Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Tıpkı Bir Sağ Yumruk Gibi

Kim olduğunu çok sonraları öğrendiğim bir cevherin ardından Süleyman Çobanoğlu, yakasına yapıştığı gündemi “Cevher Paşa Forvette”  yazıyla sarsıyordu. Çubuklu veya parçalı, bol taraftarlı renklerin iktidarına isyan ediyordu. “Her noktasına ateş ve çelik isabet eden delik deşik bir yurdu, sevgiliden yadigâr bir ipek mendil gibi kanlı koyunlarında sakladılar.” diyerek Kafkaslardaki meselemizi özetliyordu.

EKLENDİ

:

Çocuktum.

Hatırlıyorum…

Milenyuma dört vardı.

Köyden şehre, bir kamyon penceresinin dibinde göç ettiğim yıllarda vuruldu Milyon Birinci General.

Kendinden önce ve sonrakiler gibi vuruldu.

Mashadov, Basayev, Hattab, Umarov, Sadullayev, Yandarbiyev…

Ama düşmedi. Tıpkı, niye havalandığını bilen ve yanı başında duran bir sağ yumruk gibi.

Çocuktum.

Göç ediyorduk.

Kim olduğunu çok sonraları öğrendiğim bir cevherin ardından Süleyman Çobanoğlu, yakasına yapıştığı gündemi “Cevher Paşa Forvette”  yazıyla sarsıyordu. Çubuklu veya parçalı, bol taraftarlı renklerin iktidarına isyan ediyordu.

“Her noktasına ateş ve çelik isabet eden delik deşik bir yurdu, sevgiliden yadigâr bir ipek mendil gibi kanlı koyunlarında sakladılar.” diyerek Kafkaslardaki meselemizi özetliyordu.

Mühendisti. Askerdi. Pilottu. İlk cumhurbaşkanıydı. Paşa’ydı Dudayev. Bizden biriydi.

Şehirde taşındığımız yeni mahallenin adıydı. Mahalle camii de onun ismiyle anılıyordu. Adıyla yerler soruluyor, adresler tarif ediliyordu.

Bir mağazada gördüm onu. Yükseklerde duruyordu. “Dedem çok severdi rahmetliyi” dediler.

İşyerlerinde atanın, dedenin, babanın resimlerinin olduğu yerde, bir mobilya mağazasındaki patron koltuğunun hemen üstünde kocaman, çerçeveli bir fotoğraftı. Yumruğunu sıkıp şehadet parmağını kaldırmış, izzetle düşmana çatıyordu.

Sovyetlerde doğsa da Çeçenistan’da yaşıyordu. Demir yumruk bakiyesi bir sistem karşısında bağımsız bir devlet, özgür bir halk gibi paha biçilemez hedefleri vardı.

Mehmet Koçak’ın belirttiği üzere “Üzerimdeki üniformam kefenim, şehadete talibim.” diyordu.

“Ölüm bizlere eninde sonunda gelecek. Ya yatağımızda ya da Apaçi helikopteriyle. Ben Apaçi’yi tercih ederim.” diyen Abdulaziz Rantisi ile aynı dili konuşuyordu.

İstediği gibi oldu.

Bir Rus füzesi isabet etti kalem bıyıklarına.

“Cellâdıma gülümserken” ifadesi vardı yüzünde. Son pozunda gayet şık bir rahatlık giymişti üzerine.

Bir röportajında “Milyon Birinci General” demişti kendisi için. Çünkü ona göre her Çeçen bir generaldi ve kendisi sadece milyon birinciydi.

“Milyon Birinci” ifadesi, eşi Alla Dudaeva’nın yazdığı anı kitabının da ismi oldu.

Derler ki; Şamil Basayev, Türkiye’den bir maneviyat büyüğünün gönderdiği 99’luk tespihi boynunda hatıra olarak bir kolye gibi taşırdı.

Kafkaslarda her mücahit; Çeçenlerin boynunda taşıdığı bir tespih gibiydi. Kimi Sübhanallah, kimi Elhamdülillah, kimi de Allahu Ekber’di.

Bir tespih kopup dağıldığında, halkın yiğit elleri hemen tanelere uzanır ve onları yeniden dizip boynuna takardı.

Aslan Mashadov…

Tespihlerden bir tespih, yiğitlerden bir yiğitti. Kıyama kalkmış bir sağ yumruk gibiydi kalbi.

“Ne zaman öleceğimiz önemli değildir; önemli olan nasıl öleceğimizdir.” hakikatinin bilincine erenlerdendi.

Kürsüdeydi. Birkaç mikrofon vardı önünde. Dünyaya taşıdıkları en güzel ses haklı bir mücadelenin tercümesiydi.

Kabanını giymiş, sakalını düzeltmiş, kalpağını takmıştı. Cephede de kürsüde de mücadelenin farklı tonlarına hazırdı.

Kaşları zulme çatılmıştı, yüz ifadesi ciddiydi. Gözlerindeki kararlı duruş ötelere niyetliydi.

Basının karşısında duran kendisi değil, sanki bir halktı. Abdestini tazelemiş, arkasına halkını almış, mihrapta duran bir imam gibiydi.

Çeçen halkı nasıl duruyorsa, ikinci cumhurbaşkanları Aslan da işte öyle, adı gibi duruyordu kameraların önünde.

Neyi, kimi, niye temsil ettiğini gayet iyi biliyordu.

Ormanda vurdular Aslan’ı…

“Bir dava, uğrunda ölünecek kadar değerli değilse uğrunda yaşanacak kadar da değerli değildir.” diyenlerin cihad karargâhı olan ormanlar Allah’ın izniyle yeni aslanlar yetiştirdi.

Sadullayev, Yandarbiyev, Umarov gibi…

Bizim, yaşadığımızı sandığımız yıllarda vuruldu hepsi.

“Ölüyoruz, demek ki yaşanılacak!” der gibi…

Hatırlıyorsunuz değil mi, şehid olduktan sonra müjdelenmişçesine tebessüm eden güzel yüzlerini?

Boksör Muhammed Ali öldüğünde, tıpkı çeneye isabet eden bir sağ kroşe gibi sağlam manşet attılar: “Bir yumruk daha eksildik ama kavgamız sürüyor.”

Öyle değil mi?

Çok Okunanlar