Pakistan’ın Pencap eyaletine bağlı bir şehir olan Multan şehri için “Pakistan’ın Konyası” tabirini özellikle kullandığımı belirteyim yazının başlığında. Özellikle bir yönüyle Konya şehrimize çok benziyor Multan. Her şeyden önce Mevlana’nın yoldaşı Şems-i Tebrizî’nin bir dönem bu şehirde yaşadığı rivayet ediliyor. Ayrıca şehirde bunun gibi birçok tasavvuf büyüğünün türbeleri mevcut. Bunlarla ilgili bilgi vermeden önce genel olarak Multan’dan biraz bahsedelim.
Orada yaşayan arkadaşlarımızdan duyduğumuza göre Mültan’da meşhur “3G” sözü var. Bu ifade şehre özgü üç özelliği tanımlıyor: Toz, sıcak ve mezarlar… Bunlardan; “garda” Urduca toz, “garmi” sıcak, “goristan” ise mezarlar anlamına geliyor. Evet, bu şehir çöl ikliminden dolayı tozlu, çok sıcak ve evliyalar şehri olmasından dolayı birçok türbe bulunuyor, bunun için de “goristan” yani mezarlar şehri tabiri kullanılıyor.
Pakistan’ın Karaçi, Lahor, İslamabad gibi büyük şehirlerinden sonra Peşaver, Kuetta, Haydarabad, Sakkar ve Multan gibi birbirine yakın büyüklükteki şehirlerin içerisinde iklim, sosyal hayat, gelişmişlik ve yaşam koşulları bakımından en iyisi diyebileceğimiz şehir Multan’dı. Pencap eyaletine bağlı ve eyaletin güneybatısında yer alan şehir, Karaçi’den başlayıp İslamabad’dan geçerek Peşaver’e kadar uzanan otobanın kenarında. Sakkar’a dört, Lahor’a dört buçuk saat mesafede bulunuyor.

Nisan ayından itibaren sıcaklıklar kırk derecenin üzerine çıkabilmekte, haziran ve temmuz aylarında ise zaman zaman 50 dereceye kadar çıkabilmektedir. Fakat bu yüksek sıcaklıklar Sakkar, Khairpur ve Haydarabad gibi uzun zaman diliminde yaşanmaz ve birkaç ayla sınırlıdır. Kış mevsimi de aynı şekilde Sind eyaletine göre daha soğuk geçer. Geceleri bazen eksi bir iki dereceye de düştüğü görülebilir.
Şehir merkezi otobandan çıktıktan sonra yaklaşık otuz dakika mesafede. Oldukça yoğun bir trafik var. Hiçbir trafik kuralının olmadığı motosiklet ve rikşa cenneti bu şehirde toplu taşıma diğer şehirlerde olduğu gibi “Rikşa” ve taksilerle yapılıyor ama Multan’da ana arterlerde bulunan viyadüklerin üzerinden geçen tramvay hattı da mevcut.
Burada Sakkar ve Khairpur’un aksine sosyal ve ticari hayat daha canlı. Şehrin belli merkezlerine yoğunlaşmış kafe ve lokantalar gece geç saatlere kadar açık ve akşamları oldukça kalabalık. Ayrıca büyük market ve AVM’lerin olması, yaşadığımız şehirde bu tür imkânlardan yoksun olmamız nedeniyle burayı bizim açımızdan oldukça önemli bir cazibe merkezi hâline getiriyor. Her tatilde fırsat buldukça Multan’a geliyor; buradaki arkadaşlarımızı ziyaret edip, lokanta ve kafelerde oturup sohbet edip, alış veriş yaptıktan sona Khairpur’a dönüyorduk.
Özellikle uluslararası zincir marketlerden birinin burada bulunması bizim için ulaşılması zor gıda, temizlik vb. malzemeleri almamız için önemli bir fırsattı. Ayrıca burada bulunan AVM tarzı büyük alışveriş merkezleri de diğer ihtiyaçlarımızı gidermemize imkân sağlıyordu. Khairpur’daki imkânsızlıktan haberdar olan kurum yöneticilerimiz ayda ya da iki ayda bir kere izin alıp buraya gelmemizi pek sorun etmiyorlardı.
Buradaki arkadaşlarımızla akşamları ünlü küresel cafe zincirlerinin bulunduğu sokağa gidip vakit geçirebiliyor; çok lezzetli pizzalar yapan pizzacıya ya da oranın kalburüstü diyebileceğimiz lokantalarına gidip lezzetli yemekler yiyebiliyorduk. Bunlardan bizim damak tadımıza uygun olan Afganî tikka yani bizdeki kuzu çöp şiş yapan Afgan lokantası biraz salaş olsa da lezzetli et yemeklerini size sunabiliyor.

