Bizimle İletişime Geçin

Din ve Hayat

Kurban: Allah’a Yakın Olma Çabası

Kesilen kurbanlarda bir parça et paylaşmak değil amaç, yoksul, mahrum, mazlum, mağdur insanlara ulaşmak, onlarla yakınlığımızı oluşturmaktır asıl gaye… Çünkü onlarla kurulan yakınlık Rabbimizle yakınlıktır.

EKLENDİ

:

Allah’a yaklaşmak, O’nun rızasını, sevgisini kazanmak, Ona karşı samimiyetimizi ortaya koymaktır Kurban…  O’nun verdiğini yine sadece O’nun için feda etmektir. Samimiyeti sınamaktır. Sınanmaktır yalnız kaldığımız zamanlarda…  Neleri sevip, nelerden vazgeçebileceğimizi ortaya koymaktır. Kendimize ayna tutmaktır kurban…

Kurban; Allah’a yakın olma, hakka, hakikate, doğruya, güzele, adalete, fazilete daima yakın olma, yakın durma ve yakın yaşamadır. Rabbimizin bize emrettiği bütün ibadetlerin en büyük gayesi, bizi kendisine yakın tutmak, ona yakın yaşamak değil mi? O’nun insanlığı var kıldığı yüce gayelere yakın yaşamak da yeryüzünde varoluş gayemiz. Öyleyse kurbana yani yakınlaşmaya, Allah’ın yakınlığını idrak etmeye ihtiyacımız var. Zaten Allah tarafından bir uzaklaşma da söz konusu değil… Zira

“O insana şah damarından daha yakın” (Kaf, 50/16)

“Nerede olursak olalım, O bizimle beraber…” (Hadid, 57/4)

Kurbet-i Rahman… Rahman’ın yakınlığı… Bir Müslümanın bütün ömrü boyunca koşusu O’nadır… Her ibadet O’na götürür Müslümanı… O’na yakın olan, hakka yakın olur. O’na yakın olan, adalete, merhamete yakın olur. O’na yakın olan, şeytana uzak olur.

Kurban; O’nun rızasını, sevgisini kazanma, emrine uyma, O’na kul olmanın şuuruna erme…

Kurban; Kurb anı… Yani O’na yakın olma zamanı… Allah’ın emrine boyun eğiş… Kulluk bilincini tazeleyiş…

Kurban, mukarrebundan olma çabası… Yani takvaya erişme arzusu içinde yüce yaratıcıya yaklaşanlar arasına girebilme gayreti…

Kurban, kurbiyyet… Gönülden bağlılık… Gönüllerin, duaların birleşmesi, milletçe yakınlaşma…Oysa gündelik hayatın hengâmesinde ne kadar da uzaklaştık Yaratıcımızdan, fıtratımızdan, kalbimizden, kardeşlerimizden, sevdiklerimizden, birbirimizden…

İşte kurban tüm bu uzaklıkları yakın eylemek üzere teşri kılınmış bir ibadet…

Kolay değildir elbet Allah’a yakınlık; emek ister, çaba ister. Yakınlık ancak esiri olduklarımızı kurban etmekle mümkündür.

Kesilen kurbanlarda bir parça et paylaşmak değil amaç, yoksul, mahrum, mazlum, mağdur insanlara ulaşmak, onlarla yakınlığımızı oluşturmaktır asıl gaye… Çünkü onlarla kurulan yakınlık Rabbimizle yakınlıktır.

  Kurban, arkasında yüce manaların olduğu bir ibadettir. Onun için kurban ve hac ibadetinin bütün erkanı Yüce Kur’an’da şeâir olarak geçer.

Nedir şeâir? Türkçede biz şuur kelimesini kullanırız. Şeâir; bizi Rabbimize yakınlaştıran, bizim Müslüman olma ve Müslüman kalma bilincimizi, şuurumuzu diri tutan, sürekli taze tutan simgeler demektir. Ezanlarımız, cumalarımız, bayramlarımız, kurbanlarımız, haccımız, Kâbe, Arafat… Bütün bunlar Kur’an’da şeâir olarak geçer.

“Her kim Allah’ın şeâirini, (O’nun sembol, simge olarak bahşettiği yüce değerleri) tazim ederse, bu onun kalbinin ne kadar takvaya yöneldiğini, (yaratıcımıza, rabbimize karşı nasıl bir sorumluluk bilincini taşıdığını) gösterir. (Hacc 22/32)

İşte Kurban takvaya, takva da Allah’a ulaştırır.

