“Ol âşıklar hakikat-i ararlar,
Yedi yerde sorgu sual sorarlar,
Gönül seni bir kefene sararlar,
Nideyim Cemal’in ben görmeyince”
Fırıncı Mehmet Ağa – Mehmet Tanrıöver
(1879-1979)
Fırıncı Mehmet Ağa ile ilgili yaptığımız araştırma ve torunu Faruk Söylev ile gerçekleştirdiğimiz sohbetten esinlenerek hazırlanmıştır.
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları şehrin tarihine isimleriyle değil, bıraktıkları izlerle yazılırlar. Onların hayatı büyük makamlarla, şöhretle ve servetle ölçülmez. Bir fırının sıcaklığı, bir fakirin duası, bir yolcunun hatırası ve yıllar sonra anlatılan birkaç güzel söz, onların asıl mirası olur.
Dörtyol’un Fırıncı Mehmet Ağa’sı da böyle bir gönül insanıdır.
Asıl adı Mehmet Tanrıöver olan Mehmet Ağa, Dörtyol’da fırıncılık yapmış, hayatını alın teriyle kazanmış ve özellikle ihtiyaç sahiplerine yaptığı yardımlarla hafızalarda yer etmiş bir şahsiyettir.
1879 yılında Arnavutluk’ta dünyaya gelen Mehmet Ağa’nın ailesinin kökeni, bugün Kosova sınırları içerisinde bulunan ve o dönemde Arnavut nüfusun yoğun olduğu Priştine’ye dayanmaktadır. Ailesinin bölgeye gelişinin Karamanoğlu Mehmet Bey zamanına kadar uzandığı aktarılmaktadır. Babasının Osmanlı ordusunda subay olduğu belirtilmektedir.
1914 yılında Arnavutluk’tan ayrılan aile, konargöçer bir hayatın ardından 1917 yılında, Ermeni nüfusun da yoğun olduğu Dörtyol’a yedi hane olarak gelir. Ermeni başkaldırısı sırasında bir süreliğine Adana’ya taşınsalar da 1922 yılında yeniden Dörtyol’a dönerler.
Mehmet Tanrıöver, hayatının büyük bölümünü Dörtyol’da geçirir. 1979 yılında hac farizasını yerine getirip Dörtyol’a döndükten yaklaşık üç ay sonra vefat eder.
Fırının Sıcaklığından Gönlün Sıcaklığına
Fırıncı Mehmet Ağa’nın fırını, Dörtyol Saat Meydanı’ndan Atatürk Heykeli’ne giden cadde üzerinde, bugünkü İstasyon Taksi Durağı’nın bulunduğu yerdeymiş.
Onun hayatını anlamak için önce fırınına bakmak gerekir.
Çünkü Mehmet Ağa için fırın yalnızca ekmek pişirilen bir yer değildir. Fırın, onun insanlara ulaştığı; yoksulun da zenginin de aynı kapıdan geçtiği, ekmeğin yalnızca karın doyurmak değil, gönül almak anlamına da geldiği bir mekândır.
Bir Somun Ekmeğin Hikâyesi
Mehmet Ağa hakkında anlatılanların en dikkat çekici taraflarından biri, ihtiyaç sahiplerine ekmek vermesiyle ilgilidir.
Özellikle ekmeğin karneyle dağıtıldığı 1940’lı yıllara ait anlatılarda, Mehmet Ağa’nın muhtaç insanlara imkânı ölçüsünde ekmek verdiği söylenir. Torunu Faruk Söylev de dedesi Fırıncı Mehmet Ağa’nın manevi şahsiyetinin temelinde bu cömertliğin bulunduğunu belirtmektedir.
Bu ifade, Fırıncı Mehmet Ağa’nın hayatındaki temel anlayışı özetler aslında:
Ekmeğin bereketi, onu paylaşmaktan geçer.
Bir fırıncı için ekmek üretmek bir meslektir. Fakat Mehmet Ağa’nın hikâyesinde ekmek, bundan daha büyük bir anlam taşır. O ekmek; karın doyuran bir gıda, yoksulun sofrasına ulaşan bir yardım, çaresizin yüzünü güldüren bir iyilik ve verenle alan arasında kurulan sessiz bir kardeşliktir.
Sert Mizaç, Yumuşak Gönül
Fırıncı Mehmet Ağa’yı anlatan hatıralarda onun sert ve celalli bir mizaca sahip olduğu da belirtilir. Ancak bu sert görünüşün ardında yardımsever, cömert ve insanlara karşı duyarlı bir taraf bulunduğu aktarılır.
Belki de onu tanıyanların hafızasında bu iki özellik yan yana durduğu için Fırıncı Mehmet Ağa unutulmamıştır:
Sert yüz, yumuşak gönül…
Hayatın içinde bazı insanlar vardır; sevgilerini sözlerle değil, yaptıklarıyla gösterirler. Mehmet Ağa’nın da böyle insanlardan biri olduğu anlatılır. O, uzun nasihatler vermek yerine ekmeğini paylaşmayı tercih etmiş; iyiliği sessizce yapmış, yaptığı iyiliğin karşılığını insanlardan beklememiştir.
