Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Yokluğunu Hissettiğimiz Şey

Uygarlık denen şey sayısız yasakla sağlanmış bir düzen yaratıp onu aşılması güç bir sistem hâline getirerek önümüze koydu. Bir sürü kural getirdi zaman içinde, insanlar artıp kaynaklar azaldıkça ve kalabalıklar kalabalıklara karşı çirkinleştikçe. Dine ait unsurlar da bunun için esaslı bir alet oldu. Amaç olarak kendimize seçip beğenelim diye bize Yaratan tarafından sunulan din, kimi dönemlerde, sistem iyi yürüsün, sistem yücelsin, sistem sistem olarak kalsın diye araç olarak kullanıldı.

EKLENDİ

:

Ruhlarındaki yarayı iyileştiremeyen insanlar, bazı belirtilerin acısını ortadan kaldıran bir şeyler arıyor. Sistemin, bozuk gidişatın, temelleri sarsılmış genetiğin, üst üste binmiş hatalar mirasının ve var olmanın dayanılmaz sancılarını aşmak için çeşitli şeyler: Spor, şiir, müzik, başarı, ödül, mevki, melankoli, şiddet… Bazen de “aynılıkla”uyuşturuyorlar kendilerini. Klasik işler, standart yaşam, boş konuşmalar, giyim kuşam, eşyalar, yemekler, bulaşıklar…

Yokluğunu hissettiğimiz şey nedir? Belki de tamamlanma isteği, ne olduğunu tam bilmediğimiz varoluşa, bütüne ait olma duygusu… Zaten sevmemizin, acımamızın, öfkelenmemizin, böbürlenmemizin, zavallılaşmamızın, tanrılaşmamızın bu bütünle, bu bütüne dahil olmak isteyişimizle bir ilgisi yok mu?

Yazar ve okuruz; çünkü bütüne, bütün içindeki yerimize varma zorluğunu bu insanî aygıtlarla yenmek isteriz. Ne var ki yazmaktan elde edilen doyum, aynı zamanda bir açlığı başlatır. Acıkmak ve doymak da ömür boyu sürer gider.

Uygarlık denen şey sayısız yasakla sağlanmış bir düzen yaratıp onu aşılması güç bir sistem hâline getirerek önümüze koydu. Bir sürü kural getirdi zaman içinde, insanlar artıp kaynaklar azaldıkça ve kalabalıklar kalabalıklara karşı çirkinleştikçe. Dine ait unsurlar da bunun için esaslı bir alet oldu. Amaç olarak kendimize seçip beğenelim diye bize Yaratan tarafından sunulan din, kimi dönemlerde, sistem iyi yürüsün, sistem yücelsin, sistem sistem olarak kalsın diye araç olarak kullanıldı.

Din, öte âlemi adımızdan da öte var bilip şu dünyada da koşulsuz adalet, merhamet, hakkaniyet, manen temizlik çabası, çalışma, yardımlaşma, sadakat, ibret, ibadet, tefekkür ve zikretmek türü tutumken dışlayıcı sözlerle karnı doyan bir şeye dönüştürüldü.

Sınırlarımız birbirimizin sınırlarıyla çarpıştıkça daha çok kural, daha çok kutsallık övgüsü geldi. Kalın kitaplar işleri iyice karmaşıklaştırmak için birbirleriyle yarıştılar. Sanıyoruz ki dünya eziyetler, yanılgılar, günahlar yurdudur; ne yapsak çıkamayız bulanık çamurundan.

Diğer mahalledeyse olay şirazeden çıkmış bir serbestlikle günah tanımaz, sınır bilmez, haramı ayırt etmekten mahrum, umursamaz bir kaçkınlıkla zıt çizgiye kaydı: İfrat, israf, aymazlık, nefis şenlendirme, kapışma, yürütme, tapacak şey bulamayıp kendine tapma…

İnsanlar bu ifratla tefrit arasında kirli bir denizin gelgiti içinde birbirini ezerek çalkalanan bir çöp yığını gibi oldu. Bakmayın onların yeni giysilerine, parfümlerine, dik ve emin duruşlarına. Bakmayın aslında onlar hayatın sabıkalı defterinde kendilerine şöyle parlak bir sayfa bulup oraya adını yazdırmış olanlardır ama yok, hakiki şarkı onlardan çok çok uzakta çalıyor.

Bu yazının sonunda “İşte bu yoldan gideceksin sevgili okur.” diye yön göstermek istemiyorum. Kendim de bu yolda koşmuş ve nihayete varmış değilim ama ben “hakiki inanç ve bu inancı arama” dışında başka bir yolun varlığına da inanmıyorum.

Savaşı; kimileri bilimsel araştırmalarıyla kimileri dövüp şekillendirdiği demirle kimileri fiziksel talimlerle kimileri baki kalacak bestelerle kimileri binbir hayalin oynadığı resimlerle kimileri tarihi araştırarak kimileri çocuklarını helalinden besleyerek verirken; içimizde bir yer, fani bedenin öleceğine ve yaptıklarından hesaba çekileceğine yürekten inanır ve daima hatırda tutarsa hangi güç onu Rabbi’nden uzaklaştırabilir?

Çok Okunanlar