Bizimle İletişime Geçin

Dünyanın Renkleri

Yasaklar Ülkesi Singapur

Singapur’un en büyük havaalanı olan Changi Havaalanı uzun yıllardır dünyanın en iyi havaalanı seçilen ve birçok ödülü olan bir havaalanı. Öyle ki havaalanının içinde botanik bahçelerden sinema salonlarına, havaalanı içerisinde ulaşımı sağlayan trenlerden hayvanat bahçelerine kadar her şey var. Ayrıca mimari açıdan da büyüleyici bir yer. Daha havaalanında Singapur size tüm cazibesiyle hoş geldiniz diyor.

EKLENDİ

:

Singapur’un sözcük anlamı “Aslan Şehir” olarak biliniyor. Efsaneye göre; adada garip bir hayvan gören prens onu aslan sanar ve ona bu ismi verir. Şehrin simgesi de bu benzetmeden esinlenerek “Merlion” olur. Aslan başı taşıyan balık bedenli bir heykel Merlion.

Singapur, Endonezya ve Malezya toprakları arasına sıkışmış küçük bir ada devletidir. Ekvatorun yaklaşık 137 km kuzeyinde bulunur.

Geçmişi 11. Yüzyıla dayanan bu bölgenin bilinen ilk insanları, Malaylar ve Çinlilerdir. Singapur olarak adlandırdığımız bu küçük ada geçmişte Malezya’nın kontrolü altında olan bir bölgeydi. Singapur’un asıl modern tarihiyse 1819 itibariyle başlar. Bu tarihte dönemin sömürge devleti İngiltere burayı istila ederek 1959 yılına kadar idareleri altında tuttu. Nihayet 9 ağustos 1965’te bağımsız bir devlet olarak dünya sahnesinde yerlerini almaya başladılar. Bu şekilde Malezya özellikle stratejik anlamda çok önemli bir parçasını kaybetmiş oldu. Singapur günümüzde BM’ye üye bir ülkedir.

Singapur Hakkında Genel Bilgiler

Güneydoğu Asya ülkeleri arasında en gelişmiş ve en yaşanılası olan ülkelerden biri Singapur. Dünya haritasında nokta kadar bir yeri işgal eden bu ülke, çok işlek bir limana sahip olduğundan dolayı çok gelişmiştir. Bölge ticaretinde vazgeçilmezi olan bu liman sayesinde, Singapur dünyadaki büyük ekonomilere sahip devletlerle ekonomi alanında yarışabilir düzeydedir. Yaklaşık 5,5 milyonluk bu küçük ülkenin yıllık geliri $239,146 milyar ve kişi başı gelir ise $56.226’dır.

Singapur bir şehir devletidir. Kırk kadar adasıyla birlikte 622 kilometrekare civarında bir yüzölçümüne sahiptir. Singapur düz bir coğrafi yapıya sahiptir. En yüksek noktası 177 metrelik Timah Dağı’dır.

5.5 milyonluk ülkenin %77’sini Çinliler, %15’ini Malaylar, %6’sını ise Hintliler oluşturuyor. Geriye kalan %2’lik kısım diğer azınlıklardan oluşuyor. Bu ülke 55 yıllık bağımsız bir ülke olsa da orada yaşayan insanlar kendilerini Singapurlu olarak benimsemiş durumdalar.

Resmi adı Singapur Cumhuriyeti olan bu ada devletinde; İslam, Budizm, Hinduizm ve Hristiyanlık yoğunlukta olan dinlerdir. 2015 yılında elde edilen verilere göre ülkenin %33.2’si Budizm’e inanıyor. İslam dinine inananlar %14 civarında. Singapur’da % 18.5’lik bir kesim herhangi bir dine inanmıyor.

Ticaret ve turizm ana geçim kaynaklarıdır. Ülkede kabul edilen resmi diller; Malayca, Çince ve İngilizce’dir. Singapur’un para birimi Singapur Dolarıdır.

Garip Yasaklar

Singapur’un yasaklar ülkesi olduğunu duymuşsunuzdur. Öyle ki daha uçaktayken size görevliler tarafında Singapur yasakları ve cezalarıyla ilgili bir belge dağıtıyorlar. Bu yasakların bir kısmına ve ceza miktarlarına bir göz atalım:

