İzmir, 26 Ocak 1985, Ahmet Güntan “İlk Kan”
23 Ocak’ta satın aldım İlk Kan’ı (Tan Şiir 84 Yay., Ank., Kasım 1983, 45 s.). Üç günlük verimli bir okuma sürecinden sonra, bugün bir kritiğe tabi tutmak için masaya yatırıyorum.
Adını yedinci sayfadaki epigrafik metinde geçen ifadeden alıyor kitap. The Dors grubunun (Vokalist: Jim Morrison) An American Prayer (Bir Amerikan Duası, 1978) adlı albümündeki argo dile ait unsurlarla donanmış “Lament” (Ağıt) adlı parçanın ilk dizesi olan “Lament for my cock” (Horozum için ağıt) ile başlıyor. Hemen belirteyim, kaynak metnin tamamı dikkate alınırsa “horoz”un burada “penis” olduğu net. 1983 tarihli kısa epigrafik metinde geçen ve kitaba da ad olan “ilk kan” kanımca bir sünnet şölenine atıf yapıyor! Şöyle:
“Sağa baktım olmadı
Sola baktım olmadı
İlk kanı böylece akıtınız” (s. 7)
İlk Kan “Pasolini’nin Külleri – 1976-1979” genel başlığını taşıyan şiirlerle başlıyor. Bu bölüm başlığı kitabın ikinci şiirinden emanet. Ahmet Güntan siyasi duruşu, filmleri, senaryo, şiir ve yazılarıyla öncü bir Marksist kimlik olan Pier Paolo Pasolini (5 Mart 1922- 2 Kasım 1975)’ye ve onunla birlikte Pasolini’nin el aldığı Antonio Gramsci’nin birikimlerine yaslıyor şiirini:
“Akşam ölüme verdi elini
Pasolini
Bir hayat nasıl yaşanır
Neye göredir ilkeleri
Kim yakalamış duyuların birliğini
Akşam Ölüme verdi elini
Pasolini
(…)
Özgürlükler boyutunda zorunlukların
Ne karşıtlıkları var şu İtalya’nın
Bir denklemde iki parametri
Biri Pasolini öbürü Gramsci
Hapishane Defterlerii’nde Gramsci’nin Külleri
Akşa ölüme verdi elni
Öldü Pasolini
…” (S. 12-13)

Pasolini’nin ölümü ertesinde yazıldığı aşikâr olan bu şiirle ilgili okumalar yaptım bu arada. Şunu gördüm: Pasolini ve kardeşi Guido’nun başına gelenler dikkate alınırsa, sözgelimi İtalya Faşist Partisi ile İtalya Komünist Partisi arasında pek bir fark yok!
İlk Kan’ın ana gövdesini iki bölümden oluşan ve 1979’da yazılmış olan “Ahmet Güntan’ın Çingene Hikâyeleri” ana başlıklı şiirleri oluşturuyor. İlk bölümüne “Çingene Pasaport’ta” (S. 21) ile giriyoruz. İzmir Kordonboyu’nda yer alan Pasaport bölgesinde yaşanan masalsı bir keyif gecesi anlatımı yer alıyor metinde. Şiirde Blaise Cendrars’a (Frédéric-Louis Sauser, 1887-1961) atıf yapılması herhalde onun tutkulu serüvenlerine yönelik gönderme olsa gerektir. Dolayısıyla ona eklenme… “Çingene Pasaport’ta” şiirindeki “zamanın sokağı”, “esnek bir gece” gibi özgün aktarmaların altını çiziyorum.
Bu bölümde yer alan “Çingene Denizde”, “Çingene’nin Abarası”, “Çingenenin Aşkı” gibi şiirlerde genellikle öykü dili ağırlığı dikkat çekiyor: “gülümsedi, geliyordu, güzeldi, arıyordu, yağıyordu…” gibi yüklemler, hemen bütün metinlere hâkim.
Bununla birlikte şöyle hoş dizeler de yok değil: “İnsanlardan uzak insanların düşleri” (Çingene Denizde, S. 23), “Yeşil bir çingene vagonudur İzmir” (Çingene’nin Arabası, S. 25), “Bir hız arabasıydı İzmir dünyaya inananlar biniyordu” (Çingene’nin Aşkı, S. 27)…
İçinde İzmir geçen dizelerin bana cazip gelmesi, bu kentte yaşıyor olmamdır belki!
“Ahmet Güntan’ın Çingene Hikâyeleri”nin ikinci bölüm şiirleri “Çingene Harikalar Ülkesinde”, “Yalnız Bir Çingene” ve “Çingene’nin Gözyaşları” başlıklarını taşıyan üç metinden oluşuyor. Bu şiirlerde de tahkiye sanatına başvuruyor genellikle Ahmet Güntan. Dolayısıyla şiir dilinden ayrılma tehlikesine düşüyordu:
“Sonbahar yaprakları topluyor
Kalın bir kitabın içinde kurutuyordu
Sarı yapraklar iyice kuruyuncaya dek kitabı okumuyordu
Üstelik yalnızdı sevgilisi çok uzaklardaydı
Müzik de duygudaş bir sanattı üstelik
Her yer sarıydı her yer kırmızıydı
Her yer yapraklarla örtülüydü
…” (Yalnız Bir Çingene, S. 32)
İlk Kan’ın son bölümü “San Francisco Kid” başlıklı ve 1979-1981 aralığında yazılmış şiirlerden oluşuyor.
Bu bölümün ilk şiiri “Ölüm Ülkesinde Aşk”. Şu dizelere mim koydum:
“Mithatpaşa Caddesi’nde yürüyorum
Kim bilir bu duyguyu kaçıncı kez yaşıyorum
Güzelyalı tenha bir gece olmuş İzmir’de
Hep senin gözlerini görüyorum” (S. 36)
Bölüme adını veren “San Francisco Kid”e Pasolini’den bir epigraf almış şair: “… nefret ettiğim bir dünyayı severek”. Şiirin şu dizesine “Umut mu?” sorusunu sordum: “Hep yaşamak üzere bir şeyler saklar ya insan”. Yanıtı bende! Şu dizeleri ise pek çılgın buldum:
“Bin uçağa gel sen bu şiire sığmayacaksın
Güneş batıyor akşam terasa oturalım
Şiirlerimi yak külleri lavaboya dök
daktilomu kır kitaplarımı kilitle” (S. 39)
Okuyunca gözümde sinematografik bir lirizm hissettiğim “Beyaz Peugeot” şiirine geliyor sıra:
“Güneşin altında radyo dinleyen çocuk
FM’de ne çalıyor
Dünya senin ama sen dünyaya ilişme
Peeugeot çalıştı korna çalıyor bin arkaya
Her şey önünden bir bir geçsin başını cama daya
Başını cama dayayan çocuk hoşça kal
Ben burada kalıyorum güneşin altında
Anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma.” (S. 41)
Yazıyı üstteki alıntıyla bitirmek isterdim. Fakat kitap “Dük L. Visconti” başlıklı görece uzun bir şiirle bitiyor. “Bir akşamüstü” ile başlayıp “Son ağacın son yaprağıyla hikâye bitti” cümlesiyle biten manzum bir anlatı “Dük L. Visconti”. Ayrıntılara girmeyeceğim. Sadece şunu söyleyeyim, metinde kahraman olarak bir şair var. Düğüm şu cümleyle çözüme kavuşuyor:
“Üç uzun gün kendini camlı köşkte kalbinden
vuran o şair konuşuldu
Sonra susuldu.” (S. 45)
