Deneme Serisi: İç Sesin Yankısı
Zihninde kaç ses var şu anda?
Kaçı sana ait, kaçı sendenmiş gibi konuşan ama aslında dışarıdan gelen yankılar?
İnsan bazen konuşmadığında da yorulur.
Çünkü kafasının içinde hiç durmadan konuşan biri vardır.
O ses bazen hatırlatır, bazen yargılar, bazen korkutur, bazen kandırır.
Ve çoğu zaman, susturulamaz.
Zihin gürültüsü, sessizliğin en büyük düşmanıdır.
Çünkü dışarıda her şey susmuşken bile içeride bir curcuna sürer.
Sana ne yapman gerektiğini, neyi eksik bıraktığını, neyi yanlış yaptığını fısıldayan sesler…
Ve sen o fısıltılara maruz kalırsın.
Sanki kendinden değilmiş gibi konuşurlar ama senden daha çok seni bilirler.
Bilir gibi yaparlar…
Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım” demişti.
Ama biz bazen o kadar çok düşünüyoruz ki, düşüncelerimizden ibaret kalıyoruz.
Var olmayı unutup sadece analiz ediyoruz.
Anlamayı unutup sadece sınıflıyoruz.
Hissetmeyi unutup sadece kurgu üretiyoruz.
Zihin, eğer hizaya gelmezse insanı kendisine esir eder.
Her anı bir sorguya çevirir.
Her duyguyu bir şüpheye boğar.
Her hayali bir endişeye dönüştürür.
Peki, bu gürültü nasıl başladı?
Belki de “en iyi versiyonumuz” olma dayatmasıyla…
Belki de hiçbir anı kaçırmamak zorundaymışız gibi hissettiren çağla…
Ya da her şeyin anlamlı olması gerektiği saplantısıyla.
Oysa bazen hiçbir şey söylemeyen bir gün de anlamlıdır.
Kayıp gibi görünen bir bakış, bir cevapsızlık, bir eksiklik de…
Zihin gürültüsünün panzehri, sessizlikle dost olmaktır.
Ama dış dünyanın sessizliği değil bu.
İçeride, zihnin sustuğu, kalbin konuşmaya başladığı o derinlik…
Oraya varmak kolay değil.
Çünkü o sessizlikten önce çoğu zaman bir çığlık geçer:
İçimizdeki benliğin çığlığı…
O çığlığı duymadan sessizliğe varamayız.