  • Sakız satmak, yere atmak ve tıbbi amaç dışında sakız çiğnemek yasaktır. Bu yasağı delmenizi tavsiye etmem zira cezası 1000 Singapur Doları.
  • Yere çöp atmak kanunen yasak ve cezası 300 Singapur Doları.
  • Tuvaleti pis bırakmak ve asansöre çiş yapmak yasak. Bu yasak o kadar ciddiye alınıyor ki asansörlerde çişi algılayabilecek sistemler mevcut ve böyle bir şey tespit edildiğinde asansör kendini otomatik olarak kilitliyor ve bunu yapan kişinin polisler tarafından yakalanmasını sağlıyor.
  • Durian (Tropik bir meyve) ile toplu taşımaya binmek yasaklar arasında. Şehir içi otobüslerinin ve metroların hepsinin üzerinde bu meyveyle girilemeyeceğine dair uyarı yazıları görebilirsiniz. Durian’ın kokusunu aldığınız zaman böyle bir yasağın olduğuna şükrediyorsunuz. Bence en ağır yaptırım bu yasağı delenler için getirilebilir.
  • Sadece sigara için ayrılmış alanlarda sigara içilebiliyor. Ülkeye birden fazla paket sigara sokmak da yasak zaten.
  • Toplu taşımada yemek, içmek (su dâhil) ve tükürmek yasak. Toplu taşıma araçlarına tükürmek hiçbir yerde hoş karşılanmaz ama bunun yasak olarak düzenlenmesi gerçekten işe yarıyor gibi. Singapur gördüğüm ve görebileceğim en temiz ülke diyebilirim.
  • Graffiti yapmak yasak.
  • Yaya geçidi dışında karşıdan karşıya geçmek yasak. Ben en çok bu yasağa uymakta zorlanmıştım. Sonuçta alışmış kudurmuştan beterdir.
  • Taksi durdurma noktaları dışında taksiye binemiyorsunuz bu arada. Taksiciler sadece o noktalarda bekleyebiliyorlar.
  • Eşcinsel ilişki yasak. Bu konuda suçu sabit görülenlerin indirimsiz 2 yıl hapsi yargıçlar tarafından onaylanıyor.
  • Silah taşımak yasak.
  • Singapur Hükümeti’nin ne düşünerek koymuş diyebileceğimiz birtakım garip yasak düzenlemeleri de mevcut. Mesela evinin çevresinde çıplak yürümek bile yasak olarak düzenlenmiş.

Nasıl Gidilir, Nasıl Gezilir

Singapur Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Yani sadece uçak biletinizi alarak Singapur yolarına düşebilirsiniz. Türkiye’den direkt uçuşla 12 saatlik bir yolculuk sonucunda Singapur’a ulaşabilirsiniz.

Singapur’un en büyük havaalanı olan Changi Havaalanı uzun yıllardır dünyanın en iyi havaalanı seçilen ve birçok ödülü olan bir havaalanı. Öyle ki havaalanının içinde botanik bahçelerden sinema salonlarına, havaalanı içerisinde ulaşımı sağlayan trenlerden hayvanat bahçelerine kadar her şey var. Ayrıca mimari açıdan da büyüleyici bir yer. Daha havaalanında Singapur size tüm cazibesiyle hoş geldiniz diyor.

Ülke içi ulaşım çok kolay. Singapur zaten bir şehir devleti olduğu için yürüyerek birçok yeri gezebilirsiniz. Hem daha ekonomik olur hem de birçok farklı insanla tanışma ve yeni deneyimler edinme şansınız artar. Singapur’dayken toplu taşımayı sadece iki kere kullanmıştım. Ülke çok temiz, modern, küçük ve güvenli olduğu için her yere yürüyerek gidebilirsiniz. Ama çok sıcak ve nemli bir havası olduğu için metro ve otobüs gibi toplu taşıma araçları kurtarıcınız olabilir. Singapore Tourist Pass ile günlük 10S$ vererek tüm hatları sınırsız kullanabilirsiniz.

Bu arada yanınıza oldukça hafif ve yazlık şeyler almanızı tavsiye ederim. Ayrıca bir yağmurluk olmazsa olmaz. Sıcaklık ve nem oldukça yüksek ve bulunduğu iklim sebebiyle epey bir yağış alıyor.

Ne Yenilir, Ne İçilir

Singapur dünyanın en pahalı ülkelerinden bir tanesi. Bu yüzden eğer çok paranız yoksa harcamalarınızı iyi ayarlamanızı tavsiye ederim. Ben Singapur’a ilk gidişimde, bundan yaklaşık 4 yıl önce yarım litrelik bir suya 6.5 TL verince bu durumu acı bir şekilde tecrübe etmiş oldum. Eğer mecburen bir şişe su almak zorunda kalırsanız dahi benden size tavsiye şişenizi atmayın. Yollarda sıcak ve soğuk su temin edebileceğiniz ücretsiz yerler bulunuyor.

Asya mutfağını sevmiyorsanız orada da dünyanın her yerinde aynı standartlarda olan fast-food zincirleri mevcut. Ancak gidilen her ülkede o ülkenin yöresel lezzetlerini tatmak gibisi yok. Singapur’da çoğu evde mutfak dahi bulunmuyormuş. Zira dışarıda yemek yeme kültürü orada çok yaygın. Tabi mevcut dutum böyle olunca orada da çok ucuza yemek yiyebileceğiniz pasajlar var. Genelde Hintliler tarafından işletiliyorlar. Roti Canai adını verdikleri bizdeki gözlemeye benzer bir yemekleri var. Hem çok ucuz hem de bizim damak tadımıza uygun bir yemek. Ne de olsa hamur işi. Ne kadar kötü olabilir ki 😊

Yöresel yemek olarak tavsiye vermek gerekirse, Kopi ve Satay’ı deneyebilirsiniz. Tropik meyvelerden de Rambutan, Mango, Pitahaya ve Papa’yı deneyebilirsiniz. Durian’ı denemenizi önerebilirim. Tadı ve kokusu gerçekten çok ayrı. Burnunuzu kapatmanız şartıyla pişman olmayacağınızı garanti edebilirim. 😊

Alışveriş

Orchard Road alışveriş için bulunmaz bir yer. Çok büyük bir cadde ve istediğiniz her şeyi bulabileceğiniz bir yer. Ancak buradaki fiyatlar cep yakan türden.

Hediyelik eşya ve aradığınız çoğu şeyi bulabileceğiniz daha ucuz bir yer var. Tahmin edilebileceğiniz üzere Chinatown. Size Çin’e gitmişsiniz hissi uyandırabilecek bir mahalle.

Yine ucuz ve aradığınız her şeyi bulabileceğiz, ciddi manada çeşitliliğin bol olduğu her yerde olan bir alışveriş merkezi var. Mustafa Center. Evet bildiğimiz Mustafa. Buradan alışveriş yapmayı düşünüyorsanız kaliteyi biraz düşük tutmanız tavsiye edilir.

Şehir devleti olan Singapur’u gezip tanıyabilmeniz için bir ya da iki gün ayırın derim. Yine Singapur’un en ünlü ve en güzel adası Santosa için bir gün ayırabilirsiniz. Geniş geniş bir tatil yapmak istiyorsanız Singapur için en fazla üç gece dört günlük bir zaman dilimi ayırmanızı öneririm.

Şunları yapmadan gelmeyin:

  • Gardens by the Bay’da akşam yapılan müzik ve ışık şovlarını izlemeden,
  • Sentosa adasında okyanusta yüzüp, teleferiğe binmeden,
  • Botanik bahçesinde huzurlu bir uzun zaman harcamadan ve orkide bahçesinde fotoğraf çektirmeden,
  • Singapore Zoo dünyanın en iyi ve en çok ödüle sahip hayvanat bahçesine gitmeden, gelmeyin derim.

Singapore Zoo’ya giriş için hatırladığım kadarıyla 35 S$ yani yaklaşık 220 TL vermeniz gerekiyor. Ancak şunu söyleyebilirim ki paranızın son kuruşuna kadar değecek bir yer. Bu arada 35 S$ benim seyahatlerim sırasında bir yeri ziyaret etmek için verdiğim giriş ücretleri arasında rekor olma özelliğini koruyor. Biraz tuzlu ama pişman olmazsınız. Ayrıca dünyada çok az sayıda bulunan hayvanlardan olan Beyaz Kaplanı orada görebileceksiniz.

Modern ve egzotik kültürlerin iç içe olduğu, dünyanın en temiz ülkesi olan Singapur; modernizmi, geleceği, birçok kültürü ve egzotizmi bir arada bulabileceğiniz bir cazibeler ülkesi.

Okumaya Devam Et...

Dünyanın Renkleri

Yakındaki Uzak, Uzaktaki Yakın: İran

İran’da yabancı olduğunuzu anladıklarında, hele ki bu yabancı Türkiye’den geliyorsa en ketumu bile çilingir gibi açıyor bu İranlı taksiciler. Bizdeki gibi değil. Bizde taksici esnafı anlatır, anlatır, anlatır. Siz bir şey söylersiniz, o kaldığı yerden anlatmaya devam eder. İran’daysa sizden bir şeyler duymak isterler. Belki İran hakkında güzel birkaç izlenim, belki Hafız’dan, Firdevs’den- kendisinin de eşlik edeceği- bir bukle rubai veya gazel… Trafik de başka türlü çekilmez zaten.

EKLENDİ

:

Dikiz aynasından arkaya bakışları okumuş bir adam olduğu belliydi. Neden gece bu kadar geç saatte taksicilik yapar ki? Yaşını başını da almış hem. Okumuş bir adam…

Tahran’da trafik tam bir fecaat. Birkaç kilometrelik yolu bir saatten fazla sürede alabilirsiniz. Buna şaşırmayın. Şehrin en geniş caddeleri otobanlara dönüşmüş. Evlerin dibinden geçiyorsunuz. Bu kadar nüfus- İstanbul kadar- küçücük bir alana hapsolmuş- İzmit kadar. Böyle olunca da motorsikletler, otobüsler, yayalar, arabalar tam bir kaos! Onsekiz milyonluk Eminönü adeta…

Bu kaosta ilerlerken, o da sıkılmış olacak ki, söze girdi:

“İstanbullu musun?”

Yabancı bir ülkedeyseniz size önce ülkeniz sorulur. Ama İran’da durum farklı. Türkiye’yi o kadar içselleştirmişler ki artık ülke değil doğrudan şehir soruluyor. Aynı ülkenin iki farklı hemşehrileri gibiyiz. Zaten Türkiye’de konuştuğumuz Türkçe’ye de İstanbul Türkçesi diyorlar. Çünkü İran’da da konuşulan – hem de neredeyse nüfusun yarısı tarafından – bir Azerbaycan Türkçesi var. Kendileri de Türk diyorlar. Azeri diyince bozuluyorlar. Türkiye’ye, Türk insanına bu kadar meyilli bir halk ve karşısında İran’a bigâne değilse de bilgisiz, ilgisiz, meraksız bir Türkiye. Belki de önyargılar…

İran’da yabancı olduğunuzu anladıklarında, hele ki bu yabancı Türkiye’den geliyorsa en ketumu bile çilingir gibi açıyor bu İranlı taksiciler. Bizdeki gibi değil. Bizde taksici esnafı anlatır, anlatır, anlatır. Siz bir şey söylersiniz, o kaldığı yerden anlatmaya devam eder. İran’daysa sizden bir şeyler duymak isterler. Belki İran hakkında güzel birkaç izlenim, belki Hafız’dan, Firdevs’den- kendisinin de eşlik edeceği- bir bukle rubai veya gazel… Trafik de başka türlü çekilmez zaten.

“Hayır, İstanbul’dan değilim”. Ama yakın sayılır. İzmitliyim.

“İzmir?”

“Hayır, hayır! İzmit… “T” ile. “Ra” ile değil.

“Ra” dan esinlenmiş olacak ki bir beyit döküldü dilinden:

Keriman-ra der im Dünya dirhem nist

Dirhem darâni âlem-râ kerem nist

(Parası olanın eli açık değil, eli açık olanda para yok)

“Duymadım orayı. İzmir’e gittim ama. İstanbul’a da gittim. Ta Adalara gittim. 1983 senesiydi” Saymaya başladı. “Heybeliada, Büyükada…”

Ben tamamladım:

“Kınalıada, Burgazada…”

“Yaşayasın” Burada “Türkçe” konuştu.

Artık dayanamadım sordum:

“E neden döndün Adalar’dan. Taksicilik yapıyorsun bu Tahran trafiğinde.”

“Ben öğretmenim aslında. Hava Harp Okulunda İngilizce ders veriyorum. Maaşım yetmiyor. Ek iş yapıyorum.”

Döndük mü yetmişlere! Şimdi ne diyeceğim. Dikiz aynasından arada arkaya attığı bakışlardan mahcubiyetin esamesi okunmuyordu. İran’da uluslararası yaptırımların da etkisiyle ekonomi büyük yara almış. Benim İran’a ayak bastığım günlerde (2018) İran para birimi yabancı paralar karşısında birkaç gün içinde üç katı değer kaybetmişti. Petrolünü satamıyor, döviz ülkeden kaçıyor. Sadece döviz mi? İnsanlar, öğrenciler, öğretmenler… Herkes bir yol bulup ülkeden gitme peşinde. Peşinde olmasa bile o hayalle yaşıyorlar. Ülke dışında yaşayan ama ülkeye günü güne ve İran kültürüne sıkı sıkı bağlı, kültürlü ve yüksek tahsilli bir nüfus varlığı var İran’ın. Bunu biliyordum ama yurt dışını tatmış ve ülkeye dönüp taksicilik yapan, hem de savaş pilotlarına İngilizce dersi veren bir hocayla ilk defa karşılaşıyorum.

“Aziz Nesin’in bütün kitaplarını okudum ben” diye devam etti.

“Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ı da mı?” diye sordum ve tebessüm etti.

“İran gençliğinin şimdiki sorunu da bu: Kimlik” deyiverdi.

Sohbeti çilingir gibi açacakken geleceğim adrese çoktan gelmişim. İnmem gerekiyordu.

Adalar, Aziz Nesin, Harp Akademisinde görevli ek mesai yapan bir hoca… Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Kimlik…

Bu sohbet, Ovit Tüneli gibi bir ucu kurak Anadolu bozkırından girdi, bir süre sonra rutubetli Karadeniz yaylalarından çıkardı beni.

Geç vakit olmuştu. Taksiciye parasını ödedim. Önümden geçen başka bir taksiden yükselen şarkı İbrahim Tatlıses’ten

“Şu koskoca dünya âlem

İçindeki neşe elem

Yazımızı yazan kalem

Anladım ki hepsi yalan”

Hafız ona gazeliyle eşlik ediyor:

“Söylediğimiz sözler, yaşadığımız eve dönüşür.”

Önümüzdeki birkaç yıl İran’daki memuriyetime şiir ve gazelin eşlik edeceğini böylece yaşayarak tasdiklemiş oldum.

Merdivenlerden çıkarken- ben de artık bu şiir ve gazel havasını soluduktan sonra – belki de İran’ın neredeyse yarı nüfusu olan Azerbaycan Türklerinin havalarından mırıldanmaya başladım.

“Böyle bir güzele, eşkimi tezele

Şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele

Böyle bir güzele, eşkimi tezele

Şiire, gazele könül verdim, şiire, gazele”

Ahmet Kaya bağlamasıyla eşlik etti. Tahran inci gibi gerdanlığını taktı. Karanlık, geçim sıkıntılarının üstünü örttü. Devrim, bu geceyi de sabaha bağladı. Ülke, İran takvimine göre, Nevruzla birlikte 1400 yılına girdi. Bin dört yüz yıldır beklenen bu gece de gelmedi.

Okumaya Devam Et...

Dünyanın Renkleri

Enginliğine Gökyüzü Derinliğine Deniz: Dörtyol

Ana kucağı gibi sarmalar sizi, bütün gam, kasavet sıyrılır üstünüzden; yeniden doğmuş gibi olursunuz. Güzelliklerle belenmiş bir bebek gibi alır, doğanın cıvıltısı içerisinde sallar sizi bir Beşik’mişçesine. Göl gibi telaşsız, sakin ve dinginsinizdir; tadını doya doya almak için doğanın. Beşikgöl’dür; kalbidir Dörtyol’un. Kalpten seversiniz onu, gümrah ırmaklarında taşarak.

EKLENDİ

:

Deniz sonsuzluğa sürükler insanı. Tarif edilmez bir enginliğe kanat çırpar içiniz. Bırakırsınız kendinizi mavinin derinliğine. Yeşili özlersiniz ama hemen. Dörtyol’u özlersiniz…

Baharda yanınızı yörenizi saran, içinizi serinleten “portakal kokusu” Dörtyol’a girdiğiniz andan itibaren size yoldaşlık eder. “Portakal Kokulu Şehir” diye anarız bu yüzden onu.

İnsana varlığın güzelliğini hissettiren her şey vardır Dörtyol’da. Yeşilin albenili tonları, enginliğine gökyüzü, derinliğine mavilik ve başı yücelerde dağlar. Onlarla nefes alır verir, onlarla güzelliğin tadını çıkarırsınız. Doğanın ihtişamı hareketsiz kalmanıza izin vermez. Deprendirir sizi, coşkuyla sarılırsınız yaptıklarınıza.

Daha yol başında şaşırtan bir çekicilikle karşılar sizi Dörtyol*. Her noktasında keşfedilmeyi bekleyen bir güzellik, bir ilginçlik saklar. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemezsiniz. Dört mevsimi yaşarsınız her an. Yalnızlık nedir bilmezsiniz, yok nedir bilmez.

Ana kucağı gibi sarmalar sizi, bütün gam, kasavet sıyrılır üstünüzden; yeniden doğmuş gibi olursunuz. Güzelliklerle belenmiş bir bebek gibi alır, doğanın cıvıltısı içerisinde sallar sizi bir Beşik’mişçesine. Göl gibi telaşsız, sakin ve dinginsinizdir; tadını doya doya almak için doğanın. Beşikgöl‘dür; kalbidir Dörtyol’un. Kalpten seversiniz onu, gümrah ırmaklarında taşarak.

Okumaya Devam Et...

