Canım çok sıkkın sevgili okuyucu. Yemek yerken inanın utanıyorum. Ekmek alırken bile aklım orada. Suyu zaten az içiyorum artık hepten bıraktım. Baklava yerken bile ağzımın bir tarafı zehir gibi. Zaten pahalı olduğu için pek yiyemiyorum, bu yaşananlar yok mu?
Ahhh, ah!
İnanın haberlere bakmak istemiyorum. Kanalları zaplamak istemiyorum, her bir haber kalbime hançer saplıyor âdeta. Peki bakmamak çare mi? Üzülmek bir fazilet mi? Ağlamak hüner mi? Kızmak yeterli mi? Nefret ve öfke acıları dindirir mi? Bazı dernek ve vakıfların hesap numaralarına bağışlarda bulunmak bizi kurtarır mı?
İlahi hesabımızı Rabbimize vereceğiz. Kurtulmayı, bağışlanmayı umut ederiz. Ama ondan önce de bazı adımlar atmak gerekiyor. Sahici bazı işler yapmak gerekiyor.
“Ne diyorsun Molla? Mehmetçik Gazze’ye mi gitsin yani? Ülkemizi ateşe mi atalım? Uluslararası güçler bizi anında mahveder bilmez misin?”
Bunu diyenlere çok kızıyorum. Elime geçseler kızılcık sopasını ellerine verip “Haydi bakalım, bir Siyonist bulun ve icabına bakın” diyeceğim. Ama ondan önce neler yapabileceğimize şöyle bir bakalım:
Kendimizden ve en kolay olanından başlayalım. İnsanlar kendilerini her zaman işin dışında tutup ahkam kesmeyi sever. Sorumluluklarını bilmez, bilse de yapmaz, ihmal eder ama laf sokmaya gelince de geri durmaz, başı çeker.
Bir defa her namazda dua edeceğiz.
Namaz dışında da yeri geldikçe zulüm altında ezilenler ve mücadele eden kardeşlerimize zafer için, kurtuluş için dua edeceğiz. Duamızı gafillere de yapacağız. Siyonizm’i görmeyen, anlamayan, zulmü küçük gören, bir beden olma özelliğini yitiren, daha da acısı, Siyonistlerle, küresel emperyalistlerle iş birliği yapanlara da dua edeceğiz. Onların gerçeği görmesi, akıllanması, şuurlanması ve Müslümanca davranması için dua edeceğiz.
Zalimlerin de hidayeti için dua edeceğiz. Eğer mümkün değilse de kahrolmalarını isteyeceğiz Yüce Mevla’dan.
Gazze meselesini bıkmadan usanmadan hep gündemimizde tutacağız. Resmî-özel toplantılarımızda, sohbetlerimizde, camideki vaaz ve hutbelerimizde, (Diyanet İşleri Başkanlığı, bu konuda bilinçli, konuyu gündemde tutmaya gayret ediyor, Allah razı olsun kendilerinden), işyerlerinde, radyo televizyon programlarında, kadınlar gününde, erkeklerin oturumlarında, doğum, ölüm, yaş günü, baş günü, evlilik yıldönümü her ne gibi birliktelikler olursa olsun bu konuları gündeme getirmeliyiz. Çünkü en büyük ihanet hakikati görmezden gelmek veya unutmaktır.
Boykotu sürdürmeliyiz ısrarla. Bazı rakamlar yayınlanıyor medyada. Ne kadar doğru bilemiyorum. Ama bazı Siyonist ve işbirlikçilerinin şeylerinin sıkıştığını, korkudan nefeslerinin kesilip dillerinin sarktığını biliyorum. Batsın şerefsizler, yok olsunlar…
Boykot yaparken listelerimize dikkat edelim. Alternatiflerini bolca üretelim. Kendi üretimimizi yapmak için de devlet ve millet olarak sürekli yeni adımlar atalım. İş adamlarımız bu konuda bilinçli üretimler yapsın, planlamalarını sağlıklı yapsınlar.
Sosyal medyada hassasiyetimiz devam etmeli, günlük dengeli paylaşımlarımızı sürdürmeliyiz. Tüm dijital platformlarda doğru algılar oluşturmalıyız. Müslümanca bakışımızı yansıtmalıyız.
Kültürel hassasiyetimizi yaşam biçimine dönüştürmeliyiz. İzlediğimiz dizi ve filmlere, okuduğumuz dergi, broşür ve kitaplara, takip ettiğimiz şahıs, site, blog ve sitelere titizlikle dikkat etmeliyiz. Siyonist taraftarı olanlara kesin ambargo uygulamalıyız.
Moral bozucu, azmimizi kırıcı, Siyonist mahlukları güçlendirici paylaşımlardan kaçınmalıyız. Emperyalist bakışla hazırlanan ve dünyaya servis edilen haberlere kanmamalı, dezenformasyona karşı uyanık olmalıyız.
