Deneme Serisi: İç Sesin Yankısı
Bazı insanlar uzaklara gitmek ister.
Bazılarıysa yalnızca kendine varmak…
Yolculuk nedir?
Bir yerden başka bir yere varmak mı?
Yoksa bir hâlden başka bir hâle geçmek mi?
Aslında insan, doğduğu andan itibaren bir yolcudur.
Zamanın içinde yürür, hatıraların toprağında ayak izleri bırakır.
Kimi zaman koşar, kimi zaman sürünür; ama durmaz.
Çünkü insan, durduğunda bile içinden geçmeye devam eden bir yoldur.
Sokrates’in meşhur sözü gelir akla:
“Kendini bil.”
Bu, belki de insanlık tarihinin en uzun ve en dolambaçlı yolculuğunun parolasıdır.
Çünkü insanın kendini bilmesi, yüzeyde değil derinlikte gerçekleşir.
Ve derinlik, yolculuğun zahmetini ister.
Dışarıdaki yolların sonu olur.
Ama insanın iç yolculuğunun bir sonu yoktur.
Her vardığın yer, yeni bir başlangıcın eşiğidir.
Tıpkı Mevlânâ’nın dediği gibi:
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi…
Her gün bir yere konmak ne güzel…”
Bu yüzden insan çoğu zaman kendinden kaçarken bile aslında kendine yürür.
Yolda karşılaştığı herkes — bir öğretmen, bir düşman, bir sevgili ya da bir yabancı —
onun içindeki durakların temsilcileridir.
Yolculuk bazen bir ayrılıktır; alıştıklarından, kendinden.
Bazen bir vedadır; çocukluğuna, eski benliğine.
Ve bazen bir buluştur; kaybolduğunu sandığın parçalarınla.
Antik mitlerde yolculuk, kahramanın dönüşümüdür.
Odysseus’un Ithaka’ya dönüşü bir eve değil, bir iç olgunluğa kavuşmadır.
Dante’nin cehennemden geçişi bir arınma sürecidir.
Yunus Emre’nin yollara düşüşü, ilahi bir arayışın adımlarıdır.
Ve biz…
Günlük hayatın sıradanlığı içinde, otobüs durağında, sabah uyanırken, bir kitabı kapatırken —
hep yoldayız aslında.
Çünkü yolculuk bazen bir kelimeyle başlar.
Bazen bir bakışla.
Bazen de yalnızca susarak yola koyulmakla…