Dünyanın Renkleri

Türk Dünyasının Ruhanî Astanası: Türkistan

Türk İslam dünyasının manevi başkenti saydığı ve Türklerin inanç, toplum ve manevi hayatında önemli bir yere sahip olan mutasavvıf, şair ve Yeseviyye tarikatının kurucusu olarak bilinen Hoca Ahmed Yesevî’nin yaşadığı ve türbesinin bulunduğu yerde yaşamak ve bulunmak bizlere de nasip oldu. Zira kaderde burasını sadece görmeyi değil, Köklü geçmişten Güçlü Geleceğe sloganıyla Türk Kazak dostluğunun sembolü olarak kurulan ve halen 32 Türk devleti, akraba topluluk ve özerk cumhuriyetlerden gelen öğrencilerin bulunduğu Hoca Ahmed Yesevi Üniversitesinde görev yapmakta varmış. Tarihi süreç içerisinde pek çok insanın bu topraklara, bir gönül seferliği içerisinde hizmet ettiği ve faaliyetlerde bulunduğu bilinmektedir. Hizmet kervanının ruhu çok eskilere dayanmaktaydı. Bu gönül seferberliğinin ruhunu Tebe-i Tabiînin ileri gelenlerinden Süfyân-ı Sevrî’nin şu cümlesinde görmek mümkündür: “Türkistan’da ezan okumak Mekke’de namaz kılmaktan daha faziletlidir.”

EKLENDİ

:

Türkistan, iki dünya eşiğidir,

Türkistan, her Türkün beşiğidir.

Mağcan Cumabayev (1893-1938)

Türk Konseyi 31 Mart 2021 tarihinde “Türkistan: Türk Dünyasının Manevi Başkentlerinden Biri” temasıyla çevrimiçi olarak düzenlendi. Bu toplantıda Kazakistan’ın Türkistan şehri Türk Dünyasının manevi başkentlerinden biri olarak ilan edildi. Zaten daha önce Kazakistan’da 19 Haziran 2018’de imzalanan kararname ile Güney Kazakistan eyaletinin ismi Türkistan eyaleti olarak değişmiş, böylece Kazakistan’ın Güney Kazakistan Eyaleti’nin adı Türkistan Eyaleti olmuştu. Türkistan kenti Çimkent’e 150 kilometre mesafesindedir. Bu tarihi şehri kısaca sizlere tanıtmak istiyoruz:

Tarihi kaynaklara göre 4. yüzyılda kurulan, eski adı “Yesi” olan Türkistan şehri, Türk-İslam dünyasının en eski ve bir o kadar da saygın yerlerinden biridir. Bu yönüyle Türkistan, Türk milletinin kimliği ve din anlayışının şekillendiği yer, Orta Asya’nın kalbi, merkezi ve ünlü Türk destanının kahramanı Oğuz Han’ın başkenti olarak tarihte yerini almıştır. Ayrıca Türkistan geçmişte Türklerin manevi başkenti (Ruhani astana) olarak kabul gördüğü gibi günümüzde de Türk Dünyası’nın manevi başkenti olarak kabul görmüştür.

Bu itibarla Türkistan uzun yıllardan beri Orta Asya’nın önemli bir ilim ve irfan merkezi olmuştur. Bu şehirden değerli âlimler, filozoflar, yazarlar ve bilginler çıkmıştır. Bunlar arasında büyük bir mutasavvıf, gönül eri, İslam’ın ve Türk Dili’nin yaşaması için kendini vakfeden, bütün Türk ve İslam Dünyası’nın manevi önderlerinden birisi olarak kabul gören Hoca Ahmet Yesevî’dir. O Türkistan’da İslâm’ın ana esaslarına dayalı tasavvuf anlayışını geliştirmiş, ilim, edebiyat ve sanata önem veren irfan ocağı inşa eden ve geliştiren bir şahsiyet olarak temayüz etmiştir. Bu anlayışı büyük şairimiz Yahya Kemal Beyatlının “Şu Ahmet Yesevi kim? Bir araştırın göreceksiniz. Bizim milliyetimizi asıl O’nda bulacaksınız?” ifadelerinde de görmek mümkündür. Buna bağlı olarak Hoca Ahmet Yesevi’nin yolundan gidenlerin sevdalılarının gönlünde de Türkistan şehrinin ayrı bir yeri vardır. Özellikle Timur’un 1396’da onun mezarının bulunduğu yerde yaptırdığı türbe sonraki devirlerde şehrin öneminin sürmesine vesile olmuştur. Hoca Ahmed Yesevî “Hazret-i Türkistan” adıyla da anıldığı için şehrin Türkistan adı buna bağlanmaktadır. Eser Türkiye tarafından 1993 yılında başlayan restorasyonla yenilendi. Ayrıca 2000 yılında Kazakistan hükümeti büyük etkinlikler ve törenlerle Türkistan şehrinin kuruluşunun 1500 yılını kutladı. Şehirde başta Kazaklar olmak üzere, Özbekler ve Ahıska Türkleri yaşamaktadır. Halkın geliri önemli ölçüde hayvancılığa ve tarıma dayanmaktadır.

