Utanırlar yüzünü gizlersen
Alırsan ruhlarını ölürler
Ve ancak böyle dönerler özleri olan toprağa!
Ruh verirsen yeniden doğarlar
Yeniden canlandırırlar bu yeryüzünü
Rabbe sonsuz şükür et şimdi!
(Mezmurlar)
I
şehrin tam ortasında
bir yudum sevgi ve unutuluş hikayesi
günlerden pazar, aylardan ekim
gıdım gıdım ölen ruhlara
ve yeniden doğanlara
yeniden canlanan bu yeryüzüne
gizlenen yüzlere, kör olan gözlere
umudun umuduna tez yetişmek
on kere dirilmek ve on kere
yeniden ölmek için
aylardan ekim, günlerden pazar
şehirdir, biliriz aç boğazı beslemek için
ekmeği nimet bilmek
iki zeyn ve lam’ın toplamı kadar
vav’ı sanki yedi nun’la çarparak
azık yaptım eyyamı
şehri dürdüm, bıraktım
serdim öz olan asil toprağa
ah kalbimin yangın yeri
öyle bir sancıyla yıkandın ki
bu şehri Van’ı elli sene kaybetsem
bulsam, diriltsem ve sonra
geçirdiğim uykusuz
bunca geceler, bunca gündüzler
aşkın ve nefretin köküne
yüz on bir saat tamı tamına
hep panzehir akıttım
mevsimlerden sonbahardır
nedense hep hüzün kuşlarını uçururdum
bu sombahar garip mi garip
çokça ölüm kuşlarını uçurdum
ne hiç bir yağmur damlası
ağır gelmişti şimşir taraklı kel başa
ne hiç bir apak kardan melekler
ağlayan gözlerin ta içine bakarak
her gün içtiğim bir bardak su
kirden görünmeyen bu ten elbisesinden
azar azar tükenen çaresizlikten
bilginin beklemek kapısından
çıkmayan ikrarın acizliğinden
tükenen gücün sabır şemsiyesine
habire terden bir kerpiç duvar örülmesiydi
kudretin tokadı uyarmak o an
tekrar sınamak tekrar uyandırmak gibi
utandırmak yüzünü, tekrar yıkamak gibi
Zebur’un ölüm duası
Kur’an’ın zilzal ikazı gibi
“ve toprak ağırlığını dışarı akıttığı zaman!”
II
mevsim maziden bir ayna
günlerden sükûti istikbal
saatlerden sonrası evrenin orta yeri
ve dehşet ve korku ve çığlık
idrakin hayalet gibi geçip gitmesidir
yere atılan bir bıçak gibi
insanın içinden geçen faylardan
mahşeri tatmak için depreme selam dur
o zaman göreceksin yere çaktığın kazık
nasıl geriye dönüp çakılıyor kalbine
damla damla her hüzün ebabil kuşlarıdır
gökten yere bir melal
yerden göğe bir ağıt
III
ey şehri yıkayıp geçen ateş
uzun bir zamandır ayıkladığım taşları
bir çırpıda kucağımdan boşalttım
bu ağırlık altında
yaralı ayaklarımı
her gün bu kan suyuyla
yıkamaktan yoruldum
bir adam saldım şehre
taze haberle dolu çok yıldızın
parlak gözlerini öpsün diye
haberleri sırtlayan ey zilzal habercisi
ruhlara yapışan kirli bu notaları
ağzıyla çalan rinde versen ne olur
ne olur bu sırrı tutup yerlere çalsan
etsiz ve kemiksizin baş parmağına baksan
kandan, irinden gayrı
nurdan bu ışığı görsen ne olur
IV
gün ortası bir kuşun yuvasından bir çalı
Van Gölü kıyısında bir çakıl taşa değdi
23 Ekim – 27 Kasım 2011
-dehşetleri ancak yaşayanlar bilir-
(Van Depremi anısına yazılmıştır)
