün bazen farkına varıyorsundur. Ama tahminimce bundan kaçmak için de hep yeni yol ve yeni geçitler inşa etmeye çalışıyorsun. Ancak kendini her defasında başladığın noktada buluyorsun. Düştüğün kuyuda, her taraftan gelen çeşitli fısıltılar içinde yönünü bir türlü kestiremeyen birisi olarak çıkışı olmayan bir labirente girmiş gibi hissediyorsun.

Sorular ve sorunlar devam ediyor. Sorular, gerilimler ve çelişkiler seni ikrardan inkâra sürüklediğinde son kertede elinde yine bunların kaldığını görüyorsun. Ve sen Tanrıyı inkâr ettiğin için dünya daha güzel bir yer olmuyor. Sen Tanrıyı inkâr ettiğinde başka bir sen; daha iyi, daha erdemli, daha duyarlı bir sen olmuyorsun. Hepimizin yaşadığı ve yaşayacağı gibi kayıplar yaşıyorsun. Yaşamak eskisinden daha da büyük bir yüke dönüşüyor. Zamanla sığındığın kadehler, tumturaklı tiratlar da kesmiyor. Ama ne ki hayatın ve varlığın bir anlamı olmadığında karar kılmışsın. Bu yükle yaşanacak, acı çekilecek ve ölünecek.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar