Şeyh Hasan, Molla Cemil, Molla Yusuf, Molla Abdulcelil ve daha pek çok hocanın bulunduğu bir âlimler ekibi, köyde imamlık yapan Molla Halil’i ziyaret ederler. Yemeklerini yer ve çaylarını bahçede içerler.
Sohbet arasında söz bir ara tarikatlara gelir. Şeyh Hasan Efendi, arkadaşlarına, hangi tarikata mensup olduklarını sorar. Kimi Nakşî, kimi Kadirî olduğunu söyler. Sıra Molla Yusuf’a gelince, Abdulcelil Hoca ondan önce devreye girer:
“Molla Yusuf ‘Ekelâni’ tarikatındandır.”
Başta Şeyh Hasan olmak üzere herkes şaşırır:
“Bu tarikatı ben yeni duydum. Kurucusu kimdir, virdleri/zikirleri nelerdir?”
Abdulcelil Hoca cevaplar:
“Bu tarikat, dediğim gibi ‘Ekelâni’ (yiyiciler) tarikatıdır. Bu tarikatın kurucusu Molla Yusuf’tur. Tarikatın esası, ‘Ekele’ (yedi/yemek) ile başlar, ‘Şeribe’ (içti/içmek) ile devam eder ve ‘Fena fin nevm’ (uykuda yok olma, bol bol uyuma) makamı ile sona erer.”
İşin bir latife olduğunu anlayanlar tebessüm ederken, hocanın biri bir hakikate işaret eder:
“Böyle bir tarikat kurarsan, Yusuf Hoca hiç merak etme, çok mürid bulursun!”

Bu hadisenin Gaziantep’te yaşanmış olmasının ötesinde bir anlamı var. Merak edenler için hemen konuya girelim.
Gaziantep gelişen, geliştiren, yenilenen, üreten, kucaklayan, kucak açan, yetiştiren, örnek olan model bir şehir. Gerek doğudan, güneydoğudan ve ülkemizin farklı bölgelerinden gerek başta Suriye ve Irak olmak üzere değişik ülke ve kıtalardan gelen her insana; evinde, işyerinde, mahallesinde yer vermiş bir şehirdir.
Dışarıdan gelen insan gücünü, sermaye birikimini, mesleki tecrübesini, dostluğa, kardeşliğe, üretim ve pazarlamaya dönüştürmüş bir şehirdir.
Binlerce yıldır var olan kültürleri, sayısız ülkelerin tecrübelerini, ticaret yolu üzerinde olmanın avantajını çok iyi değerlendiren Gaziantep her yöreden, ülkeden aldığı lezzetleri geliştirerek mutfağına ekledi. Ve zenginleştikçe zenginleşti.
Özellikle son yirmi yılda bu özellikleriyle ekonomi ve gastronomide büyük mesafeler kat etti. Yemek dendi mi Gaziantep, Gaziantep dendi mi yemek ve tatlılar akla gelir oldu. Değişik illerden günübirlik gelip yemek ve tatlı yiyen ve akşam da evine dönen insanların sayısı her geçen gün artıyor.
Mahalli tatlar, ulusal yiyecekler, kebap çeşitleri, özellikle de şerbetli tatlıların envaiçeşidi, en estetik ve lezzetli haliyle bir cazibe merkezi oldu. Siyasilerin, Büyükşehir Belediyesinin, diğer yerel yöneticilerin, iş adamlarının, ustaların, girişimcilerin sonu gelmez çabaları, zekâları, özverileri, inovasyon hizmetleri Gaziantep’i lezzette bir dünya başkenti yaptı.
Şehrin çabalarına Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun desteği de eklenince Gaziantep, Gastronomi dalında UNESCO yaratıcı şehirler ağı üyeliğine hak kazandı. Ve böylece dünyada ülkesinin ismiyle değil, şehrinin ismiyle anılan tek mutfak Gaziantep Mutfağı oldu.

Buraya kadar her şey güzel. Ancak eksik kalan şeyler de var.
Zamanında “Küçük Buhara” diye anılan ve bir ilim irfan merkezi olan Gaziantep’in bu özelliğine yeniden kavuşması gerekiyor. Âlimler, arifler, edipler de yetişsin. Ülkemizde ve tüm dünyada iz bıraksın, takip edilsin, okunsun, dinlensin, irşad etsin.
İlim adamları; çağımıza ezeli ve ebedi hakikatleri haykırsın. Bilimdeki gelişmelere, araştırmalara öncülük etsin.
Arifler; gönüllere yer edinsin, kalpleri zikrullah ile işler hale getirsin.
Sanatkârlar; mimaride, musikide, el becerilerinde harikalar üretsin.
Edipler; en güzel şiirleri terennüm etsin, dilden dile dolaşan metinler kaleme alsın, ninniler yenilensin, masallar ilham versin, hikâyeler hisse sunsun, destanlar coştursun.
Hikmet ehli; aklı kuşansın, tefekkür, tezekkür, tedebbür, taakkul, teemmül, tecemmül eylesin, idrak yolu tıkanıklıklarını gidersin. Akıl, ruh, beden bütünlüğü sağlansın. Ve İslam medeniyetinin çağlar üstü sözünü söyleyecek hareket böylece doğmuş olsun. Böylece yeme içmenin yanı sıra yeni vird ve zikirlerimiz de olsun. Ayetler, hadisler, kelimeler, formüller, kalemler, çekiçler, çelikler, taşlar, ahşaplar, çiçekler, fabrikalar, alın teri, akıl teri, nasırlı eller, nazenin parmaklar, şefkatli bakışlar, cesur yürekler, sımsıcak gönüller hep birlikte coşsun. Tevhid ile vahdet üzere olsun.
Bu bir hayal değil.
Bunun hayal olmadığının en yakın bir örneği Gaziantep İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin (GİBTÜ) bu yıl ikincisini düzenlediği Gaziantep Forum bunun en umut ve heyecan verici çalışmasıdır.
Evet, sadece ekelani tarikatı değil, ilmiyani, arifani, edibani, hakimani tarikatleri yani mektepleri, ekolleri de kök salsın. Şehir bu yönüyle de dünyada bir marka olsun.


Hocam çok önemli bir konuya değindiğiniz için teşekkürler.Rahmetli Yavuz Bahadıroğlu da şehre geldiğinde bu konu üzerinde çok durmuştu.Neden hep yemekle anılıyor dedi Tarihi,kültürü ile anılmalı dedi.Şu an Gaziantep’te gündemi belirleyen etkili olanlar malesef böyle istiyorlar.Konuşmalarında ısrarla İslam kültürüne vurgu yapmaktan kaçınıyorlar.Roma,Bizans,Asur gibi Osmanlı öncesi döneme vurgu yapıyorlar.hatta okullardaki belediyenin sponsor olarak astırdığı eski Gaziantep resmi bunu çok güzel anlatır.Önceki ilçe milli eğitim müdürümüze de konuyu anlattım.Bu resmi inceleyen yazıları okuyan çocuklar burası Müslüman değil bizim de değil bizler burda işgalciyiz der.Kısa bir süre önce adı bile gizli tutulan İslam düşmanı klüpler belediyenin afişleri altına ismini yazdırıyor sponsor oluyor,okula ve resmi kurumlara ismini yazdırabiliyor.selamlar.