İsmail Heniyye artık aramızda değil ama hepimizin olmak istediği yerde. “Kâbe’nin rabbine and olsun ki kurtuldum” diyenlerin katında. Şehadet burcuna dikilen, cihadın izzetli rüzgarının dalgalandırdığı muttaki bir bayrak artık o.
Ahlaklı ve sabırlı bir silah gibi kaldırdığı şehadet parmağının gösterdiği göklerde şimdi.
O, zalimlerin karanlığa mahkum etmeye çalıştığı ibretlerle dolu dünyada, bembeyaz saçları ve sakalıyla ihlaslı bir örnek olmayı seçti. Ahlaklı ve sabırlı bir silah gibi kaldırdığı şehadet parmağının gösterdiği göklerde şimdi. İsmail Heniyye, şehadet tespihimizin sayısız tanelerinden biri…
Şehadetinin ardından İslam ülkelerinde salalar okundu, gıyabi cenaze namazları “gerçek er kişi niyetine” kılındı, vedası resmi yas ilan edildi. Son konuşmasında dünyanın özgür insanlarını; “harekete geçmeye, cesaretle sınırlara akın etmeye, ezberlerin ötesinde düşünmeye, tufana katılmaya, şerefli bir mücadele için araçlar hazırlamaya, seslerini yükseltmeye, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihada” çağırmıştı.

Mezunlar
İsmail Heniyye, 1962’de Gazze’deki mülteci kamplarından birinde doğdu, büyüdü ve sade bir hayat yaşadı. 1962 rakamının resmi bir veri olmaktan başka herhangi bir önemi yoktu. Çünkü o, hayatını iman ve cihad olarak planlayan herkes gibi “niçin doğduğunu anladığı gün” yaşamaya başlayanlardandı.
O, hayatını iman ve cihad olarak planlayan herkes gibi “niçin doğduğunu anladığı gün” yaşamaya başlayanlardandı.
İzzeddin el-Kassam (1882-1935), şehadet mektebinden mezun olduğunda 53 yaşındaydı. Kassam’ın şehadetinden bir yıl sonra doğan Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin (1936-2004) şehidlik beratını 68 yaşında aldı. Duruşuyla apaçi helikopterlerine meydan okuyan Abdülaziz Rantisi (1947-2004) dünyasını değiştirdiğinde 57 yaşındaydı. İsmail Heniyye (1962-2024) ise ömrünün 62. yılında ölümsüzleşerek şehidler kervanına katıldı.
Defalarca tutuklandı, hapsedildi, işkence gördü, seçime girdi, kazandı, Başbakan oldu, görevden uzaklaştırıldı, evi bombalandı, İslam Üniversitesi’nde dekanlık yaptı, yüzlerce Müslümanla birlikte sürgün edildi. Yenilince değil, vazgeçince kaybedeceğini bildiği için hiç vazgeçmedi. Allah’a ve Filistin halkına verdiği sözünü unutmadan yaşadı.
Yol ehli, söz ehliydi. Allah onlara iki güzelden birini nasip edene kadar durmayacaklarına dair sözleşmişlerdi. Uykusuzluk, yorgunluk gibi sebeplerle kısılan mücahit gözlerin sahipleri sırasını bekliyor, vakti gelince dünyaya kapanan gözlerini peygamberlerin bile gıpta ettiği makamlarda açıyorlardı.

En Büyük Vaiz
İsmail Heniyye, tekerlekli sandalyesini sürdüğü Şeyh Ahmed Yasin’in gittiği yere ondan yirmi yıl sonra taşındı. Allah, hayatı ve ölümü hangimizin daha hayırlı işler yapacağını görmek için yaratmıştı.
Heniyye’nin kameti, Filistin’in ta kendisi. O, kendinden öncekilerin ve onu yetiştirenlerin ölmediğinin delillerinden biri. Onun yerine geçecekler de Heniyye’nin ölmediğinin müjdecisi olacaklar. Yön ve yol tayininde istikametimizi aydınlatan meşaleler onlar.
“Büyük bir adamı kaybedersek onun yerini başka bir büyük adam alır.” dediği İran’da vurdular İsmail Heniyye’yi. Ayağa kalkamadı ama göklere yükseldi. Onu Katar’a gömenler, toprağa koyduklarının tohum olduğunun farkındaydı.
Doha’da yeryüzünün en büyük camilerinden birinde kılındı cenaze namazı. Tabutu, 7 Ekim’den beri dünyanın bütün başkentlerinde dalgalanan Filistin bayrağına sarıldı. Cuma hutbesinde Filistin davasının öneminden bahsedildi. Halbuki ölüm en büyük vaizdi ve o gün oradaki en büyük hatip olan İsmail Heniyye, hal diliyle vaaz ediyordu herkese.
Ömer Muhtar’ı, Şamil Basayev’i, Malcolm X’i, Muhammed Mursi’yi, Seyyid Kutub’u, İmam Harun’u, Abdulkadir Molla’yı, Abdullah Azzam’ı, Osman Batur’u, şehadet okulundan dereceyle mezun olanları öldürdüğünü sananlar, büyük bir yanılgı içindeler…
Tebrikler
Cenazesinde hazır bulunanlar arasında İslami hareket mensuplarıyla birlikte tekbirler, öfke, gözyaşları ve zafere iman da vardı. Tebrikleri kabul eden oğlu Abdusselam Heniyye, Siyonistleri kovduklarında babasının mezarını Kudüs’e nakledeceklerini söylüyordu.
Heniyye’ye yeniden dünyaya dönmek ister misin deseler, cevabı evet olacaktır. Neden diye sorduklarında ise yeniden şehid olmak için diyecektir. Bu, kendisine verilen eşsiz nimetlerin güzelliğindendir.
Mescid-i Aksa’da tansiyon yükseldiğinde Siyonist askerlere “Ebu Ubeyde yolda!” diye bağırarak direnişin tadını çıkaran Kudüslü çocukların Gazze’deki arkadaşları, onun posterlerini taşıyor şimdi. Heniyye’nin bombalanan evinin enkazında zafer işaretleri yapıyorlar.
Her bir İslam ülkesine sonraki nesilleri de etkileyecek kadar atom bombaları atsalar; asra yemin olsun ki İsmail Heniyyeler yaşayacak.
Türkiye’yi puthaneye çevirseler, Mısır firavun kaynasa, Arabistan’ı yetmiş iki parçaya ayırsalar, Endonezya’yı sel alsa, Nijerya önünü göremese, Moritanya’yı kurutsalar, Lübnan, Yemen, Tunus, Libya, Bangladeş dümdüz olsa, Bosna kör kesilse, Katar’ı boğsalar, her bir İslam ülkesine sonraki nesilleri de etkileyecek kadar atom bombaları atsalar; asra yemin olsun ki İsmail Heniyyeler yaşayacak.
Rabbimizin sözü var: “Allah nurunu tamamlayacak!”
Vasiyeti
“İsrail’e öyle bir tokat atacağız ki hayatı gözlerinin önünden Gazze şeridi gibi geçecek” diyen merhum Necmeddin Erbakan hocamızın kızı, babasının en büyük vasiyetinin 2. Yalta Konferansı olduğunu söylemişti.
Nesillerdir devam eden mücadelede ailesinden altmış kişinin şehadetini her seferinde “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” teslimiyetiyle göğüsleyen ve dağ gibi duruşuyla geri çekilmeyeceğiz diyen İsmail Heniyye’nin vasiyetini merak eden hür yürekliler, 3 Ağustos’ta hepimizi meydanlara çağırdığı o tarihi konuşmasına dikkat kesilebilirler.