Küçük veya büyük, kısa veya uzun, amatör veya profesyonelce hazırlayacağımız bilumum içerikleri olabildiğince hızlı bir şekilde tüm genel ağlarda yaygınlaştırmalıyız.
Örgütlü mücadeleye devam etmeliyiz. Bireysel olarak yapacaklarımızın dışında vakıf, dernek vb. yapılarla topluca yapacağımız eylemleri etkili biçimde sürdürmeliyiz. İş olsun diye değil, gerçekten yapılması gereken, ses getirecek, dosta güven, Siyonist köpeklere korku salacak eylemler…
STK’ların oluşturduğu Filistin Dayanışma Komisyonları aktif olmalı. Bir araya gelmiş olmak, poz vermek, sahne almak, sahnede kalmak, sahneden sıçramak için görünmemeli.
Bu anlamda miting, yürüyüş ve özellikle ses getirecek, kamuoyunun dikkatini çekecek eylemler planlanmalı. Eylemlerde hissi davranıp aşırı yaklaşım ve hareketlere yönelinmemeli.
Şehir meydanlarında fotoğraf, karikatür ve resim sergileri açarak özel gündem oluşturulmalı, konu canlı tutulmalı.
Eylemlerde hiçbir ayrım yapmayın. Eylemin yaşı, ırkı, rengi, inancı, cinsiyeti, partisi purtusu olmaz. Bu sebeple her anlayıştaki siyasiler, genel ve yerel yöneticiler gündem oluşturma, bilgi akışı, hassasiyet oluşturma noktasında değerlendirilmelidir.
İnsani yardım faaliyetlerinin artarak devam etmesi gerekir. Bu konuda hazırlanacak büyük eylemler için tetikte olmalıyız.
Eğitimciler, okullarda değişik vesilelerle; ders işlerken, sosyal, kültürel, sportif ve sanatsal etkinliklerde bulunurken bu konuyu gündeme getirmelidir. Ayrıca şiir günleri/geceleri, resim çalışmaları, yarışmalar, sergiler ve münazaralar gibi sayısız faaliyetler yapılmalıdır.
Üniversiteler, programlarında Kudüs ve Filistin konusuna yer vermeli, panel, sempozyum, konferans ve yayınlarla çalışmalarını yürütmelidir.
Diyanet İşleri Başkanlığının halkımızı aydınlatma konusundaki hassasiyeti çok kıymetlidir.
Gazze meselesi ümmetin imtihanıdır. Ümmet derken başımızı sağa sola çevirmeye gerek yok değil mi? Sen, ben, o, yani hepimiz. Müslüman olanlar. Diğer insanlar, vicdanlarına göre bir tepki veriyor zaten. Benim sözüm Müslümanlara. Bizim bu sınavı kazanmamız şart. Duyarlılık, eylem ve mücadele şart. İnsani kıpırdanış, imani hareket şart.
Filistin meselesi tarihî, kültürel, siyasi, millî, insani ve dinî boyutuyla uluslararası tüm platformlarda gündem olmalıdır.
Farklı inançta olanlarla temasa geçilmeli, Filistin meselesine sahip çıkmaları için çalışmalar yapılmalıdır.
İslam İşbirliği Teşkilatı, bütün insanlarla işbirliğine girerek İslam’a uygun bir tarzda icraata geçmelidir. Yapay, sahtekarca konuşmalarla ümmetin canını daha fazla sıkmamalıdır.
D-8 derhâl aktif hâle getirilmeli, İslam Barış Gücü oluşturulmalı ve birlikte bazı adımlar atılmalıdır. En öncelikli mesele olarak da bebek, çocuk ve yetişkin ölümleri derhâl durdurulmalı, insani koridor açılmalıdır. Bunun için katil İsrail ve ağababalarını daha doğrusu uşaklarını kabule zorlamalıdır.
İsrail ve yönetiminin, Uluslararası Mahkemelerde ceza alması için hukuki mücadele güçlü olarak sürdürülmelidir.
“Mış” gibi yapmayalım Müslümanlar…
Amirler memurlar, vekiller asıllar, bakanlar bakmayanlar, işçiler patronlar… Bu mesele hepimizin. Herkes yetki ve sınırı oranında hesaba çekilecektir. Toprağa belenmiş, vücudu lime lime olmuş, bir yudum suya hasret kalmış Gazzeli kardeşlerimiz işte yanı başımızda… Ramazan da geldi. Yoksa kişi başı bin TL tutan sahurlara hazırlık mı yapıyoruz?
Valla benden söylemesi: Allah’ın rahmeti gibi gazabı da vardır.***
Fotoğraf: AA
