1. Anasayfa
  2. Düşünce

Geleceğe Seslenen Büyük Türk Düşünürleri: Nesil İnşasının Fikrî Haritası

Geleceğe Seslenen Büyük Türk Düşünürleri: Nesil İnşasının Fikrî Haritası
0

Medeniyetler Nesillerle Kurulur

Bir milletin geleceği yalnızca teknolojik ilerleme, ekonomik büyüme veya askerî güçle inşa edilmez. Kalıcı ve köklü bir gelecek, zihni ve ruhu işlenmiş nesillerle mümkündür. Bu sebeple Türk düşünce tarihinde, özellikle son iki asır boyunca birçok mütefekkir, yaşadığı çağın krizlerini aşacak bir “ideal insan” ve “ideal gençlik” tasavvuru üzerinde yoğunlaşmıştır. Onlar için medeniyetin yeniden ayağa kalkması, öncelikle bir nesil meselesidir.

Bu bağlamda Mehmet Akif Ersoy’un “Asım’ın Nesli”, Necip Fazıl Kısakürek’in “Büyük Doğu Nesli”, Sezai Karakoç’un “Diriliş Nesli” ve Nurettin Topçu’nun “Hareket Nesli” idealleri, farklı kavramsal çerçeveler içinde şekillenmiş olsa da aynı tarihî kaygının farklı tezahürleri olarak okunabilir.

Bu düşünürlerin tamamı bir medeniyet krizinin içinden konuşmaktadır. Ortak soruları şudur:

“Bu millet yeniden nasıl ayağa kalkacaktır?”

Verdikleri cevap ise dikkat çekici biçimde ortaktır:

“Yeni bir insan tipi yetiştirerek.”

Mehmet Akif ve Ahlâkın Temsilcisi: Asım’ın Nesli

Mehmet Akif’in “Asım’ın Nesli” ideali, ahlâk, iman ve fedakârlık ekseninde şekillenir. Akif’in meşhur dizeleri bu idealin özeti niteliğindedir:

“Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek.
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”

Bu sözler yalnızca bir övgü değil, Çanakkale’de ortaya çıkan ruhun tarihî bir tescilidir. Akif’in ideal gençliği; inançlı, çalışkan, vatansever ve şahsiyet sahibi bireylerden oluşur. O, Batı’nın ilmini ve tekniğini almayı savunurken, onun maneviyattan uzak materyalist anlayışına teslim olmayı reddeder.

Akif’in düşüncesinde medeniyetin temel taşı ahlâktır. Teknik gelişme ve bilimsel ilerleme, sağlam bir ahlâkî omurgaya dayanmadığında insanı kurtaramaz. Bu nedenle Asım’ın nesli yalnızca mücadele eden değil, aynı zamanda irfanla donanmış bir nesildir.

Necip Fazıl ve Büyük Doğu’nun İdeal Genci

Necip Fazıl Kısakürek’in ortaya koyduğu “Büyük Doğu Nesli”, esas itibarıyla metafizik bir diriliş çağrısıdır. Ona göre Türkiye’nin yaşadığı kriz yalnızca siyasî veya ekonomik değildir; daha derinde, bir anlam ve kimlik krizidir. Dolayısıyla çözüm de yalnızca yönetim değişikliğinde değil, ruhun yeniden inşasında aranmalıdır.

Necip Fazıl’ın ideal genci; inancıyla düşünen, aksiyon sahibi, dava şuuru taşıyan ve medeniyet iddiası olan bir karakterdir. “Büyük Doğu” düşüncesi, Doğu’nun hikmetini yeniden ayağa kaldırmayı hedefleyen kültürel ve fikrî bir manifesto niteliğindedir.

Bu anlayışın merkezindeki gençlik pasif değil mücadeleci; taklitçi değil kurucu; edilgen değil dönüştürücüdür.

Sezai Karakoç ve Diriliş Nesli

Sezai Karakoç’un “Diriliş Nesli” düşüncesi, modern Türk düşüncesinin en kapsamlı medeniyet tasavvurlarından biridir. Karakoç’a göre İslam medeniyeti yalnızca siyasî ve askerî alanlarda değil, ruh ve anlam dünyasında da ağır bir yıkım yaşamıştır. Bu sebeple ihtiyaç duyulan şey sıradan bir yenilenme değil, köklü bir diriliştir.

Diriliş Nesli, geçmişi romantik bir özlemle tekrar eden bir topluluk değildir. Aksine geçmişin ruhunu anlayan ve onu geleceğe taşıyan bilinçli bir kuşaktır. Karakoç’un gençlik anlayışı; estetikle ahlâkı, düşünceyle eylemi, gelenekle yeniliği aynı potada buluşturur.

Onun idealindeki genç yalnızca bir mühendis, akademisyen veya bürokrat değil; aynı zamanda medeniyetin taşıyıcısı ve yeniden kurucusudur.

Nurettin Topçu ve Hareket Nesli

Nurettin Topçu ise bütün bu yaklaşımlar içerisinde ahlâkı merkeze alan en güçlü düşünürlerden biridir. Ona göre milletleri ayakta tutan asıl unsur ideolojiler değil, ahlâk ve iradedir. “Hareket Nesli” kavramı da bu anlayışın ürünüdür.