Türkistan şehri sadece ruhanî tarafıyla değil, ayrıca tarihi ipek yolu üzerinde olması itibariyle ticarî ve maddî yönü de olan bir şehirdir. Şehre girerken yük ve yolcularıyla deve ve at kervanların heykellerin bulunması bize şehrin bu yönünü hatırlatmaktadır. Bu heykellerin benzeri tarihi Semerkant şehrinde, Recistan meydanının girişinde de bulunması bütün buraların büyük bir medeniyetin parçaları olduğunun adeta ispatı gibidir.

Türkistan’a girişinin yolun sağ tarafında binlerce hektarlık arazi üzerine 1992 yılında temelleri atılan Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk Kazak Üniversitesinin Külliyesi bulunmaktadır. Külliyede Kazakistan zengin tarihinden motifler ve semboller taşıtan, binalar yan yana sıralanmışlardır.

Türk İslam dünyasının manevi başkenti saydığı ve Türklerin inanç, toplum ve manevi hayatında önemli bir yere sahip olan mutasavvıf, şair ve Yeseviyye tarikatının kurucusu olarak bilinen Hoca Ahmed Yesevî’nin yaşadığı ve türbesinin bulunduğu yerde yaşamak ve bulunmak bizlere de nasip oldu. Zira kaderde burasını sadece görmeyi değil, Köklü geçmişten Güçlü Geleceğe sloganıyla Türk Kazak dostluğunun sembolü olarak kurulan ve halen 32 Türk devleti, akraba topluluk ve özerk cumhuriyetlerden gelen öğrencilerin bulunduğu Hoca Ahmed Yesevi Üniversitesinde görev yapmakta varmış. Tarihi süreç içerisinde pek çok insanın bu topraklara, bir gönül seferliği içerisinde hizmet ettiği ve faaliyetlerde bulunduğu bilinmektedir. Hizmet kervanının ruhu çok eskilere dayanmaktaydı. Bu gönül seferberliğinin ruhunu Tebe-i Tabiînin ileri gelenlerinden Süfyân-ı Sevrî’nin şu cümlesinde görmek mümkündür:

“Türkistan’da ezan okumak Mekke’de namaz kılmaktan daha faziletlidir.”

Şehir merkezine ulaşıldığında Hoca Ahmet Yesevi türbesi etrafı takriben 700 bin gül fidanlarıyla çevrilmiş geniş bir yolun sonunda bütün ihtişamıyla ayakta durmaktadır. Türbe binasının yanı başında tarihi mescit, çok eski zamanlara ait tarihi kalıntılar ve Hazret’in inziva döneminde yaşadığı öne sürülen yer altındaki küçük mahzen bulunmaktadır. Türbe’nin etrafında Türkistan tarihine ışık tutan zengin tarih müzesi, etnografya müzesi Türkistan büyükleri müzesi ve daha başka müzeler büyük Türk medeniyet ve uygarlığına meraklı ziyaretçilerinin hizmetindedir. Türbe UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Şehirdeki en görkemli yapı Yesevi’nin külliyesidir, yöre halkı bu külliyeye “kesene” demektedir. Yeni evlenen veya dileğinin kabul olunmasını isteyen kimselerin dua ettiği yerler arasında yer alır.

Ahmet Yesevi Türbesi

Hoca Ahmet Yesevi Türbesi

Şehri tanımaya devam edecek olursak Türkistan, konum itibarıyla Taşkent, Bişkek, Almata, Çimkent, Moskova demir yolu güzergâhı üzerinde bulunduğu için Orta Asya’nın önemli başkent ve şehirlerinden kalkan trenler, Türkistan üzerinden Kızıl Orda ve Aktöbe’den geçerek Rusya Fedarasyonu’na ulaşır ve Moskova’ya varır. İstasyonun ana binası meydana hâkim muazzam bir mimari yapıttır.

Türkistan kentinde dikkat çeken en önemli binalardan biride Türkistan tiyatro binasıdır. İstasyona yakın bir mesafede bulunan tiyatro binası dış görünüm, giriş kısmı ve ana salonu tarihi görüntüsüyle dikkat çekmektedir. Türkistan’ın içerisinde bunlar dışında önemli ve görülecek yerler olabilir.

