Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

ölüme beş kala

ey beni israil kehaneti/ koşmamı istedin ardından/ gelemezdim, deniz vurgundu/ gömleğini yırtamazdım arkandan/ aşkı beslemeyen vuslat yalandı/ bana hile karışmış dört yıl bıraktın.

EKLENDİ

:

Şair: Müştehir Karakaya

I

annemdi, ölüyordu bir kış sabahı

ben seni özlüyordum

ölümün soğuk kollarını özlüyordum

ölüm kimliksiz bir şeydi

içimdeki kuşlar ölüyordu

ağlıyordum

 

gelseydin bahar olacaktı

ben senin olacaktım

senden başka kimseye inanmayacaktım

yorulacaktım

sana doğmamış bir ülke vadedecektim

şehrin sıcağını sevecektim

terk edip gitmeyecektim bir daha

damarlarını çatlatmayacaktım sürgünümün

sana yağmurlarımı verecektim

 

annemdi, ölüyordu bir kış sabahı

bir yol öyküsünü anlattın bana

çiçekleri öksüz bir kentin

delisi kalacaktım

haramiler yollarımı kesmişti

sıcaktı, saçlarım üşüyordu

sen ölüyordun

annem ölüyordu

söylemedin temmuzun ne olduğunu

kar yağıyordu her sabah

boynumu vuruyordu

vuruyordun beni on iki yerimden

 

kasıklarından kusuyordu şehir

bozguna uğramış bir ordu

beni çağırıyordu

seni çağırıyordu heybemdeki çakıllar

denizler çağırıyordu bir kadın

ki ben terkedilmişlerin çocuğuydum

biliyordun, habire vuruyordun

parmaklarımdan emziriyordum ölümü

ihanetlerimi gözlerine salıyordum

grinin tonunu bilemiyordun sen

ya da unutmanın ağır bedelini

 

üç kere ihaneti düşündüm

üç kere intiharı

saçlarımı süpürge yaptım

saçılan kanımı toplamak için

daha doymamıştım gözlerine

yollar kırılıyordu bir bir, ay karanlıktı

içimi kemiren geceler

ihanetini muştuluyordu

akşamı süpürmüştü perçeminden

buruk sesin rüzgârın nefesinden

annemdi

ölüyordu bir kış sabahı

sen ölüyordun

ağlıyordum

 

şehirleri ellerimde topluyordum

toprağımın rengi kankırmızıydı

sen deniz görmemiş bir kızdın

kuşları hep martı bellemiştin

vurgun yemiş balığı soruyordun

ağlarda çırpınan tutsaklığın adını bilmiyordun

ya da bir şairi en çok ne kahreder

kırk kilidin kırk anahtarını

en kolay kim çevirir

kim yarasını kanatır durur hançerle

zindana kim gönderir yusuf’u

 

ey beni israil kehaneti

koşmamı istedin ardından

gelemezdim, deniz vurgundu

gömleğini yırtamazdım arkandan

aşkı beslemeyen vuslat yalandı

bana hile karışmış dört yıl bıraktın

 

annemdi, bir kış sabahı ölüyordu

sıcaktı, yorulmuştum koşmaktan

sırtımı dönmüştüm tüm perilere

sırrın içinden çıkıp kendin geldin

bunda hiç suçum yok, bağışlayamam

bersis gibi geldin rum kızına

sen bersis’i kapından kovmuştun

kendi savaşını benim savaşıma uladın

bir yanından açan gülleri kopardın

düşmemek için tutunmayı bilmeden

bilemedin ben yürürken

düşenlerdendim

 

II

kaçmayı denedim, yüküm ağırdı

kar yağıyordu içimde, dışarda temmuz

kendimi sakındığım tüm akıllılar

sana haberle gelen ölümlülerin yalanlarıydı

açtım, susuzdum, yüreğimdi alevli

sen susamıştın, dudakların uçuktu

bana ihanetleri sen öğretmedin

ölümü yüreğinde taşıyan bendim

bedenimin enkazında bir bahar bekliyordum

 

behey şaşkın, seni unutmak var ya

ölümden beter gelsin bana

temmuz geri versin kinimi

her soluklandığında sıcak bir günü

ve park anısının acısını

ve adımı duyduğun her lahza

üçe bölünmüş bir mektubun birini

kalbinin bir köşesinde taşıyasın diye

yazmaya devam ettiğimi

 

annemdi, ölüyordu bir kış sabahı

ben seni özlüyordum

ölümün soğuk kollarını özlüyordum

ölüm kimliksiz bir şeydi

içimdeki kuşlar ölüyordu

ağlıyordum

 

şubat 2003

-adımı duyduğunuz gün,

ölümüme beş kala kaldığını anlayacaksınız.-

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar