Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Yabancı

Güller açmaya durdu sonra, ırmaklar akmaya, çocuklar gülmeye. Yaşlılar sildiler gözyaşlarını, ufku kucakladılar, özdeşleştiler. Kuşlar özgürce açtılar kanatlarını, uçtular. Çocuklar, cam artlarından sessizce onları izlediler. Sonra gül suyuyla kentin sokakları yıkandı. Kadınlar yıllanmış sandıklarını açtılar, naftalin kokularından arındırdılar sandıktakileri, balkonlarda. Giyinip kuşandılar onları sonra.

EKLENDİ

:

Ufkun ilk ışıkları taşınırken bu kente, en inatçı kirlerden daha inatçı tutunmuş karanlık haykırdı kentin duvarlarına: Aydınlık git, ışık git, giiit!..

Bunlar yarasalardı, hayat ortamları bozulmasın isteyen yarasalar. Sürsün istiyorlardı karanlığın bağrına çöreklenen günlük hayatları. Gittiler, yuvalarına gittiler, çaresiz. Sırtlandılar karanlığı, duvarlarını, inatlarını gittiler.

Güller açmaya durdu sonra, ırmaklar akmaya, çocuklar gülmeye. Yaşlılar sildiler gözyaşlarını, ufku kucakladılar, özdeşleştiler. Kuşlar özgürce açtılar kanatlarını, uçtular. Çocuklar, cam artlarından sessizce onları izlediler. Sonra gül suyuyla kentin sokakları yıkandı. Kadınlar yıllanmış sandıklarını açtılar, naftalin kokularından arındırdılar sandıktakileri, balkonlarda. Giyinip kuşandılar onları sonra. Sonra yaşlılar müthiş bir dirençle zamana ve karanlığa direnmiş sayfalardan okudular çocuklara. Aşktan ve umuttan kurulu menkıbeler söylediler. Çocuklar gül yapraklarından ve saz saplarından taçlar yapıp başlarına taktılar. Yaşlılar çocuk zamanlarını özledi. Anlattılar, zaman kaydetti anlatılanları.

İnsanlar aşksız diye açılan birtakım dükkânlar aşkla tekrar biçimlendi, aşkla çalışır oldu insanlar bu dükkânlarda. Böylece çekildi gitti aldanma ve aldatılma. Ne kadar ihtiyaç varsa o kadar üretildi her şey. Her dükkânın önünde güller yetiştirdiler, gülsuyu yaptılar.

Taze, dupduru bir hava vardı. Gel, dedi ihtiyar, gel birkaç lokma yiyelim şuracıkta. Yabancı, atının terkisindeki zembilini çözdü, yere koydu. Sırma ipekten dokunmuş yağlıklar vardı içinde. Bunları Lahor’dan almıştı. Yağlık ve şalların en seçkini orada dokunuyordu. Çok beğenmişlerdi geçen seferki şalları, sırma yağlık istemişlerdi bu sefer. Yeşil üzüm yapraklarından sarılmış bulgur dolması yediler, üstüne nar şırası içtiler. Yabancı, gül kokularının sırrını sordu, temizliğin anlamını sordu. İhtiyar, uzun uzun anlattı bu sırrı. Yabancı, hayret etmedi, hayret edilecek bir şey yoktu. Balkonlara bakınca zembilindeki yağdanlıklardan asılı olduğunu gördü. Gönendi.

Yanına bırakılmış toprak ibriği gördü uyanır uyanmaz. Şükretti. Geç kalmamalıydı. Zembilini terkiye aldı. İhtiyar, bahçede oturuyordu. Elinde tesbihi vardı. Gün doğmak üzereydi. Yüzünü tan yerine çevirmiş, mırıldanıyordu. Dükkânlar açılmıştı. Az ötedeki kılıççıdan çekiç sesleri geliyordu, örsünden dumanlar çıkıyordu.

Güneş doğu ufkunda yükselirken gül kokularını ardında bırakarak batıya doğru ağır ağır ilerledi yabancı…

Çok Okunanlar