Topçu’nun hareket anlayışı yalnızca fizikî eylem veya siyasî faaliyet anlamına gelmez. O, hareketi hakikat uğruna sorumluluk almak, vicdanın çağrısına kulak vermek ve ahlâkî bir duruş sergilemek şeklinde yorumlar.

Onun şu sözleri, tarih ve medeniyet anlayışını özetler:

“Ömerler ile Akiflerin tam ortasında duran Fatih’in ruhu hakikatte bizim vücudumuzda devam ediyor. Bunu hissediyoruz. Fatih’i bir kılıçtan ibaret sananlar, bilsinler ki Fatih ölmüştür ama Fatih’in ruhunun ebedî hâkimiyetine inananlara müjdeliyorum. Fatih’in ruhu ölmez, Fatih’in ruhu ebedî kalacaktır.”

Bu ifadelerde Topçu, tarihi yalnızca geçmişte yaşanmış olayların toplamı olarak görmez. Ona göre tarih, yaşayan bir ruhtur. Fatih Sultan Mehmet’in temsil ettiği medeniyet iradesi, nesilden nesile aktarılan bir bilinç olarak yaşamaya devam etmektedir. Burada Fatih, yalnızca tarihî bir şahsiyet değil, aynı zamanda bir medeniyet sembolüdür.

Topçu’nun düşüncesinde gençlik; konforu değil sorumluluğu seçen, tüketen değil üreten, menfaat peşinde koşan değil hakikatin izini süren şahsiyetli insanlardan oluşur. Bu nedenle onun “hareket” kavramı, siyasî aktivizmden çok vicdanî bir direnişi ifade eder.

Ortak Ufuk: Medeniyetin Yeniden İnşası

Bu büyük düşünürlerin yöntemleri ve vurguları farklı olsa da hedefleri ortaktır: Türk milletinin yeniden dirilişi ve medeniyet bilincinin yeniden ihyası.

Onların tamamı eğitimi yalnızca meslek kazandıran bir süreç olarak değil, insan yetiştirme meselesi olarak değerlendirmiştir. Mehmet Akif ahlâkı, Necip Fazıl metafiziği, Sezai Karakoç dirilişi, Nurettin Topçu ise hareket ahlâkını merkeze almıştır. Ancak hepsinin ortak paydası; şahsiyet sahibi, idealist, sorumluluk duygusu yüksek ve medeniyet şuuru taşıyan bir gençlik arayışıdır.

Bugün modern dünyanın en büyük problemlerinden biri anlam krizidir. Teknoloji ilerlemekte, fakat insan giderek yalnızlaşmaktadır. Bilgi çoğalmakta, fakat hikmet azalmaktadır. İşte tam da bu noktada Türk düşünce tarihinin bu büyük isimleri yalnızca geçmişe değil, geleceğe de seslenmektedir.

Çünkü medeniyetler binalarla değil, fikirlerle; kurumlarla değil, insanlarla; en nihayetinde ise nesillerle kurulur.

Mustafa Alıcı, 1969 yılında Erzincan'da doğdu. 1988 yılında Erzincan İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl girdiği Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğrenciliği sırasında hafız oldu. 1993 yılında İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Dinler Tarihi anabilim dalında doktoraya başladı. Ocak 1996- Aralık 1996 tarihleri arasında bir yıl süreyle İtalya, Perugia'da Yabancılar İçin İtalyanca Üniversitesi'nde ileri düzey İtalyanca dil eğitimi aldı. 1996- 1998 yılları arasında İtalya, Roma’da doktora teziyle ilgili araştırmalarda bulundu. 1998 yılında 3 ay İngiltere'de, Bristol, Birmigham ve Londra'da doktora teziyle ilgili araştırmalar yaptı. 1995- 2010 yılları arasında Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Dinler Tarihi öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2011-2012 yılları arasında Erzincan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan yardımcısı olarak hizmet etti.2012 yılının yazında üç ay süreyle YÖK bursu ile İtalya’da akademik çalışmalarını sürdürdü. 2013 yılında Profesör olan ve2014 yılında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak atanan Alıcı, 25 Kasım 2017 tarihinde aynı fakültenin dekanlığına asaleten atanan Alıcı, 24 Nisan 2019 tarihine kadar bu görevi sürdürdü. Alıcı, Evli ve üç çocuk babası olup Arapça, İngilizce, İtalyanca ve Latince bilmektedir. Alıcı halen dinlerarası ve kültürlerarası ilişkiler, İslam irfanı, monoteizm, postmodern din bilimleri konularında çalışmalarını sürdürmektedir. Bazı çalışmaları şunlardır; 1. Dinler Tarihinin Batılı Öncüleri”(2008, 2011) 2. Evrimci Politeizm Devrimci Monoteizm (2014) 3. Din Bilimlerinde Klasik ve Çağdaş Metodolojik Yaklaşımlar (2017) 4. Postmodern Din Biliminin Batılı Öncüleri (Yayımlanmak Üzere)

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir