Seyyid Şükri
(Kerkük, 1786?-?, ?)
fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün
I
biz cihâna zâhidâ seyrâna gelmişlerdeniz
âb ü âteş ẖâk ü bâdız câna gelmişlerdeniz
ẖıżrveş bu çeşme-i ḥayvâna gelmişlerdeniz
raḥm-ı mâderden bu köhne kâna gelmişlerdeniz
yeddi ḳırḳdan ṣoñra bu vîrâna gelmişlerdeniz
(Ey Zahit, cihana biz seyretmek için gelmişlerdeniz. Su, ateş, toprak ve havayız; can için gelmişlerdeniz. Hızır gibi bu canlılar çeşmesine gelmişlerdeniz. Ana rahminden bu köhne kaynağa gelmişlerdeniz. Kırkından sonra bu yıkık dökük yere gelmişlerdeniz.)
II
ey dirîġâ fırṣatı fevt eyledim dünyâ-içün
‘ömr azaldı geçdi devrân bir leb-i ḥamrâ-içün
dînimi dünyâya verdim mehveş-i her-câ-içün
kendimi dîvâne ḳıldım nergis-i şehlâ-içün
cüġdvâr vîrânede efġâne gelmişlerdeniz
(Yazıklar olsun, dünyalık için fırsatı kaçırdım. Ömür azaldı, zaman kırmızı bir dudak için harcandı. Kararsız bir ay yüzlü için dinimi dünyaya sattım. O baygın gözlü nergis için kendimi şaşkın-deli kıldım. Baykuş gibi şu yıkık dökük dünyada ağlayıp inlemeye gelmişlerdeniz.)
III
bir der isterken bu şehre şimdi bulduḳ çâr der
olmuşuz ‘âşıḳ-ı ḳalender rind-i ‘ârif ẖavl be-ser
ḳılmañuz deccâl-i süfyândan dilâ ẕerre ḥaẕer
biz müselmân-zâdeyiz ḳâlû belâdan ey peder
şol elestüden berü îmâna gelmişlerdeniz
(Bu şehre bir kapı isterken şimdi dört kapı bulduk der. Arif rintler gibi baştan ayağa kalender bir âşık olmuşuz. Ey gönül, aşağılık deccaldan zerre kadar korkmayınız. Ey peder, biz kalu beladan beri Müslüman çocuğuyuz. Şu Elest meclisinden beri imana gelmişlerdeniz.)
IV
bu fenâya gelmedik kim tâ ebed ḳalmaġ-içün
geldi herkes tûşesin derc eyleyip varmaġ-içün
nâşî olma ṭoġru git ṭoġru ṭarîḳ almaġ-içün
baḥr-i ‘aşḳa dalagör lü’lü’-i ter bulmaġ-içün
bir misâfir âdemiz kâr-vâna gelmişlerdeniz
(Bu fani dünyaya sonsuz kalmak için gelmedik. Herkes azığını toplayıp gitmek için geldi. Doğru yol almak için öncü olma, doğruluk üzere git. Taze inci bulmak için aşk denizine dalagör. Bir misafir Âdemiz, iş yapmaya gelmişlerdeniz.)
V
ey göñül aldanma dehre çoḳ vefâsızdır geçer
‘ömrü naẖl-i bârvâr ṣanma ẖazânverdir geçer
i‘tibâr olmaz hemân bir merd-i câbirdir geçer
şükriyâ beş gün bu ‘âlem bir misâfirdir geçer
gece gündüz görüben ḥayrâne gelmişlerdeniz
(Ey gönül, dünyaya aldanma; o, çok vefasızıdır, hemen geçer. Ömrü meyveli fidan sanma, sonbahar gibidir, hemen geçer. Ona hemen itibar edilmez; o, bir kırıkçıdır, geçer gider. Ey Şükrü, bu âlem beş günlük bir misafirdir, hemen geçer. Gece gündüz bunu görerek hayrete kapılmışlardanız.)
Üstteki şiir şu makaleden alınmıştır: XIX. Asır Kerkük Şuarasından Seyyid Şükrî ve Dîvân’ı, Yağız Yalçınkaya, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Sayı: 68 (Aralık), 2019, s. 113-156.