Bütün bunlarla birlikte Türkistan kentinin etrafında da tarihi ve doğal zenginlikleriyle dikkat çeken yerler ve mekânlar da bulunmaktadır. Bunlarda biri Hoca Ahmed Yesevî’nin türbesini ziyaret etmeden önce ziyaret edilmesi gereken hocası Arslan Bab’ın türbesidir. Halk arasındaki “Arslan Baba’da gecele, Hoca Ahmed’den de dile” şeklindeki kalıplaşmış sözün mânâsı burada yatmaktadır. Arslan Baba’nın kabri Otrar şehrindedir ve kabrinin başına kubbeli bir anıt mezar inşa edilmiştir. Arslan Baba’yı ziyaret ettikten sonra Tarihi Otırar şehrinin kalıntılarının bulunduğu Şavuldur kenti gelmektedir. Otırar Kalesi’nin yıkıntıları binlerce hektar araziyi kaplamaktadır. Şu anda kapsalı biçimde bu kazılar ve araştırmalar devam etmektedir. Ama bu büyük kentin kalıntılarının günümüzde ancak çok küçük bir bölümü gün ışığına çıkarılmış durumdadır. Otırar şehrinden çıkarılan tarihi eserler 10 kilometre uzaklıktaki müzede sergilenmektedir.

Gezilmeye değer yerlerden biri Türkistan’a 30 kilometre yakındaki Kentav kentidir. Kentav şirin ve sevimli bir kasaba konumundadır. Sovyetler Birliği döneminde kapalı bir maden kenti olan Kentav geniş caddeleri, ormanı andıran geniş parkları ve düzgün şehircilik planlamasıyla dikkat çekmektedir.

Burada ziyaret edilmesi gereken  ilim merkezlerinden Türkistan şehrine bağlı Karnak Medreselerinden bahsetmekte fayda vardır. Tarihi Karnak kasabası Türkistan’a 10 kilometre mesafede yer almakta olup, yemyeşil çevresi, meyve bahçeleri ve üzüm bağlarıyla ünlüdür. Pek çok değerli ve tarihi el yazması eserin halen buradaki aile kütüphanelerinde bulunduğu öne sürülmektedir. XIX. Asrın son yıllarında Karnak medreseleri Orta-Asya’da Buhara medreselerinden sonra dini ve ruhanî merkezler olarak kabul görmüştür. Bu medreselerle ilgili bilgilerimiz sınırlıdır. Karnakta bulunan Medreselerin sayılarının 4 ile 15’den fazla olduğu belirtilmektedir. Dört medrese; Halba, Molla Haşir, Abdulhayr Kadı ve Şa Muhammed Eşan adlarıyla bilinmektedir. Şa Muhammed Eşan medresesi Karnak’taki en büyük medreseler arasında yer alır ve Karnak ismini yükseklere çıkaran ve tanıtan meşhur Kazak şair Abay Kunanbayev, dedesi Şortanbay Kanayoğlu gibi birçok büyük şahsiyet bu medreseden ilim almıştır. Elde edilen bilgilere göre medrese sadece erkeklere yönelik olmayıp medrese müderrislerinin eşleri ve kız kardeşleri ilim sahibi kimseler olduklarından onlar da kız öğrencilere ders vermiş onları eğitmişlerdir. Burada birkaç yerde kız medresesi olduğu belirtilmektedir. Bu yönüyle de bu medreselerin önemini ortaya koymaktadır. Doğrusu Türkistan sınırları içerisinde yer alan Karnak medreselerinin Kazakistan din eğitimi için çok önemli bir tecrübe olduğunu ve dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu vesileyle kısa da olsa bu yazımızda Türkistan şehrini tanıtmaya ve bu şehirle ilgili izlenimlerimizi sizinle paylaşmaya çalıştık. Gerçekten bu özel şehir ve insanlarıyla ilgili yazılacak çok söz vardır ve anlatılacak çok yön bulunmaktadır. Tarihine, medeniyetine, kültürüne ve geçmişine ilgi duyan her insanımızın için başta Türkistan olmak üzere bütün ata yurdu görmesini, o güzel yerleri dolaşmasını ve oralarda yaşayan insanlarla tanışmasını ve güzellikleri diğer insanlarla paylaşmasını temenni etmekteyiz. Yeni dönemde bu kentle ve imarıyla ilgili çok güzel çalışmalar yapıldığını, ulaşım için yollar, havalimanı, yeni üniversite kurulması ve tarihi dokuya uygun binalar yapılması gibi güzel haberler duyuyoruz.

Bu güzel şehri görmemiz ve ziyaret etmemiz dileğiyle hoşça kalın.

Kaynakça:

Abbas Karaağaçlı, Türkistan Kal’ası,

Ahmet Taşağıl, “Türkistan”, DİA, İst. 2012, XLI, 556-560.

Ahmet Yıldırım, Hoca Ahmed Yesevî’nin Hadis Kültürü, Ankara 2012.

Okumaya Devam Et...

Çok Okunanlar