Özgürlük ve utanmak… Özgürlük insanın kendi yaratılış özünü gürleştirmek, tevhit ilkesini hayatında başat unsur kılmaktır. Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük’te özgürlüğü “Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu; hürlük, hürriyet” şeklinde tanımlarken insanın yaratılış özünü vurgulamaktadır. “Her türlü dış etkiden bağımsız” ifadesi, insanın yaratılış özüne bağlılığını vurgulamaktadır hiç kuşkusuz.
Utanmak şöyle tanımlanıyor Güncel Türkçe Sözlük’te: “Onursuz sayılacak veya gülünç olacak bir duruma düşmekten üzüntü duymak; arlanmak, mahcup olmak.” İnsan onuruna aykırı söz ve eylemlerde bulunan kişilerin içine düştüğü bir durumdur utanmak. Özüyle bağını koparmayan insan, insan onuruna aykırı söylediği ilk söz veya yaptığı eylemlerden utanır.
İnsan temiz bir fıtrat üzere yaratılmıştır. İnsanın fıtratı, onun tevhit bağlantısıyla iç içedir. Bu bağlantıdan uzaklaştıkça ilk dünyaya gelişindeki tertemiz kalbi gittikçe kirlenmeye, kararmaya başlar. Gün geçtikçe bu karaltının artışıyla insan, tevhitle olan bağını yavaş yavaş azaltır, gün gelir bu bağ ya tamamen kopar ya da daha sağlam bir ipe dönüşür. Bu, onun cüzi iradesiyle gerçekleşir.
Özgürlük nerede anlam kazanır? İnsanın her aklına geleni yapması veya özünün gerektirdiğini yapmaması özgürlük değildir. İnsan yaratılışındaki öze bağlı olarak hareket ettiği sürece özgürdür. Yaratılış özüne aykırı davranması onun özgürlüğünün değil köleliğinin işaretidir. Zaten içinde yaşadığımız ultra modern(!) dünya da insanın özüyle olan bağını koparması için kurgulanan sanal, yapay bir dünyadır. Bu sanal yapay dünyaya esir kaldıkça insan özünden uzaklaşıp vahşi bir yaratığa dönüyor.
İnsanın özünden uzaklaşması gittikçe ondaki utanma duygusunu yok ediyor; kendi özünden uzaklaşanlar onu toplumsal hayattan dışlıyor, “Bu çağda artık utanma duygusuna yer yok!” diyerek onun da kendileri gibi olmasını istiyorlar. Böylece utanmazlık, insanı sanal yapay çağın özgürlük kılıklı bir esirine dönüştürüyor. Böylece milyonlar insan olma özelliğini terk ederek her türlü utanmazca davranışı yapmayı özgürlük sanıyor. Furkan Suresi 43. ve 44. ayeti kerimelerde Rabbimiz bu durumu anlatarak bizi şöyle uyarıyor: “Gördün mü o hevâ (ve heves)ini Tanrı edinen kimseyi? Şimdi onun üzerine (Habibim) sen mi bekçi olacaksın?” “Yoksa onların çoğunu hakıykaten (söz) dinlerler, yahud akıllanırlar mı sanıyorsun? Onlar, başka değil, dört ayaklı hayvanlar gibidir. Belki yolca daha sapıkdır.”[1]
Bu çağın insanı her şeyden önce hakikatten uzaklaştırılarak önce nesnelerin esiri kılınıyor, ardından özündeki yaratılış hikmeti unutturularak utanma duygusu imha ediliyor ve ortaya utanma duygusundan mahrum nesnelerin esiri milyonlar salınıyor. Bu milyonlar hedonizme esir olduğu için robotik canavarlara dönüşüyor kısa bir sürede. Sonra da ellerine silah alıp sokağa çıkıyorlar ve kimi görürlerse ateş ederek katliam yapıyorlar.
Yaratılış özüne bağlı insanların en temel özelliği utanmaktır. Utanmak nedense tarih boyunca bazılarınca pek hoş karşılanmamıştır. Bu durum günümüzde bir hastalık gibi telakki edilerek bazı anne babalarca çocukları psikologlara-psikiyatristlere götürme boyutuna varmıştır. Özellikle çocukların bu tür muamelelere maruz kalması aynı zamanda insan haklarına aykırı bir durumdur. Hz. Peygamber (SAS) konuyla ilgili şu hadisinde bu konuya ışık tutmaktadır: İbni Ömer’den (radıyallâhu anh) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) utangaç kardeşine bu huyunu terk etmesini söyleyen Medineli bir Müslümanın yanından geçerken ona “Onu kendi hâline bırak; zira hayâ imandandır” buyurdu.[2]
Özgürlük utanma duygusuna sahip olanlara Rabbi tarafından verilen bir nimettir. O nimetin kıymetini bilenler hem her daim özgürlüklerini ellerinde tutarlar hem de utanma duygusuna sahip oldukları sürece özgürlüklerini sonsuza dek korurlar. Utanmanın kalktığı yerde özgürlük değil kölelik olur. Özgürlük utanma duygusuyla birlikte mahiyetine kavuşur.
Konuya ilişkin Kâzım Taşkent’in şu ifadeleri dikkat çekicidir: “Özgürlük, kendinden utanmanın, insandan utanmanın, topluluktan çekinmenin, Allah’tan korkmanın ortamında uygarlıktır. Bunların olmadığı yerde özgürlük, en korkunç insanlık hastalığı anlamı kazanabilir.”[3]
Bizler hedonizmin esiri değil yaratılışımızdaki özün özgürü olmalıyız. Utanma duygusunun kalktığı bir yerde özgürlük değil nefse kölelik vardır. İnsan gerçekten özgür olmak istiyorsa utanma duygusunu hayatın her aşamasında etkin kılmalıdır. Yoksa insan, isteklerinin kölesi olur sadece. Bu kölelik de onu büyük bir uçurumdan aşağı sürükler sadece.
[1] Hasan Basri Çantay Meali.
[2] Buhârî, Îmân 16, Edeb 77; Müslim, Îmân 57-59. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 7; Nesâî, Îmân 27; İbni Mâce, Mukaddime 9, Zühd 17.
[3] Yaşadığımız Günler, Kâzım Taşkent, YKY, İstanbul 2024, s. 194.