Ladikli Ahmed Ağa ile Gönül Bağı
Mehmet Tanrıöver’in hayatındaki önemli isimlerden biri, tasavvuf çevrelerinde tanınan Ladikli Hacı Ahmed Ağa’dır.
Konya’nın Ladik kasabasında 1888 yılında doğduğu ve 1969 yılında vefat ettiği aktarılan Ladikli Hacı Ahmed Ağa’nın, tasavvuf çevrelerinde önemli bir şahsiyet olarak tanındığı bilinmektedir.
Fırıncı Mehmet Ağa’nın Ladikli Hacı Ahmed Ağa’ya hizmet ettiği ve Dörtyol’daki muhacirler için hazırlattığı yünden kışlık içlikleri her yıl ona götürdüğü aktarılmaktadır. Fırıncı Mehmet Ağa, her yıl Dörtyol’dan Konya’ya, oradan da o zaman küçük bir kasaba olan Ladik’e gidermiş.
Bu küçük gibi görünen ayrıntı, aslında onun karakterini anlatan önemli bir işarettir.
Çünkü burada yalnızca bir hediye götürmekten değil, başkalarının ihtiyacını düşünmekten söz edilmektedir.
Torunu Faruk Söylev’in anlattığına göre Mehmet Ağa, sattığı içliklerin parasını toplar ve bu parayı Dörtyol’daki ihtiyaç sahiplerine dağıtırmış.
Dörtyol’un muhacirleri için hazırlatılan kışlık giysiler, bir insanın kendi çevresindeki insanların derdiyle dertlenmesinin güzel bir örneğidir.
Fırıncı Mehmet Ağa ve Hz. Hızır Anlatısı
Fırıncı Mehmet Ağa hakkında anlatılan en meşhur menkıbelerden biri ise Hz. Hızır’la karşılaşmasıdır.
Tasavvuf çevrelerinden aktarılan rivayete göre Fırıncı Mehmet Ağa, Hz. Hızır’la görüşmek istediğini Ladikli Hacı Ahmed Ağa’ya söyler. Hacı Ahmed Ağa da yanından ayrılır ve bir müddet sonra geri dönerek Hz. Hızır’ın yanına geleceğini ve kendisiyle görüşeceğini söyler.
Bir süre sonra kendisine Hızır’ın geldiği, fakat Mehmet Ağa’nın onu fark etmeyerek geri gönderdiği anlatılır.
Rivayette olay şöyle aktarılır:
1940’lı yıllarda, ekmeğin karneyle dağıtıldığı bir dönemde Fırıncı Mehmet Ağa fırınını kapatmak üzeredir. Fırına yaşlı ve zayıf bir adam gelir ve ekmek ister. O sırada fırında satılacak ekmek kalmamıştır.
Mehmet Ağa, elinde bulunan yanmış bir ekmeği adama verir ve para istemediğini söyler. Adam ise ekmeği beğenmez ve başka ekmek ister. Bunun üzerine Fırıncı Mehmet Ağa kızarak adamı gönderir.
Bu olaydan sonra Ladikli Hacı Ahmed Ağa’nın yanına gider ve Hızır’ın gelmediğini söyler. Hacı Ahmed Ağa ise ona:
“Evlat, biz Hızır’ı sana gönderdik ama sen onu kovmuşsun.”
der.
Fırıncı Mehmet Ağa hatasını anlar; fakat iş işten geçmiştir.
Bu olayın tarihî bir belgeye dayanan kesin bir hadise olarak değil, Fırıncı Mehmet Ağa hakkında anlatılan tasavvufî bir menkıbe olarak değerlendirilmesi gerekir. Allah bilir.
Fakat menkıbelerin asıl gücü de burada ortaya çıkar.
Bu hikâyede anlatılan yalnızca Hızır’ı görüp görmemek değildir. Asıl mesele, insanın karşısına çıkan iyiliği, fırsatı veya imtihanı fark edip edememesidir.
Bu nedenle hepimizin bildiği şu söz burada ayrı bir anlam kazanır:
“Her gördüğünü Hızır bil, her geceyi Kadir bil.”
Sözün işaret ettiği üzere, karşımıza çıkan her insanın kıymetini ve elimizdeki her vaktin değerini bilmek gerekir.
Erbakan ile Dörtyol’da Bir Buluşma
Fırıncı Mehmet Ağa’nın adı, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde önemli bir yere sahip olan Necmettin Erbakan ile ilgili hatıralarda da geçmektedir.
