Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Yanılgı

Hz. Ali, “İnsanların değeri ancak yaptığı iyilikler kadardır.” diyerek insanların, yaptıkları işler ile değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmıştır. Muhammed İkbal, insanın gerçek kişiliğinin ameli yani sadece yaptığı olduğunu ve onun mekânda bir şey veya zamana ait bir düzlem içinde birtakım tecrübeler olarak idrak edilemeyeceğini belirtir.

EKLENDİ

:

Yanılgı, gayet insanî bir özellik olup hiç yanılmayan bir insana rastlamak imkânsızdır. İnsan unutan, hata yapabilen bir yapıda yaratılmıştır. Bu nedenle Hz. Âdem’den günümüze insanlık tarihi boyunca yanılgı olgusu hep var olmuştur. İnsanlığın babası Hz. Âdem, oğullarına/kızlarına yanılgıya düşen bir insanın nasıl davranması gerektiğini, önemli olanın yanılgıya düşmemek değil yanılgıdan hemen dönmek, pişman olup tövbe etmek, hatasından ders çıkarmak ve sonuçta doğruyu bulmak olduğunu bizzat yaşayarak göstermiştir.

Allah Teâlâ, hayrı ve şerri yapabilme kabiliyeti verdiği insana hayrı işlemesini, şerri ise terk etmesini emretmiş  fakat bu hususlarda onu zorlamamıştır. Bu açıdan insan, özgür iradesiyle kararlar verir ve buna uygun davranışlarda bulunur. Çünkü o, durağan bir varlık değildir. Devamlı bir fikir, bir duygu ve bir davranış ortaya koyar. Onun nasıl bir insan olduğu da işte bu düşünce ve davranışlarından belli olur. Hz. Ali, “İnsanların değeri ancak yaptığı iyilikler kadardır.” diyerek insanların, yaptıkları işler ile değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmıştır.

Muhammed İkbal, insanın gerçek kişiliğinin ameli yani sadece yaptığı olduğunu ve onun mekânda bir şey veya zamana ait bir düzlem içinde birtakım tecrübeler olarak idrak edilemeyeceğini belirtir. Çünkü insan; hükümleriyle, iradî tutumlarıyla, amaç ve emelleriyle yorumlanır, anlaşılır ve takdir edilir.

Bu dünyada insanın ancak yapıp ettikleri kendine bir kimlik kazandırır. “Her insan için ancak kendi çalışmasının karşılığı vardır.” (en-Necm 53/39) âyeti, insan gerçeğinin çalışmasından ibaret olduğunu, şahsiyetinin olumlu yansımasının ameline bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.

İşte bu noktada düşünen bir insan, cevabını mutlaka bulması gereken çok ciddi sorularla karşı karşıya kalır:

-Ya doğru bildiğim fikir ve davranışlarımın temelinde bir yanılgı yatıyorsa?

-Ya yaptığım işler, hakikate ve sağlam bir temele dayanmıyorsa ve bu yüzden de Allah’ın katında kabul görmezse?

-Ya hep iyiye ve doğruya ulaştığımı zannederken, karşılığında da sonsuz mükâfatı beklerken tüm amellerim ve emeğim rüzgârın önündeki küller gibi savrulup giderse?

-Ya amellerim, beni dünya ve ahiret hedeflerime ulaştıramazsa?

Bu soruların cevaplarını bulamamanın vereceği huzursuzluk, düşünen herkesin uykusunu kaçıracak cinstendir ve bunu gidermenin tek yolu doğru cevapları bulmaktır. Dünya ve ahiret saadetini elde etmek isteyen herkes, bu cevaplara ulaşabilmek için çaba sarf etmek zorundadır. Kur’an’a göre bu huzursuzluğu gidermenin en garanti yolu, Rabbinin gönderdiği vahiy yardımıyla insanın kendini tanıması ve ona göre bir hayat yaşamasıdır.

Çok Okunanlar