Nitekim Yüce Rabbimiz hac kurbanlarından söz ederken, kurbanların aslında Allah’ı yüceltme ve O’na şükretme vesilesi olduğunu belirttikten sonra şöyle buyurur:

“(O kurbanların) ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Fakat O’na sizin takvanız ulaşacaktır” (Hac, 22/ 36-37).

Sevgili Peygamberimiz de… “…Öyleyse kurbanlarınızla arındırın nefislerinizi!” (Tirmizî, “Edâhi”, 1) buyurur.

Demek ki etlerin ve akan kanın ötesinde bir şey var kurbanda. Etler ve kanlar gitmiyor yüceliklere, “Allah’a yönelik derin saygı ve ona olan bağlılık, dinî duyarlılık” idraki gidiyor. Aşkın ve ilâhî olanla yakınlıkta, şekilden ziyade öz ve niyet önemlidir.

Nitekim Allah Resulü’nün namazla, oruçla ilgili uyarılarına baktığımızda, o, ruhî derinliği kaybolmuş bir namazın zahmetten ve yorgunluktan, (Beyhakî, Şu’abü’l- İman, IV, 275), aynı nitelikteki bir orucun ise aç kalmaktan ibaret olduğunu (İbn Mâce, “Sıyam”, 21) bildirmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, “O gün ne mal fayda verir ne oğullar! Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka..” buyuruluyor (Şuara, 26/88-89). Kurbanla, hacla, namazla, hulasa ibadetlerle insan, işte o kalbî kıvamı yakalamaya çalışmaktadır.

Fuzûlî şöyle der:

“Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem ıyd içün

Ben senin sâat-be-sâat dem- be-dem kurbânınam”

Her an ve her saat Hak yolunda kurban olmak…Nefsi kurban etmek, benlikten arınmak… Nefes başına bin defa kurban olurcasına yakınlaşmak… Kurbanla yakınlaşmak. Bir ismi Karîb olan, yakınlaştıran, yakın kılan, yakınlığa çağıran Allah’a yakınlaşmadır.

Kuyruğundan, boynundan, boynuzundan tutup sürükleyerek kendilerine eziyet edilen hayvancıkları kesmekten, çevreyi kirletmekten öte bir manevî atmosfer var bu işte. Kesilmek için boynunu besmeleye uzatan kurbanlık koç mu hayırlı, yoksa ona olanca öfkesiyle abanan veya bıçağı niçin çaldığına dair en küçük bilinç kırıntısı taşımayan “insan” mı?

Kurban, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in baba-oğul sevgisi ile Hakk’a bağlılık duygularının sınanıp kazandığı engin dünyayı yaşamadır. Öfke ile değil sevgiyle bıçağı tutmaktır, kurbanlıkla boğuşma yerine onu kutlu bir armağan gibi uğurlama, belki de kurbanlığa saygı duymadır. Yaratılana şefkat ve merhamet, temizlik, insana saygı, çevrenin korunması, israftan kaçınma bütün bu temel duyarlılıklara riayettir.

Kurban, İsmail olana sabır ve teslimiyet, İbrahim olana azim ve niyettir. Sonra da dua etmektir:

“Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir” (En’am, 6/162).

Kurban, bir bayramdır aynı zamanda… Sevinçleri büyütme mevsimidir. Önce kendi kalplerimizi bir sevinç yumağı haline getirip sonra anne-babamızın gönüllerini alıp, çocuklarımızı, şefkat ve merhamete muhtaç öksüz ve yetimleri, yoksul ve kimsesizleri görmektir. Hasta yatağında ziyaretçi bekleyenleri sevindireceğimiz, insanî duyarlılıkları ve yardımlaşmayı öne çıkararak bütün insanlığın gözlerine sevinç taşıyacağımız müstesna zaman dilimidir.

Hz. Âişe validemiz şöyle anlatıyor:

Bir koyun kesilmişti. Efendimiz sordu: “Ne kadarı dağıtıldı, geriye ne kaldı?”

“Sadece bir kürek kemiği kaldı.” cevabını aldı. Kürek kemiği dışında hepsi dağıtılmıştı. Bunun üzerine o şöyle buyurdu:

“(Desene Ya Aişe) bir kürek kemiği hariç, hepsi duruyor!” (Tirmizî, “Sıfatü’l-Kıyâme”, 35)

Demek ki gerçek servetimiz, infak ettiklerimizden ibaret…

Demek ki; “giden”ler, aslında “bize kalanlar”…

Öyle ise düşünelim gerçekten kurbanlarımızın ne kadarı bizim…

Kurbanlarımız Rabbimize yakınlığa vesile olsun.

Gurbeti kurbete, firkati vuslata döndüren Rabbimiz! bir yakınlık versin bize; bir sürur versin gönlümüze…

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çok Okunanlar