Faruk Söylev’in anlattığına göre Erbakan, 1968 yılında Dörtyol’a geldiğinde Lüks Sineması’nda bir konferans vermiş, konferansın ardından Fırıncı Mehmet Ağa’yı ziyaret ederek elini öpmüştür. Bu olayın, şahitlerden dinlenen hatıralara dayandığı belirtilmektedir.
Daha sonraki yıllarda Necmettin Erbakan’ın Fırıncı Mehmet Ağa’yı zaman zaman ziyaret ettiği de anlatılır.
Mehmet Ağa’nın Erbakan hakkında söylediği ve tasavvuf çevrelerinde aktarılan bazı sözler de onun siyasete bakışı bakımından dikkat çekicidir. Ancak bu sözlerin hatırat ve sözlü aktarımlara dayandığını özellikle belirtmek gerekir.
“Bayrağı Burca Yerleştirecekler…”
Fırıncı Mehmet Ağa hakkında aktarılan hatıralardan birinde, Erbakan’ın siyasete atıldığı dönemde onun geleceğine ilişkin değerlendirmeler yaptığı anlatılır.
Bu anlatıya göre Mehmet Ağa, Erbakan’ın İslam dünyasında siyasî bir mücadeleye öncülük edeceğini düşünmüş ve çevresindekilere onun desteklenmesi gerektiğini söylemiştir.
Bu tür sözlü aktarımlar, tarihî bir belge niteliğinde olmasa da dönemin insanlarının birbirlerine ve geleceğe nasıl baktıklarını göstermesi bakımından anlamlıdır.
Bir Şehrin Sessiz Hafızası
Fırıncı Mehmet Ağa’nın hayatına baktığımızda karşımıza ne büyük bir makam ne de gösterişli bir servet çıkar.
Karşımıza bir fırın çıkar.
Un, su, maya ve ateş…
Ve bunların arasında ömrünü geçiren bir insan.
Fakat bazı hayatların büyüklüğü sahip olduklarıyla değil, paylaştıklarıyla ölçülür.
Fırıncı Mehmet Ağa’nın Dörtyol’daki hikâyesi de böyle bir hikâyedir. Onu yıllar sonra hatırlatan şey, fırınında kaç ekmek pişirdiği değildir. Onu hatırlatan; ihtiyaç sahibine verdiği ekmek, muhacirler için hazırlattığı giysiler, gönül ehli insanlarla kurduğu ilişkiler ve hakkında nesilden nesile aktarılan hatıralardır.
Dörtyol’un manevi mirasında bir izdir onunki.
Bir şehrin tarihi yalnızca binalardan ve resmî belgelerden oluşmaz.
Şehirlerin bir de gönül tarihi vardır.
Bu tarihte adı kitaplara büyük harflerle yazılmayan insanlar yaşar. Mahalle arasında iyilik yapan, yoksulun elinden tutan, kimse görmeden yardım eden, bir tas çorbayı paylaşan, bir somun ekmeği ihtiyaç sahibine veren insanlar…
Fırıncı Mehmet Ağa da Dörtyol’un bu sessiz tarihinin önemli simalarından biri olarak anılmaktadır.
Onun hayatından geriye belki çok sayıda yazılı belge kalmamıştır. Fakat bazı insanların bıraktığı iz, kâğıttan daha uzun ömürlüdür.
Bir insanın adı yıllar sonra hâlâ hayırla anılıyorsa…
Bir fırının sıcaklığından söz edilirken onun hatırası akla geliyorsa…
Bir yoksula uzatılan ekmek hâlâ onun adıyla birlikte anlatılıyorsa…
O insan, şehrinin hafızasında yaşamaya devam ediyor demektir.
Fırıncı Mehmet Ağa’nın Dörtyol’a bıraktığı en büyük miras belki de budur:
Ekmeği kazanmak kadar, ekmeği paylaşmanın da bir gönül işi olduğunu hatırlatmak.
Bugün Dörtyol’un sokaklarında geçmişin izlerini ararken, şehrin manevi hafızasına kulak verdiğimizde onun adı yeniden duyulur:
Mehmet Tanrıöver…
Dörtyol’un Fırıncı Mehmet Ağa’sı…
Bir fırının ateşinden yükselen ekmek kokusuyla birlikte hatırlanan, sert görünüşünün ardında merhamet taşıdığı anlatılan ve hayatı etrafında çeşitli menkıbeler oluşmuş bir gönül insanı…
Fırıncı Mehmet Ağa’nın, Dörtyol’un önemli isimlerinden biri olan Çerkez Hoca ile de akrabalığı bulunduğunu torunu Faruk Söylev belirtmektedir.
Torunu Faruk Söylev, Fırıncı Mehmet Ağa’nın tesbihi ve bastonunun kendisine kaldığını ve bunları birer hatıra olarak sakladığını söylemektedir.
Kabri, Dörtyol Merkez Mezarlığı’ndadır.
Mekânı nur, hatırası aziz olsun.