Burada görev yapan TMV personeli arkadaşlarımızdan okul yöneticisi Abdullah Hoca çok değer verdiğimiz kalbinin güzelliği yüzüne vuran misafirperver bir arkadaşımızdı. Yine Türkçe öğretmenleri Muhammed ve Nejla Hocalar aynı şekilde cana yakın ve iyi dostlarımızdı. Her geldiğimizde bizi evlerinde ağırlıyor, rahatımızı sağlamak için ellerinden gelen her şeyi içtenlikle yapıyorlardı. Pakistan’dan ve TMV’den ayrılalı hayli zaman olmasına rağmen dostluğumuz aynı düzeyde devam ediyor.
Pakistan’daki görevimizi bitirdikten (Ağustos 2022) yaklaşık iki üç yıl sonra; 2025 Ocak ayında Millî Eğitim Bakanımızın İslamabad’daki bir konferansa katılımı ve Multan’da yapımı tamamlanan Türkiye Maarif Vakfı okulumuzun açılışı için Pakistan’a yaptığı ziyaret vesilesiyle yeniden gelme bahtiyarlığına eriştiğim bu şehirde dostlarla anılarımı tazelemiş oldum. Burada inşası tamamlanan Türkiye Maarif Vakfının çok güzel ve modern bir okulu, Millî Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in ve Penjap Eyalet Başbakanı Meryem Nawaz’ın katılımıyla açılmış, ben de MEB’deki görevim sebebiyle bu ziyarete iştirak etmiştim.
Khairpur’dan Mültan’a giden yol otoban olduğu için aradaki yaklaşık dört yüz kilometre mesafeye rağmen ulaşımı en kolay şehir bizim için Mültan’dı. Bazen de Khairpur/Sakkar restoranlarında bulamadığımız kalite ve lezzeti, otobana girip 50 kilometre ileride bulunan otoban tesislerine giderek orada tadıp geri dönüyorduk.
Bu yol boyunca uzanan hurma bahçeleri Mültan’a yaklaştıkça yerini mango ağaçlarıyla dolu bahçelere bırakıyor. Ağaçların arasında ekili tarlalar da geniş yer kaplıyor. Pencap’tan Sind’e kadar devam eden uçsuz bucaksız tarım arazileri çok verimli, yılda 2-3 kez ürün alınabiliyor. Hatta muz hasadı yılda dört kez yapılıyor.

Mültan’nın en meşhur ürünü mango. Buradaki mangoların cinsi dünyada en çok beğenilen mango türlerinden biri. Gerçekten de buradaki mangoların lezzeti eşsizdi. Mango mevsimi önce Güneydeki Haydarabad şehrinde başlıyor bir müddet sonra Sakkar/Khairpur’da çıkıyor en son Mültan ve Lahor yakınlarındaki mangoların yetişmesiyle sezon iki üç ay devam edip bitiyor. Bu en fazla üç dört ay devam eden mango mevsiminin dışında mango bulmak pek mümkün değil Pakistan’da…
Başta Multan’ın Konya ile benzerliğinden bahsetmiştim. Evet, tasavvuf ve ilim merkezi olması bakımından bu benzetmeyi yaptım. Ayrıca gerçekte de Multan’ın Konya ile kardeş şehir olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.
Şehir; İndus nehrinin kollarından Çinâb suyunun doğusundaki bir ovada, Hint alt kıtasının Orta Asya’ya açılan güzergâhında bulunur. Bilinen tarihi milâttan önce 326’da burayı istila eden Makedonyalı İskender’le başlamaktadır. Şehrin Müslümanlar tarafından fethi 712 yılında Sind fâtihi Muhammed b. Kāsım es-Sekafî tarafından gerçekleştirildi. Bu dönemden sonra şehir zaman zaman Hindular ve Müslümanlar arasında el değiştirmiştir.
Kaynaklara göre 950 yıllarında yerli dine mensup halkla Müslümanların birlikte refah içinde yaşadıkları, önemli bir ticaret ve kültür merkezi haline gelen şehrin 968’li yıllarda Abbasi hâkimiyetinde olduğu belirtilmektedir. Daha sonra buraya İsmâilîlerin hâkim olduğu, halkının çoğunun Şii olduğu ve hutbelerde Fatimî Halifesi’nin adının okunduğu kaynaklarda geçmektedir.
Binli yıllarda Gaznelilerin hâkimiyetine giren şehir; bin yüzlü yılların sonlarından itibaren sırasıyla Gurlular, Delhi Sultanlığı, Tuğluklular tarafından yönetilmiştir. Sonrasında birçok kez Moğollar, Timur, Afganlılar ve Beluciler tarafından saldırılara uğrayan ve istila edilen şehir 1500’lü yıllardan 1700’lü yılların ortalarına kadar Babürlülere bağlı bir eyalet merkezi hâline gelmiştir. Sonraları Afgan ve Sih hâkimiyetine giren Multan, 1848’den Pakistan’a katıldığı 1947’ye kadar İngilizlerin hâkimiyetinde bölgenin idari merkezi olarak önemli bir konumda kalmıştır.
Multan şehir merkezinde ve yakın çevresinde birçok din ve tasavvuf âliminin türbesinin bulunduğundan bahsetmiştim. Şehir daha çok Hint-Türk mimari karakteri taşıyan türbeleriyle ünlüdür. Bunların en eskisi Hâlid b. Velîd’e izâfe edilen türbe, en çok ziyaret edileni Sühreverdiyye tarikatının Hindistan alt kıtasına yayılmasını sağlayan sûfî Bahâeddin Zekeriyyâ’nın türbesi, en görkemlisi de 1320’ye doğru yapılan Rükniâlem Türbesi’dir. Şehirdeki tarihî camiler arasında Vali Muhammed, Pulhat, Bakarâbâdî ve İydgâh (Namazgâh) anılabilir.

Bu türbelerden en çok ziyaret ettiğimiz şehir merkezine yakın Bahaüddin Zekariya’nın Türbesinin içine girdiğimizde çok şaşırmıştık çünkü gerçekten çok abartılı bir biçimde içerisi rengârenk kâğıtlar ve incik boncukla süslenmişti. Bu durumu Hint kültürünün bu bölge İslam inancına yansıması olarak yorumlamıştık.

Ayrıca şehirde İngilizlerin inşa ettiği mimari yapılar da bulunmakta. Bunlardan biri kule üzerinde Rado marka saatin bulunduğu Ghanta Ghar adındaki bina. İngilizler burayı 1884 yılında idare merkezi olarak Hint-Sarazen tarzına inşa etmişler. Hâlâ resmi kurum olarak kullanılıyor. Güvenlik görevlisine kuleye çıkmak istediğimizi söylediğimizde Türk olduğumuzu öğrenince hiç itiraz etmeden kabul etti ve bu sayede saat kulesine ve binanın çatısında bulunan terasa çıkma fırsatımız oldu. Çok estetik ve görkemli bir bina.

Bunların dışında Khairpur’dan okulumuz öğretmenleriyle birlikte geldiğimizde ben ağır bir Covid19 geçirdiğimden gidemediğim Multan’a yaklaşık 80 kilometre mesafedeki Bahawalpur şehrinde bulunan Nur Mahal Sarayı’nın gidenlerin beyanına göre çok güzel ve görülmeye değer bir yer olduğunu belirtmek gerekir. Bir de yine aynı gezi sırasında gittiğimiz ama askerler tarafından içeri alınmayıp kapısından döndüğümüz, şehir merkezine yakın askeri bir alanda bulunan göl ve park da -fotoğraflarından ve gidenlerin anlattıklarından hareketle- Multan’ın söyleyebileceğimiz güzellikleri arasında sayılabilir.

