1. Anasayfa
  2. Düşünce

Yazmak

Yazmak
0

Yazacaktı.

Hayata verdiği cevap, kalsın istedi. Şan, şöhret; para, pul değildi amacı. Alkış hiç değildi.

İki kapılı handan geçerken Âlemin özü olarak yaratılanıncevabına mademki onu yaratan önem veriyordu, o hâlde yazmalıydı.

Demek ki varlığı değerliydi, biricikti. Bunca yazılmış kitaplar, çizilmiş tablolar, çekilmiş filmler, seslendirilmiş besteler; sahiplerinin hayat yolundaki cevapları, bu yoldan öylesine geçip giden bir garip yolcu olmadıklarının kanıtları değil miydi?

Yoksa kafesteki canın çırpınışları mıydı onca sanat eserlerini çiziktiren?

Değil mi ki on sekiz bin âlem içinde en yalnız, en garip olan,insandı. Hz. Peygamber’in yetimliği, belki babasız oluşundan değildi de bir sırdaş, bir dildaş bulamayışından mıydı?

Aslında her insanın gündelik yaşadığı, yaşayabileceği şeylerle doluydu hayatı. Ne yazacaktı? Neyi yazacaktı? Ancak bu hayat onundu; sözü, tepkisi özel ve özgündü;öyle olmalıydı. “O ne demişti, o ne yapmıştı?” bu soruya diğerlerinden farklı bir cevap vermesi beklenecekti. Onun peygamberinin, kuşu ölen çocuğa taziyede bulunması,farkının ve üstünlüğünün sadece bir numunesi değil miydi?

O hâlde sözü, hâliemrolunduğu gibi dosdoğru olabilmenin rengine bürünebilmeliydi.

“Dosdoğru olabilmek?” zordu hem de zorun zoru. İnsan,yaratıldığından beri bu zorluğu aşabilmek için kendiyle ve çevresiyle hep mücadele hâlindeydi. Verdiği bu mücadele hikâyesi de değerliydi. Mücadelesinde hükmedebilirdi, ona seçim hakkı verilmişti. Seçerken caydırıcılar güçlüydü, güzeldi, lezzetliydi, rahattı, kolaydı. Belki de bu sebeple mücadelenin kendisiydi asıl olan. Yanlış seçimler, düşmeler, yaralanmalar… Yeniden kalkabilecek mi diyeydi. İkram,çileyi çekebilenlere çileden sonraydı,Zülcelalivelikram’dan.

Değerli olduğunun hakkını düştüğü yerden kalkarak vermeliydi, defalarca olsa bile. Hikmetinden sual edilmezdi.Adına ihlas denen samimiyeti sınanırdı her defasında. O renge bürünmeden verilen, can bile olsa kefeye tüy kadar etki etmezdi. Görsünler diye, öyle bilsinler diye…”yaptıklarının ödülünü, görenlerden ve öyle bilenlerden alacaktı zaten, değerini azalta azalta Büyük ödülden fersah fersah uzaklaşa uzaklaşa

Neydi büyük ödül?

Allah’ın rızası.

Onların Rableri katındaki ödülleri, altından ırmaklar akan, içinde devamlı kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.İşte bu, Rabb’ini sayıp O’ndan korkanlar içindir.(Beyyinesuresi, 8. ayet)

Büyük ödülün öteki yarısı, onun Allahtan razı olmasıydı.

Nasıl razı olmazdı?

O; Allah’tı, yaratandı, Rahman ve Rahim’di. Belki “kahrında hoş, lütfun da hoş diyecek gücü kendinde bulamıyordu lakin O’nun rahmetine imanı şeksizşüphesizdi.

Yaz.

Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ile Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Önlisans Programı mezunudur. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmakta; akademik çalışmalarını Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Eski Türk Dili Doktora Programı’nda sürdürmektedir. İlgi alanlarını Eski Türk Dili, tarihî Türk lehçeleri, klasik Türk edebiyatı, metin neşri ve Türk kültür tarihi oluşturmaktadır. Eğitimciliğinin yanı sıra kültür ve edebiyat üzerine yazılar kaleme almakta; panel, seminer ve çeşitli eğitim faaliyetleriyle okuma kültürünün yaygınlaşmasına katkı sunmaktadır. Okumayı, yazmayı, araştırmayı ve seyahat etmeyi; hakikati, insanı ve medeniyeti anlama yolculuğunun vazgeçilmez unsurları olarak görmektedir. Çeşitli dergi ve dijital platformlarda yazıları yayımlanmaktadır. Üç çocuk annesidir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir