1. Anasayfa
  2. Düşünce

Otel Odalarından Kurtulup Sıla-i Rahim’e Yönelmek

Otel Odalarından Kurtulup Sıla-i Rahim’e Yönelmek
0

“Müʼminler birbirini sevmekte, birbirine acımakta, birbirini korumakta bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvları da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa dûçâr olur.”  (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66) Hz. Muhammed (SAV)

Anne-babayı, hısım akrabayı aramak, ziyaret etmek, doğup büyüdüğü şehrin, ülkenin veya bir başka ülkenin insanlarıyla, kültürel mirasıyla tanışmak, onların dertleriyle dertlenmek, bu dertlere derman olmak sıla-i rahimdir. Bu çağda yaşayanlara göre ne kadar ilkel ve anlamsız bir iş değil mi? Modern birey, yirmi günlük bir yaz tatilinde neden anne-babasını ziyaret etsin, neden hısım akrabayı arasın, neden ülkesinin insanlarıyla ve eserleriyle tanışsın? Yaşasın deniz kenarındaki bir otelde kimseyle görüşmeden sığınılan deniz-restoran ve yatak odası üçlüsü…

Kapitalizm-Komünizm vb. yapılar insanı tüketime yöneltir. İnsana tükettikçe değer kazanacağı halüsinasyonu gösterir. İnsan kendine gösterilen halüsinasyonların peşinden koşarken ömrünü tamamlar. Sonunda elinde koca bir hiç kaldığı için nihilizm bataklığına sürüklenir. Bu bataklıkta debelendikçe bataklığın dibini boylar.

Bu ideolojiler veya modern yaşama biçimi insanı önce ailesinden, sonra akrabalarından ve en sonunda yakın arkadaşlarından ayırmayı amaçlar. Bu ayrılışı sağladıktan sonra yalnız insanı yutmak an meselesidir. Ona çok para kazanmayı, çok yükselmeyi, kendine tüketim merkezli bir yaşama biçimi kurmayı ve kurduğu bu mizanseni sürdürebilmek için acımasız olmayı dayatır. Bu dayatmaya boyun eğen birey, artık bırakın kendi akrabalarını, her şeyi ve herkesi elden çıkarmaya hazırdır. Bu andan sonraki hayatı; gökdelenler, siteler, lüks araçlar ve konforla doludur ama çevresinde onunla içten konuşacak bir kişi bile yoktur. O da kendince çaresini ücret karşılığı psikologlar, psikiyatristler, koçlar vb. danışmanlarda bulacağını sanır ama bunlar da bir başka halüsinasyondur ne yazık ki! Artık böyle bir hayatla iç içe olan biri bir halüsinasyondan bir diğerine koşup dursa da bir türlü aradığını bulamaz.

Deniz kenarındaki otel köşeleri, bir yıl boyunca kentin kargaşasına maruz kalan bireyin sığınacağı bir liman olarak gösteriliyor bize. Bir yıl boyunca hangi sahildeki otelde beş on gün konaklayacağını hesaplar ve bütçesini düşünmeden, orada rezervasyon yaptırır. Otele gidiş ayrı bir macera, otelden dönüş daha farklı bir macera olur. Otelde kalış daha trajik bir durum! Otel yolculuğu sırasında kenarından geçtikleri onlarca şehrin güzelliklerine ve insanına dönüp bakmadan, oraların havasını teneffüs edemeden, kültürünü koklayamadan koşar adım giderler.

Nihayet otele ulaşırlar. Orada otel odası, deniz kenarı ve restoran üçlüsü arasında mekik dokuyup dururlar; her şey dahil otel olduğu için kahvaltı-öğle-akşam yemesi israfla doludur. Kendi tabağına aldıklarının çok azı yenir, kalanlar hemen çöpe atılır. Sadece yiyecek içecek değil, orada kalınan süre de çöpe atılır. Denize girme dışında hiçbir etkinlik yapılmaz. Günler boyunca kimseyle konuşulmaz, bir program yapılmaz, o otelin bulunduğu bölge insanıyla tanışılmaz, o kentteki tarihî eserler ziyaret edilmez, hatta oteldekilerle de insani ilişkiye girilmez.

Tatil demek hayattan el etek çekmek, hiçbir şeyle ilgilenmemek, kimselerle tanışmamak, paranın gücü oranında çevreye caka satmak, kitaba asla el sürmemek ve sanal medyalarda tatil görüntülerini aralıksız paylaşmak olunca hayat da anlamsızlaşıveriyor birden.

Bu çağda yaşayan Müslüman’ın yaşama biçimi, kendine dayatıldığı gibi değil inancına uygun olmalı. Müslümanlık bizi başıboş bırakmaz, heva ve heveslerimizin peşinde koşmamıza izin vermez. Bir Müslümanın tatili bir işte yorulursa veya yaptığı işten ona bıkkınlık gelirse bir başka işe yönelmekten ibarettir. Bu iş, bazen anne baba, kardeş ziyaretidir bazen akraba ziyaretidir bazen bir şehri tanıma ve şehrin arifleriyle, bilgeleriyle tanışma ziyaretidir bazen o şehrin tarihî ve kültürel zenginliklerini keşfetme ziyaretidir bazen garipleri gözetme, onların hâl ve hatırını sorma ziyaretidir bazen de kabristanları, hastaneleri, yetim evlerini ziyaret etmesidir.

Bu şekilde yapılan ziyaretlerden dönen kişiler yorgunluk hissetmezler bilakis daha dinç ve canlı kalırlar. Kapitalizmin bize dayattığı israfa ve hedonizme dayalı yaşama biçiminden bir an önce uzaklaşıp inancımıza özgü yaşama biçimine dönmenin vakti geldi de geçiyor bile. Allah yâr ve yardımcımız olsun.

Ne olur içinden geçtiğimiz şu acı günlerde terör örgütü İsrail’in katliamlarına, talanına ve ambargosuna maruz kalan Gazzeli kardeşlerimizi ve zor durumda hayatlarını sürdüren diğer Müslüman kardeşlerimizi düşünerek otel odalarındaki esarete son verelim!

1965 Artvin doğumlu. İlkokulu Murgul’da, ortaokul ve liseyi Artvin’de okudu. 1988’de Uludağ Üniversitesi Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümünden mezun oldu. 1989’da başladığı öğretmenlik görevine devam etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Osmanlı Türkçesinden yeni alfabeye açıklamalarla hazırladığı ve yayımlanan altı adet çalışması [İntibah (Namık Kemal), Araba Sevdası (Recaizade Mahmut Ekrem), Eylül (Mehmet Rauf), Hatıralarım (Yusuf Akçura), Medrese Hatıraları (Muallim Naci) ile Siyaset ve İktisat (Yusuf Akçura)] vardır. Erdoğan Muratoğlu’nun Ahenk, Edebiyat Ortamı, Hece, Türk Dili, Mevlana Araştırmaları Dergisi ve Çoruh adlı süreli yayınlarda yayımlanmış öykü, deneme ve incelemeleri bulunmaktadır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir